Bir anne duruyor zamanın ortasında,
takvimler sustu,
saatler yetim.
Gözlerinde dört ayrı gökyüzü yıkılmış,
her biri adıyla çağrılmayı bekleyen bir yıldız.
Ağlamak diyorlar buna.
Hayır.
Hayır.
Bu, ağlamak değil
bu, bedenin artık taşıyamadığı bir yük.
Kirpikleri yanık bir ülke sınırı gibi,
geceleri kanıyor.
Gözleri kızıl,
çünkü dünya bakmamayı,
kardeşim dedikleri susmayı seçti.
Ey suskun insanlık,
senin insan hakların nerede başlar,
bir annenin gözünde mi biter?
Kadın hakları hangi raporda ölür,
hangi diplomatik cümlede gömülür çocuklar?
Bu anne bir pankart taşımıyor,
ama yüzü başlı başına bir manifesto.
“Unutmayın” yazıyor alnında,
“Alışmayın” diyor susarak.
Dört çocuk
bir evden değil,
bir gelecekten çıkarıldı.
Oyuncakları yarım kaldı,
mezarları tam.
Ama bil ey zalim,
anneler yalnızca doğurmaz.
Annelik, direnişi de büyütür.
Bu gözyaşı toprağa düştüğünde
taş olur,
sapan olur,
şiir olur.
Ve şiirim…
tanklardan
israil’den daha uzun ömürlü olacak.
Bu anne konuşmuyor sananlar.
Bilin ki
Dünya, onun gözleriyle yargılanıyor.
