Kur’ân Kavramlarının Çevirisi Bağlamında İslam Öncesini Bilmenin Önemi: “Îlâf” Örneği, Yazar: Zeki TAN makalesinin özetidir.
Giriş ve Tarihsel Tasavvur Kur’ân-ı Kerîm, muhataplarına belirli bir tarih tasavvuru kazandırmayı amaçlayan ve tarihi İlahi yasalardan (sünnetullah) bağımsız görmeyen bir metindir. Dinî metinlerin, nazil oldukları sosyo-kültürel çevreyle kurdukları dilsel bağ, vahyin doğru anlaşılmasında kritik bir rol oynar. Kur’an, mesajının start noktası olan cahiliye toplumunun bazı örf, adet ve kavramsal kalıplarını tamamen ortadan kaldırmamış (ilga); aksine bir kısmını aynen korumuş (ibka) ya da içeriklerini dönüştürerek yeniden düzenlemiştir (ıslah/ta’dil). Bu nedenle, vahyin indiği nüzul ortamındaki dilsel ve toplumsal arka plan bilinmeden yapılacak lafzi (literal) okumalar, kavramların anlam dünyasını daraltmakta, hatta büsbütün buharlaştırmaktadır.
Kavramların Semantik Dönüşümü Kur’an, muhatap aldığı toplumla ilişkisini semboller yerine mevcut kavramlar üzerinden kurmuş ancak bu kavramların içeriklerine semantik müdahalelerde bulunmuştur. Makalede bu dönüşüm şu klasik örneklerle temellendirilmektedir:
- Cömertlik (Kerem): Cahiliye toplumunda kabile şanını yayma ve şeref yarışının (tefâhür) bir aracı olarak sınır tanımaz bir israf şeklinde algılanırken; Kur’an bu kavramı bencil duygulardan arındırarak Allah rızası, denge ve insan sevgisi eksenine taşımıştır.
- İhsan: İslâm öncesinde sadece “çirkinin” zıttı veya biçimsel bir güzellik olarak kabul edilirken, dinî alana taşınarak kulun Allah’ı görüyor gibi ibadet etmesi estetiğine ve her işi en güzel surette yapması esasına bağlanmıştır.
- Takva: İlk başta canlıların dışarıdan gelecek yıkıcı bir dış güce karşı kendilerini fiziki olarak savunmasını ifade eden seküler bir köke sahipken, monoteizm inancıyla birleşerek ahiret bilinciyle kuşanmış saf bir dindarlık seviyesine ulaştırılmıştır.
- Zekât ve Hüda: Sadece malın fiziki olarak artması (nema) anlamını taşıyan zekât, toplumsal adaleti sağlayan mali bir ibadete; çölde kaybolmayı engelleyen kılavuz (hâdi) anlamındaki hüda ise insanlığı manevi sapmalardan koruyan İlahi hidayet rehberliğine dönüştürülmüştür.
“Îlâf” Kavramı ve Kureyş Sûresi Bağlamı Çalışmanın odak noktasını oluşturan Kureyş Sûresi’ndeki “Îlâf” kavramı, bu tarihsel ve semantik bütünlüğün en somut örneğidir. Günümüz meallerinin büyük bir kısmında “îlâf” kelimesine sadece literal bir yaklaşımla “alıştırmak, ısındırmak, ülfet ettirmek” gibi kelime anlamları verilmektedir. Oysa tarihsel arka plan incelendiğinde “îlâf”, cahiliye toplumunun uluslararası ve bölgelerarası ticari ilişkilerini, kabileler arası güvenliği ve diplomatik dokunulmazlığı tanzim eden çok yönlü bir “ticari sözleşme / garantörlük anlaşması” modelidir. Kur’an, Kureyş’e sağlanan bu iktisadi ve diplomatik imkânı zikrederek, onların bu büyük nimete karşılık yalnızca Kâbe’nin Rabbine kulluk etmeleri gerektiğini hatırlatır. Dolayısıyla kavramın tarihsel gerçekliğinden koparılarak yalnızca psikolojik bir “alışkanlık” düzeyine indirgenmesi, surenin çağları aşan iktisadi, siyasi ve ahlaki mesajını görünmez kılmaktadır.
&&&
Değerlendirmeler: “Yalnız Kur’an” İddialarının Sebep Olacağı Hatalı Anlamalar
Makalede ortaya konan bilimsel veriler ve semantik analizler, İslam düşünce dünyasında son dönemde öne çıkan ve tarihsel/metin dışı unsurları tamamen reddederek dini anlamlandırmayı yalnızca mevcut Kur’an lafzına indirgeyen “Yalnız Kur’an” (veya katı lafızcı/literalist) iddialarının ne tür metodolojik açmazlara ve hatalı anlamalara yol açacağını açıkça gözler önüne sermektedir:
- Kavramların Buharlaşması ve Anlam Kaybı: Makalede “îlâf” örneğinde gösterildiği üzere, metnin nazil olduğu dönemin sosyo-kültürel, iktisadi ve diplomatik gerçeklikleri hesaba katılmadığında, ayetlerin içi boşalmaktadır. “Îlâf” kelimesini sadece sözlük anlamıyla “alışkanlık” olarak çeviren bir “Yalnız Kur’an” okuması, Kureyş Sûresi’nin aslında küresel ölçekte bir ticari hukuka, kabileler arası emniyet anlaşmalarına ve uluslararası diplomasiye yaptığı hayati vurguyu ıskalayacaktır. Bu durum, İlahi kelamın dinamik yapısının donuklaşmasına ve anlamın adeta buharlaşmasına sebep olur.
- Metnin Kendi Zamanından Koparılarak Yapısöküme Uğratılması: Kur’an-ı Kerim, boşluğa değil, belirli adetleri, hukuki normları ve dilsel uzlaşıları olan somut bir Arap toplumuna inmiştir. Şâtıbî’nin de belirttiği gibi, Kur’an’ın indiği dönemdeki Arap örfünü ve yaşayış tarzını bilmemek, insanı içinden çıkılması imkânsız problem ve çıkmazlara sürükler. Sünneti, esbab-ı nüzulü ve dönemin tarihsel şartlarını dışlayan bir yaklaşım, ayetleri sebep-sonuç ilişkisinden kopararak tamamen keyfi ve öznel (subjektif) yorumların nesnesi haline getirme riski taşır.
- İbadetlerin ve Semantik Dönüşümün Doğasının Anlaşılamaması: Takva, zekât, ihsan ve namaz gibi kavramlar İslam öncesinde de formel olarak mevcuttu ancak Kur’an bu kavramların ruhunu bütünüyle değiştirmiştir. “Yalnız Kur’an” iddiasıyla tarihsel sürekliliği ve Hz. Peygamber’in bu kavramlara kazandırdığı ameli/sözlü tebyin (açıklama) işlevini reddetmek, bu kavramların tam olarak hangi “yeni” manalara kavuştuğunu tespit etmeyi imkânsız kılar. Tarihsel kökleri bilinmeyen bir kavramın, Kur’an’ın gerçekleştirdiği devrimsel dönüşümü (semantik müdahaleyi) tam olarak anlaşılamaz.
- Pratik Hükümlerin Yanlış Bağlamda Yorumlanması: Makalede verilen A’raf Suresi 31. ayetteki (mescitlerde elbiselerin giyilmesi, yiyip içilmesi) ve Bakara Suresi 189. ayetteki (evlere arkadan girilmemesi) örnekler, nüzul ortamının batıl inançlarına ve Mekke aristokrasisinin ekonomik rant kapılarına birer darbedir. Bu tarihsel altyapıyı reddeden bir lafızcılık, evlere arkadan girilmesini sadece basit bir “hırsızlık/asayiş” meselesi, yeme-içme yasağını ise sadece bir “sofra adabı” olarak görecektir. Bu durum, Kur’an’ın asıl hedeflediği tevhid ve adalet gibi evrensel ahlaki ilkelerin, dönemsel adetlerin literal çevirileri arasında sıkışıp kalmasına yol açar.
Sonuç olarak; Makalenin felsefi ve semantik yaklaşımı doğrulamaktadır ki, Kur’an-ı Kerim’i kendi vahyolunduğu tarihsel bağlamdan, dilsel nüzul ortamından ve Hz. Peygamber’in pratik uygulamasından yalıtarak “yalnızca metin lafzı” üzerinden anlama iddiası, İslam’ın temel kavramlarını köksüzleştiren, mesajı daraltan ve vahyin inşa etmek istediği asıl ahlaki/hukuki tasavvuru zedeleyen ciddi bir metodolojik hatadır.
Kur’ân Kavramlarının Çevirisi Bağlamında İslam Öncesini Bilmenin Önemi: “Îlâf” Örneği
Yazar: Zeki TAN
İletişim / Yayın Mecrası: Dicle Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi (DÜSBED), ISSN: 1308-6219, Yıl-8, S.16, Nisan 2016. (E-posta/Web adresi: www.e-dusbed.com)
