05 Haz 26 - Cum 7:00:am
Koyu Açık

Blog Post

Fikir Yorum > Fikir yorum > Farkı Fark Etmek: Cennet ve Cehennem

Farkı Fark Etmek: Cennet ve Cehennem

           Bugünkü yazımda yolların ayrılış noktasını, daha açık bir ifadeyle İslam’la Cahiliyenin ayrılış noktasını belirleyen  çok önemli bir konu üzerinde durmak istiyorum. Evet  cennet ve cehennem.

Cennet ve cehennem Kur’an’da en çok zikredilen kavramlardandır. Bu kavramlar çok canlı tablolar halinde, farkın daha iyi fark edilmesi için, arka arkaya birbirine zıt olarak takdim edilmişlerdir. Öyle ki birisine ne kadar çok yaklaşırsanız, diğerinden o ölçüde uzaklaşmış olursunuz. Bir yanda aklımızın, hayalimizin kavrayamayacağı nimetlerle donatılmış cennet ve cennette mü’minlerin Allah’a ( cc) olan hamdları ve Firdevs cennetindeki yaşantıları, diğer tarafta en ağır azapla karşılaşan cehennemdeki kafirler… Derileri piştikçe daha çok acı duysunlar diye derileri değiştirilen ( Nisâ,56), dünyada iken ölümden kaçan fakat cehennemde ölüm isteyen ama her taraftan ölüm geldiği halde bir türlü ölemeyen ( Furkan, 14) kafirler… Cehenneme gitmek kolay, tabii ki sonuçlarına katlanmak kaydıyla… Şeytana ve şeytan kişilere uyulduğunda mesele biter. Ama cennete gitmek zor.

Şu ayete bir bakar mısınız?

            “ ( Ey Mü’minler) Yoksa siz, sizden önce gelip geçenlerin başına gelenler size de gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Yoksulluk ve sıkıntı onlara öylesine dokunmuş ve  öyle sarsılmışlardı ki, nihayet Peygamber ve beraberindeki mü’minler Allah’ın yardımı  ne zaman gelecek noktasına gelmişlerdi. İyi bilin ki Allah’ın yardımı yakındır “ ( Bakara, 214).

           Bu konu ile ilgili Rasûlullah( as) da şöyle buyurmuştur: Hiç bir insan kendi amelinin karşılığı olarak cennete giremez. Bunun üzerine Hz. Aişe validemiz, Sende mi Ya Rasûlullah demesi üzerine evet ben de, demiştir. Dolayısıyla hiçbir müslüman ben cenneti hak ettim diyemez, dememelidir. Yani haddi aşan sözlerden kaçınmamız lazım. Tabii ki cennete gitmenin ümit ve arzusu içinde olacağız. Bunun için elimizden geleni yapmalıyız. Şunu da eklemek isterim ki, cenneti hak ettim demek başka bir şey, ümit var olmak çok daha başka bir şeydir. Demek ki cennete girmek Rabbimizin bir ikramıdır. Böylece cennet ve cehennemle ilgili küçücük bir pencere açmış olduk. Şimdi gelelim sadete:

          Cennet ve cehennemle ilgili Kur’an’da birçok ayetler, bunlarla ilgili canlı tasvirler vardır. Öyle ki henüz zahiri olarak vuku bulmamış, fakat muhakkak vuku bulacak olan canlı tasvirler… Rabbimizin ilminde gelecek zamanda, şimdiki zamanda geçmiş zamanda aynıdır. Yani Allah Azze ve Celle zamandan münezzehtir, bu sebeple olacak olan her şeyi de bilir. Rabbimiz lütfu kereminin bir gereği olarak insanoğluna bunu önceden bildiriyor ki aklını doğru yerde kullansın. Ayni zamanda hadislerde de bu konu ile ilgili birçok bilgiler vardır.

Tabii ki mesele sadece bilgi edinmek değil, asıl önemli olan bilginin içinde olmak, bilgiyi hayata geçirmektir. Ben bunlar üzerinde duramayacağım. Çünkü bunlardan her birisi bir yazının hacmini aşan geniş konulardır. Benim asıl üzerinde durmak istediğim konu, insan hayatının doğru bir zemine oturtulması ve mutlak anlamda adaletin sağlanabilmesi için cennet ve cehennem kavramlarına son derece ihtiyaç olduğu konusudur. Bir başka ifadeyle bu iki kavram bu işin olmazsa olmazıdır. Aslında bugünkü dünyanın temel sorunu da budur. Bugün heva ve hevesin kulu olan, güce taparak gücün de kulu kölesi haline gelen bu tiranların Gazze’de yaptıkları eziyet ve işkenceler, ölümler yanlarına kar mı kalsın… Bu kadar yapılan zulümler karşılıksız mı kalsın… Bu tiranların zaman zaman ( Doland Trump ‘da olduğu gibi) cennet ve cehennem hakkındaki söylemlerine de şahit oluyoruz. Fakat bu söylemler retorik bir söylemden öteye geçmemektedir. Çünkü zihniyet bozuktur. Problemin çözümü tahrif edilmiş kitaplarla, ya da tamamen seküler bir zihniyet ile çözülemez. Siz hiç bir cahiliye sisteminin cennet ve cehennem kavramları üzerine inşa edildiğini gördünüz mü? Göremezsiniz, çünkü onların ahiretle ilgili bir mesajı yoktur. Hâlbuki İslâm’da ahiret inancı esastır, temeldir. Bunun üzerine dünya hayatı inşa edilir. İmanın temel ilkelerinden olan ahiret inancı hemen Allah’a imandan sonra gelir. Hatta  “Allah’a ve Ahiret gününe inananlar “diye birlikte zikredilir. Şüphesiz ki ahiret gününe iman etmek demek cennet ve cehennemin varlığını kabul etmek ve ona göre bir hayat tarzı yaşamaktır. Bir başka ifadeyle dünya hayatının geçici, ahiretin kalıcı olduğunu idrak edip, zerre miktar hayır ve şerrin, hatta niyetlerin,  hata payı sıfır olan doğruluk terazileri ile tartılıp değerlendirileceği bir zaman dilimine iman etmek demektir. İşte bu anlayış;  kişi ister idare eden ya da idare edilen hatta devlet başkanı konumunda olsun ona gerçek anlamda bir sorumluluk duygusunu verir. Dünyada yaşarken ahiret için yaşadığının şuurunda olur.

             Son Söz

        Dünyaya gelen her insan ahiret yolcusudur. İstese de istemese de yolcu olma vasfını değiştiremez. Bu yolculuk, üçüncü bir ihtimali olmayan cennet ya da cehennemle sonuçlanacaktır. İnananlar cennete, inanamayanlar da cehenneme gideceklerdir. Allah Azze ve Celle bizleri tercihini doğru yapanlardan eylesin.

         Selâm ve muhabbetle,

          Ekrem Öztürk

Yorum Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir