Giriş
Heidi A. Campbell’ın Digital Religion: Understanding Religious Practice in New Media Worlds adlı eseri, dijital medya ile din arasındaki ilişkiyi betimlemekten ziyade, bu ilişkinin dini pratikleri, kimlikleri ve otorite biçimlerini nasıl dönüştürdüğünü anlamaya yönelik kuramsal bir çabadır. Campbell’in temel önermesi, dijital ortamların din için yalnızca yeni bir araç ya da iletim kanalı olmadığı; aksine, dinin bizzat yaşandığı, üretildiği ve müzakere edildiği yeni bir toplumsal bağlam oluşturduğudur. Bu yaklaşım, din sosyolojisinde uzun süre etkili olmuş “online–offline” ayrımını aşmayı hedefler.
Dijital Din Kavramsallaştırması
Kitabın omurgasını oluşturan “dijital din (digital religion)” kavramı, çevrim içi ve çevrim dışı dini hayatların birbirinden kopuk alanlar olmadığı varsayımına dayanır. Campbell’e göre modern dindarlık, cami, kilise ya da havra gibi fiziksel mekânlarla sosyal medya, forumlar, bloglar ve dijital platformlar arasında sürekli gidip gelen hibrit bir yapı kazanmıştır. Bu nedenle dijital ortamlar, “gerçek dinin taklidi” olarak görülemez; aksine, günümüz dindarlığının ayrılmaz bir parçasıdır.
Bu çerçevede Campbell, dijital dinin ne tamamen geleneksel dinin aynısı ne de ondan kopuk yeni bir fenomen olduğunu savunur. Dijital din, mevcut dini geleneklerin teknolojiyle müzakere ederek kendilerini yeniden kurdukları bir alan olarak tanımlanır.
Dini Otoritenin Dönüşümü
Kitapta önemli bir yer tutan başlıklardan biri, dijital medyanın dini otorite üzerindeki etkisidir. Campbell, internetin dini otoriteyi otomatik olarak ortadan kaldırdığı yönündeki yaygın kanaati reddeder. Ona göre olan biten şey, otoritenin yok olması değil; dağıtılması ve çoğullaşmasıdır. Dijital ortamlar, din adamlarının, kurumların ve geleneksel liderlerin tekelindeki yorum alanını genişletir; sıradan müminleri de dini bilgi üretiminin parçası hâline getirir.
Böylece dini söylem, yukarıdan aşağıya tek yönlü bir aktarım olmaktan çıkar; daha yatay, tartışmalı ve katılımcı bir nitelik kazanır. Blog yazıları, çevrim içi vaazlar, sosyal medya paylaşımları ve forum tartışmaları bu dönüşümün somut örnekleridir.
Cemaat, Kimlik ve Ağ Toplumu
Campbell, dijital çağda cemaat kavramının da köklü biçimde değiştiğini vurgular. Dini cemaatler artık fiziksel yakınlıkla tanımlanmaz; ağlar üzerinden kurulan, gevşek ama süreklilik taşıyan ilişkiler ön plana çıkar. Bu durumu “networked religion” kavramıyla ifade eder.
Bu yeni cemaat biçimleri, bireylere hem daha fazla esneklik hem de daha fazla bireysel sorumluluk yükler. Dindarlık, hazır bir kurumsal kalıba girmekten çok, kişinin kendi dini yolculuğunu dijital kaynaklar arasından seçerek inşa ettiği bir sürece dönüşür.
Dijital Ritüeller ve İbadet
Kitap, dijital ortamda gerçekleştirilen ibadet ve ritüelleri normatif bir bakışla değil, sosyolojik bir gerçeklik olarak ele alır. Online dua grupları, canlı yayınlanan ayinler, dini mobil uygulamalar ve sanal hac deneyimleri gibi pratikler, Campbell’e göre “gerçek ibadet midir?” sorusundan ziyade, insanlar bunları nasıl deneyimliyor ve anlamlandırıyor? sorusuyla analiz edilmelidir.
Bu yaklaşım, dini pratiğin meşruiyetini teolojik bir otoriteye değil, toplumsal kabul ve deneyime dayandırır.
Teknolojiye Dini Tepkiler
Campbell, dinlerin teknolojiye verdikleri tepkileri dört ideal tipe ayırır: tamamen reddetme, seçici kullanım, uyarlama ve kutsallaştırma. Bu sınıflandırma, farklı dini geleneklerin dijital medyayla kurduğu ilişkinin tek tip olmadığını göstermesi bakımından önemlidir.
Eleştirel Değerlendirme: İktidar ve Devlet Boyutunun Eksikliği
Campbell’ın çalışması, dijital dinin kültürel ve toplumsal boyutlarını başarıyla analiz etmesine rağmen, iktidar, devlet ve siyaset ilişkisini yeterince derinleştirmez. Dijital din, kitapta büyük ölçüde bireyler, cemaatler ve dini kurumlar arasındaki etkileşim üzerinden ele alınır; oysa dijital ortamlar aynı zamanda devlet denetimi, gözetim, propaganda ve meşrulaştırma mekanizmalarının da merkezindedir.
Dijital dinin iktidarla ilişkisi ele alındığında şu sorular kaçınılmazdır: Devletler dijital dini söylemleri nasıl düzenler, teşvik eder ya da bastırır? Resmî din yorumları dijital platformlarda nasıl öne çıkarılır? Algoritmalar hangi dini sesleri görünür, hangilerini marjinal kılar?
Bu noktada dijital din, yalnızca özgürleştirici bir alan değil; aynı zamanda dinin devletleştirilmesi ve siyasallaştırılması için yeni imkânlar sunan bir araç olarak da değerlendirilmelidir. Sosyal medya vaizlerinin yükselişi, çevrim içi fetva mekanizmaları ve resmî din kurumlarının dijital hegemonya kurma çabaları, Campbell’ın çerçevesinde yeterince işlenmeyen başlıklardır.
Tamamlama: Dijital Din, İktidar ve Devlet
Campbell’ın yaklaşımı, iktidar boyutuyla tamamlandığında dijital din şu şekilde yeniden düşünülebilir: Dijital platformlar, dini otoriteyi yalnızca çoğullaştırmaz; aynı zamanda devletin tercih ettiği dini yorumları merkezîleştirecek biçimde yeniden düzenler. Algoritmik görünürlük, hukuki düzenlemeler ve platform politikaları, dijital dindarlığın sınırlarını fiilen belirler.
Bu bağlamda dijital din, bir yandan bireysel dindarlık biçimlerini çeşitlendirirken, diğer yandan din–devlet ilişkisini daha görünmez ama daha etkili bir biçimde yeniden üretir. Dijital alan, modern devlet için dinin hem denetlenebildiği hem de araçsallaştırılabildiği yeni bir kamusal mekâna dönüşür.
Sonuç
Digital Religion, dijital çağda dini hayatı anlamak için vazgeçilmez bir kavramsal çerçeve sunar. Ancak bu çerçevenin, iktidar ve devlet boyutuyla tamamlanması, kitabın sunduğu analizleri hem küresel siyaset hem de Türkiye gibi devlet–din ilişkisinin yoğun olduğu bağlamlar açısından daha açıklayıcı hâle getirecektir. Bu tamamlamayla birlikte dijital din, yalnızca kültürel bir dönüşüm değil, aynı zamanda politik bir mesele olarak da okunabilir.
