Bundan önceki yazılarımda, cennet ve cehennem ve bunların müntesipleri konusunda iki yazı kaleme almıştım. Bu yazımda ise şahsım da dahil olmak üzere özellikle günümüz Müslümanları için bir motivasyon olsun diye bu yazıyı kaleme alıyorum.
Evet, emekleme zamanı değil koşma zamanı… Fakat neye ve nasıl koşmak gerekiyor? Gündemimizin en önemli maddesi ne olmalı ve bu noktadaki hareket stratejilerimiz nasıl olmalı konuları üzerinde durmak istiyorum. Bunun için de kalbimizin nuru, gözümüzün aydınlığı ve yol azığımız olan ayetleri vererek yazıma başlamak istiyorum:
“ Rabbinizin bağışına ve takva sahipleri için hazırlanmış olup genişliği gökler ve yer kadar olan cennete koşun! (3/133).
O takva sahipleri ki, bollukta da darlıkta da Allah için harcarlar; öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah da güzel davranışta bulunanları sever ( 3/134).
Yine onlar ki, bir hayasızlık yaptıklarında, ya da kendilerine zulmettiklerinde Allah’ı hatırlayıp günahlarından dolayı hemen tövbe – istiğfar ederler. Zaten günahları Allah’tan başka kim bağışlayabilir ki! Bir de onlar, işledikleri kötülüklerde, bile bile ısrar etmezler(3/135).
İşte onların mükâfatı, Rableri tarafından bağışlanma ve altlarından ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetlerdir. Böyle amel edenlerin mükâfatı ne güzeldir (3/136).”
Ben bu ayetler üzerinde sırasıyla durmayacağım. Zaten burası da ona müsait değil. Kaldı ki ayetler çok açıktır. Benim asıl derdim bu ayetler bana ne diyor konusu üzerinde durmaktır. İlâhi emir koş diye başlıyor. Koşmak için öncelikle hedefin belirlenmiş olması lazım. Bu hedef belirlenmiş mi? Evet belirlenmiş. Kim tarafından belirlenmiş? Bütün bu alemi yoktan yaratan ve bu alem üzerinde mutlak anlamda egemen olan Allah Azze ve Celle tarafından belirlenmiş. Nedir bu hedef? Cennet ! Peki cennet nedir? Genişliği göklerle yer kadar olan ve muttakiler için hazırlanmış bulunan ve nihayet her türlü güzellikleri kendi bünyesinde bulunduran ,eşi benzeri bulunmayan ebedî bir mekan…Ama oraya günahla girilmez ki; önce onlardan temizlenmek lazım. Zümer suresi ayet 73 de belirtildiği gibi tertemiz olmak, arınmak lazım. Onun için ayetteki sıralamayı çok önemsiyorum. Yani önce Allah’ın mağfiretine sonra da cennete koşmak lazım. Peki bu cennet kimler için hazırlanmış? Muttakiler için yani takva sahipleri için .
Buradaki anahtar kelime “ Takva “ sözcüğüdür. Bu sebeple takva sözcüğü üzerinde kısaca durmak istiyorum. Takva, kul olarak Allah’a( cc) karşı sorumluluk bilincine sahip olmak demektir. Bir başka ifadeyle Allah’tan O’na yaraşır bir şekilde korkmak- sakınmak demektir. Takva, kişinin özde ve sözde, davranışlarında Allah’ın huzurunda olduğunu bilerek hareket etmesidir. Takva aynı zamanda kalbin bir amelidir. Bu sebeple takva Allah’ın sevgisinden mahrum kalma korkusudur. İbadetlerin kabul olması için işin olmazsa olmazıdır. Rabbimiz : “ Allah katında en değerliniz, en derin takva sahibi olanınızdır “( 49/13) buyurarak takvanın ne kadar önemli olduğunu bizlere bildirmiştir.
Şimdi takva sahiplerinin hareket stratejilerini belirleyen amelleri üzerinde durmak istiyorum: Takva sahipleri bollukta ve darlıkta Allah için infak ederler, öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Bir hayasızlık yaptıkları veya nefislerine zulmettikleri zaman Allah’ı hatırlarlar ve hemen günahlarının bağışlanmasını isterler. Yaptıkları kötülükte bile bile ısrar etmezler.
Günahların bağışlanması konusunda Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: Hiç bir adam yoktur ki, bir günah işlesin sonra da kalkıp abdest alsın, iki rekat namaz kılsın. Daha sonra da, Allah’tan kendisini affetmesini istesin de Allah da onu affetmesin. Yani Allah onu affeder demiştir.
“ Öfkelerini yutarlar” : Gücü olduğu halde öfkesini yutmak gerçekten çok zordur. Ama bilelim ki zorluğun mükâfatı da büyüktür. Resulullah( as) şöyle buyurmuştur: “ Kul, Allah için yuttuğu öfke kadar sevaplı bir yudum yudumlamamıştır” ( Ibn Mâce,4189). Kendi şahsı ile alakalı konularda insanları affederler. Fakat şunu da ekleyelim ki sorumluluk makamında iseler, hatta devlet başkanı dahi olsalar, zulme uğrayan bir kimse zulmedeni affetmediği müddetçe zulmedeni affetme yetkisi yoktur.
Takva sahibi kimseler esas itibarıyla cömerttirler. Verecek bir şeyler bulamasalar bile güzel sözlerle ihtiyaç içinde olanları onura ederler. Güzel bir söz arkadan eziyet getiren bir sadakadan daha hayırlıdır anlayışı içinde hareket ederler. Birde onlar yaptıkları kötülüklerde bile bile ısrar etmezler. Bu özelliği çok önemsiyorum. Çünkü müslümanın Allah( cc) katında derecesinin sürekli bir şekilde artması için kötülükleri terk edip hep iyiliklere sarılması esastır. İnsan hata yapabilir, önemli olan hatada ısrar etmemektir. Hata yapıldığında hemen Allah’ı hatırlamak ve tövbeyi- nasuh zırhına bürünmek gerekir. Peki bunlar yerine getirildiğinde ne var? Rabbimizin büyük bir ikramı var: İşte onların mükâfatı, Rableri tarafından bağışlanma ve altlarından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlerdir. Böyle amel edenlerin mükâfatı ne güzeldir. Elhamdülillah…
Son Söz
Bu dünyaya bir defa daha gelme imkanımız yok. Bunun için Rabbimizin önümüze koyduğu hedef bizim de birinci hedefimiz olmalı. Böyle bir hedefe hiç emekleyerek gidilir mi? Asla! Koşmak koşmak ve yine koşmak…
Selâm ve muhabbetle,
Ekrem Öztürk
