Ahmet Cevdet Paşa’nın Kur’an’ı Kerim’in metni ile birlikte tercümesi 1928 yılında Türk Neşriyat Yurdu tarafından yayınlanmış. Yakup Döğer Bey’in Latin alfabesine çevirisiyle; okuyucunun anlama zorluğu çekeceğini düşündüğümüz kelimeleri parantez içinde sadeleştirerek yayınlıyoruz. (Bu Latin alfabesine çevirinin orijinal Osmanlıca metnine ARŞİV bölümünden ulaşabilirsiniz.) https://fikiryorum.net/arsiv/ahmet-cevdet-pasa-kuran-kerim-meali-osmanca-1/)32- Cevdet Paşa Meali – Secde Suresi
Mekke’de nazil olmuş, 30 ayettir.
Rahmet ve inayet sahibi Allah’ın ismiyle başlarım
1- 2 – Ben mecid (şerefli, büyük) olan Allah’ım. Bir şek (şüphe) yoktur ki alemlerin rabbi tarafından inzal (indirilme) olunmuş kitaptır.
3- Müşrikler, “bunu uydurmuş” derler. Belki hidayete nail (kavuşmak) olurlar için senden önce senden evvel kendilerine nezir (uyarıcı) gelmemiş olan bir kavmi Allah’ın azabından korkutasın diye rabbin tarafından, hak olarak indirilmiştir.
4- O Allah ki, gökleri ve yeri ve ikisi arasındaki şeyleri altı günde hâlk (yaratma) etti. Sonra arş üzerine istiva (kaplama, örtme) buyurdu. Sizin için ondan başka dost ve şefaatçi yoktur. Biraz düşünmez misiniz?
5- Semada umuru (işleri) tedbir (önlem, çare) ederek arza indirir. Sonra arzdan sizin saymakta olduğunuz bin yıl süreli bir günde yine O’na uruç (yükselme) eyler.
6- Bu tedbir-i umur (işlerin yerli yerince olması, çaresini düşünme) kudreti, O’nun gaybı ve hazırı bilir, galip ve kadir ve rahim olmasındandır.
7- O Allah ki, her şeyi güzel surette hâlk (yaratma) etti ve insanın hâlkına (yaratılmasına) balçıktan başladı.
8- Sonra onun neslini zelil (hor, hakir) bir sudan yarattı.
9- Sonra kalbini tesviye (düzeltip biçime sokma) eyledi ve ona ruhundan üfledi. Ve sizde kulaklar, gözler ve kalpler yaptı. Bu nimetlere azıcık olsun şükür etmez misiniz?
10- “Biz yerde gaip (yok olma) olduktan sonra, bir yeni hâlk (yaratılma) olarak çıkar mıyız?” dediler. Onlar rablerine mülaki (kavuşma) olacaklarını inkâr ederler.
11- De ki: “Size tevkil (vekil kılma) olunan melek-ül mevt (ölüm meleği), sizi vefat ettirir. Sonra rabbinize rücu (dönme) edersiniz.
12- Mücrimler (günahkâr) rablerinin huzurunda başlarını önlerine eğmiş oldukları zaman görsen. Onlar: “Ya rabbi! Gördük işittik! Bizi dünyaya iade et ki, orada salih amel işleyelim. Biz şimdi inandık” derler.
13- Eğer dilersek herkese hidayet ederdik. Lakin cehennemi bütün cinlerle ve insanlarla dolduracağım diye benden hüküm sebk etti (eylemek, karar vermek).
14- Onlara, “bu gününüze mülaki (kavuşmak) olacağınızı unuttunuz, cezasını çekiniz. Biz de sizi unuttuk, cezay-ı ameliniz (amellerinizin karşılığı) olarak, daimi azabı tadınız” denilir.
15- Ayetlerimiz kendilerine tezkir (hatırlatma) olunduğunda, secde ederek bize kapananlar ve rablerinin hamdiyle tespih edip itaat ve ibadetten istikbar (kibirlenme) etmeyenler, ayetlerimize iman ederler.
16- Yanlarını yataklarından ayırıp havf (korku) ve ümit ile rablerine dua eder ve kendilerine rızık eylediğimiz şeyden infak eylerler.
17- Onlara amellerinin mükâfatı olarak ne gibi nimetler saklandığını kimse bilmez.
18- Mümin olan fasık olan gibi midir? Bunlar müsavi (eşit) olmazlar.
19- İman edip salih amel işleyenlere, amellerinin mükâfatı olan cennet, menzil ve karargâhtır.
20- Fısk (fenalık, ahlaksızlık) edenlerin mahalleri de (yerler, yurtları) cehennemdir. Ondan her defa çıkmak istediklerinde, oraya iade olunurlar. Ve “dünyada iken tekzib (yalanlama) eylediğiniz cehennemin azabını tadınız” denilir.
21- Onlara, belki eğri yoldan rücu (dönme) ederler diye, büyük olan ahiret azabından başka, dünya azabını da tattırırız.
22- Kendisine rabbinin ayetleri tebliğ olunduğu halde, onlardan iraz (yüz çevirme) eyleyenden daha zalim kim vardır? Biz mücrimlerden (günahkârlardan) intikam alırız.
23- Biz Musa’ya kitap verdik. Sen Musa ile mülaki (kavuşma) olacağına şek (şüphe) etme. Ve o kitabı Ben-i İsrail’e rehber ve hidayet kıldı.
24- Sabır eden ve ayetlerimize iman edenleri emrimizle hidayete götürmeleri için onlardan nasa (insanlara) imamlar (önder, lider) yaptık.
25- Yevm-ü kıyamette (kıyamet gününde), ihtilaf eyledikleri şeyleri Allah aralarında hüküm eder.
26- Onlardan evvel helak eylediğimiz bu kadar kavimler ki, onların meskenlerinde yürür ve gezerler. Bu müşriklere ibret ve hidayet sebebi olmadı mı? Onlarda ne kadar ayetler ve ibretler vardır. Bunları işitmezler mi?
27- Bizim kuru toprağa suyu sevk ile ondan hayvanların ve kendilerinin yedikleri envaı nebatı ( çeşitli bitkiler) bitirdiğimizi görmezler mi? Onların basiretleri yok mudur?
28- “Eğer sadık iseniz bu fetih ne zaman olacaktır” derler.
29- De ki: “Fetih günü kâfirlere imanları fayda vermez ve onlara mühlette verilmez.”
30- Onlarda iraz (yüz çevirme) et ve intizar (bekleme) eyle. Onlar da intizar etmektedirler.
