Ahmet Cevdet Paşa’nın Kur’an’ı Kerim’in metni ile birlikte tercümesi 1928 yılında Türk Neşriyat Yurdu tarafından yayınlanmış. Yakup Döğer Bey’in Latin alfabesine çevirisiyle; okuyucunun anlama zorluğu çekeceğini düşündüğümüz kelimeleri parantez içinde sadeleştirerek yayınlıyoruz. (Bu Latin alfabesine çevirinin orijinal Osmanlıca metnine ARŞİV bölümünden ulaşabilirsiniz.) https://fikiryorum.net/arsiv/ahmet-cevdet-pasa-kuran-kerim-meali-osmanca-1/)
38- Cevdet Paşa Meali – Sad Suresi
Mekke’de nazil olmuş 88 ayettir.
Rahmet ve inayet sahibi Allah’ın ismiyle başlarım
1- Samediyyetim (yücelik, ululuk) ve mevaizi (öğütler, nasihatler) havi (içine alan) Kur’an ile kasem (yemin) ederim ki
2- Kafirler kendilerini büyük görmekte ve muhalefettedirler.
3- Onlardan evvel biz ne kadar karnler (kuşaklar, nesiller) helak ettik. Onlar feryat ettiler. Onlara, “şimdi halas (kurtulma, kurtuluş) vakti değildir” denildi.
4- Müşrikler kendilerinden resul geldiğine taacub (hayret, şaşırma) ile “bu yalancı bir sihirbazdır” dediler.
5- “Bu kadar ilahları bir tek ilah mı yapmak ister? Bu çok acayip bir şeydir” dediler.
6- Onlardan bir cemaat çıkıp: “Gidin! Ve ilahınıza ibadette sebat edin. Muhammed’in söylediği şey şayan-ı reddir” (reddedilmesi gerekendir) dediler.
7- “Biz bunu diğer milletlerde işitmedik. Bu şüphesiz uydurmadır” dediler.
8- “Aramızdan Ona mı Kur’an nazil oldu?” dediler. Muhakkak onlar bizim vahyimizden şektedirler (şüphededirler). Ve muhakkak ki azabı henüz tatmadılar.
9- Yoksa galip ve kadir ve ihsan edici olan rabbinin hazineleri onların yanında mıdır?
10- Yoksa göklerin ve yerin arasında olan şeylerin mülkü onların mıdır? Öyle ise esbabına (sebeplerine) tevessül (başvurma, sarılma) ile göğe çıksınlar.
11- Onlar resul ile cenge çıkmış müttefik (ittifak etmiş) bir askerdir ki, münhezim (yenilme, hezimete uğrama) olmuşlardır.
12- Onlardan evvel Nuh Ad kavimleriyle, kazıklar sahibi Firavun da resullerini tekzib (yalanlama) ettiler.
13- Ve Eyke ahalisi de tekzibde ittifak ettiler.
14- Bunların cümlesi resulleri tekzib (yalanlama) ile azaba müstahak (hak etme) oldular.
15- Ancak bir sayhaya (çığlığa) intizar (bakmak, beklemek) eder. Ondan kurtulmak yoktur.
16- Kâfirler: “Ya rabbi! Hesap gününden evvel bizim azaptan hissemizi ver” dediler.
17- Onların dediklerine sabret ve kulumuz yed-i tûla (kuvvetli, güçlü) sahibi Davud’u zikret. O tövbe ve rücu edenlerden idi.
18- Biz Ona dağları teshir (hizmetine verme, emrine verme) ettik. Onunla beraber akşam ve sabah tespih ederlerdi.
19- Ve kuşları da teshir (emrine verme) eyledik ki, cümlesi etrafına toplanır. Onunla tövbe ve rücu (dönme) eylerlerdi.
20- Ve onun mülkünü kuvvetlendirdik ve ona nübüvveti ve “Fasl-ı davada (davaları karara bağlama yetkisinde) kudret-i hitap (etkili ve doğru konuşma yeteneği) verdik.
21- Davud’un hücresine habersiz giren hasımların haberi sana geldi mi?
22- Bunlar Davud’un nezdine (huzuruna) girdiklerinde, Davud onlardan korktu. Onlar: “Korkma! Birbirine zulüm etmiş iki hasımız. Aramızda adalet ile hüküm et. Zulüm etme ve bizi doğru yola götür” dediler.
23- Biri: “Bu arkadaşımın doksan dokuz dişi koyunu var, benim de bir tek koyunum var, ‘onu bana ver’ dedi ve hitapta bana galebe (üstün gelme) etti” dedi.
24- Davud: “Senin bir koyununu kendi koyunlarına ilave etmek istemesiyle sana zulüm etti. Şeriklerden (ortaklardan) birçokları birbirlerine gadrederler (ihanet, hainlik). Ancak iman edip salih amel işleyenler gadretmezler (haksızlık etmezler) ki, onlarda azdır” dedi. Ve Davud bizim onu imtihan eylediğimizi anlayarak, rabbine istiğfar ile secdeye kapanarak tövbe etti.
25- Biz ona bu kabahati af ettik. Ve ona nezdimizde kurb (yakın, yakınlık) ve iyi mekan vardır.
26- Ey Davud! Biz seni yeryüzünde hükümdar ettik. Nas (insanlar) arasında adl ve hak ile hüküm et ve hevaya tabii olma. O seni Allah’ın yolundan şaşırtır. Allah’ın yolundan şaşanlara hesap gününü unuttukları cihetle (sebeple) şiddetli azap vardır.
27- Biz göğü ve yeri ve aralarındaki şeyleri kafirlerin zannettikleri gibi abes ve batıl olarak yaratmadık. Kâfirlere cehennem azabından veyl (yazık, vah).
28- İman edip amel-i saliha (salih amel) işleyenleri, arzda fesat edenler gibi mi eyleriz? Ve muttakileri facirler (günahkârlar) gibi mi kılarız?
29- Ayetlerini düşünüp tedbir edersin (sonunu düşünür, idrak edersen), ve erbab-ı akla onunla vaaz eyleyesin diye sana gönderdiğimiz kitap, mübarek bir kitaptır.
30- Davud’a Süleyman’ı bahşettik. O ne güzel kuldur. O tövbe ve rücu eden (her an Allah’a yönelen) idi.
31- Ona akşamüzeri, gayet iyi cins atlar arz olunduğunda
32- “Ben malın hubbunu (sevgisini) rabbimin zikrinden ziyade sevdim. Hatta güneş battı.
33- “Onları benden uzağa götürün” dedi ve kılıçla bacaklarını ve boğazlarını kesti.
34- Biz Süleyman’ı imtihan edip, tahtı üzerine bir ceset bıraktık. O zaman Süleyman tövbe etti.
35- “Ya rabbi! Beni mağfiret eyle! Ve bana öyle bir mülk ihsan buyur ki, benden sonra kimseye öyle bir mülk olmasın. Sen ihsan edicisin” dedi.
36- Ona: “İsabet ettiği yere yumuşak ve hoş olarak onun emriyle cari olan rüzgârları musahhar (boyun eğdirilmiş) kıldık.
37- Cümlesi bina yapıcı ve suya dalıcı olan şeytanları da musahhar (böyun eğdirilmiş) ettik.
38- Diğerlerini de teshir (emrine verme) eylediğinde zincirlerle birbirlerine bağladılar.
39- Ve ona: “Bu bizim sana ita (verme, bağış) ve ihsanımızdır. Hesapsız olarak ver veya imsak (tutmak) et dedik.
40- Ve onun için indimizde (katımızda) şeref krub (yakınlık) ve güzel mekân vardır.
41- Kulumuz Eyüp’ü de zikret ki rabbine: “Ya rabbi! Şeytan bana elem ve azap ile dokundu” diye nida eylediğinde
42- Ona: “Ayağınla yere vur. Bu sana soğuk yıkanacak ve içilecek sudur” dedik.
43- Ve ona ehlini ve tarafımızdan rahmet ukul-u kemal (kamil akıl) sahiplerine ibret olarak beraberce bir mislini de ihsan eyledik.
44- Ve yine ona: “Eline bir demet ot alıp onunla vur ve yemininden hanis (yeminini bozan) olma” dedik. Onu belaya sabır edici bulduk. Ne güzel kuldur. O bize tövbe ve rücu eden idi.
45- Kullarımız yed-i tula (güçlü ve kuvvetli) ve basiret sahipleri İbrahim ve İshak ve Yakup’u da zikir et.
46- Biz onları daima ahireti zikir eden bir hasletle kendimize halis kıldık.
47- Ve onlar indimizde (katımızda, yanımızda) mümtaz (seçkin) olan hayırlılardandır.
48- Cümlesi insanların hayırlılarından olan İsmail ve Elyas’a ve Zülkif’i de zikir et.
49- Bu haberler zikir ve mevize (nasihat, öğüt). Ve Allah’tan ittika (korkma, çekinme) edenlere güzel mercii ve mekân vardır.
50- Bu mekân Adn Cennetleridir ki, onlar için kapıları açıktır.
51- O cennetlerde dayanıp oturur ve birçok meyveler ve şaraplarla ikram olunurlar.
52- Ve yanlarında gözlerini zevçlerine kasretmiş (sadece eşlerine bakan) genç huriler vardır.
53- Onlara: “Yevm-ü hesap (hesap günü) için size vaat olunan budur” denilir.
54- “Bu bizim ihsanımız olan rızıktır ki, tükenmek bilmez” denilir.
55- Bu böyledir. Ve kâfirler içinde şerli mükâfat vardır.
56- O da cehennemdir. Oraya girerler. Ne fena mahaldir (kalınacak yerdir).
57- Bu onlara mahsustur. Orada kaynar ve fena kokulu suyu, kan ve irini tatsınlar.
58- Bunun şeklinde diğer azaplarda vardır.
59- Rüesa-i kefere (kâfir reislere, başkanlara) tabii olanlar gösterilip: “Bu cemaat sizinle beraber azap olunacaklardır” denilir. Onlar da: “Onlara rahat ve huzur olmasın. Onlar cehenneme müstahak (hak etme) olarak girdiler” derler.
60- İttiba (tabi olanlar): “Belki rahat ve huzur size olmasın. Siz bize nara (ateşe) istihkak (hak etme) taktim ettiniz. Orası ne fena karargâhtır.”
61- “Ya rabbi! Bize bunu taktim edene cehennemde azabı iki kat ziyade et” derler.
62- Ehl-i cehennem (cehennem ehli): “Dünyada iken eşrardan (çok kötü kimseler, şerliler) ad eylediğimi (saydığımız, bildiğimiz) kimseleri neden göremiyoruz?”
63- “Biz onlarla istihza (alay etme) ederdik. Yoksa gözlerimiz meyletti de göremiyor muyuz?” derler.
64- Bu, doğru olarak ehl-i cehennemin birbirleriyle muhasameleridir (çekişmeleri, tartışmaları).
65- Deki: “Ben inzar (uyarıcı, korkutucu) ediciyim. Bir ve kahhar olan Allah’tan başka ilah yoktur.
66- Göklerin ve yerin ve aralarındakilerin rabbi, galip ve kadir ve mübalağa ile bağışlayıcıdır.
67- Deki: “Kıyamet pek büyük bir haberdir.”
68- “Siz ondan iraz (yüz çevirme) edersiniz.”
69- “Mele-i Alanın (yüce meleklerin bulunduğu topluluk) aralarında konuştukları zaman, benim onlara ilmim yoktur.”
70- “Bana vahiy olundu ki, ben ancak aşikâr nezirim (uyarıcıyım, korkutucuyum).”
71- Vaktaki (ne vakit) rabbin meleklere: “Ben balçıktan bir beşer hâlk (yaratma) edeceğim.”
72- “Onu yapıp içine ruhumdan üflediğim zaman, ona secde ederek, yere kapanın” dedi.
73- Meleklerin cümlesi (hepsi) birden secde ettiler.
74- Ancak iblis secde etmeyip büyüklük gösterdi ve kâfirlerden idi.
75- Allah: “Ey iblis! Benim kudretimle hâlk (yaratma) eylediğim şeye secde etmekten seni ne men etti? Kibir mi ettin? Yahut kendini ondan ali mi (yücemi, büyük mü) zannettin?” dedi.
76- İblis: “Ben ondan hayırlıyım. Beni ateşten ve onu balçıktan hâlk eyledin” dedi.
77- Allah: “Oradan çık! Sen matrudlardansın (kovulmuşlardan)”
78- “Kıyamete kadar lanetim senin üzerinedir” dedi.
79- İblis: “Ya rabbi! Bana onların ba’s olunacakları (diriltilecekleri) güne kadar mühlet ver” dedi.
80- Allah: “Sen mühlet verilmişlerdensin”
81- “Vakti malum gününe kadar” dedi.
82- İblis: “Senin izzetin hakkı için onların cümlesini iğva (azdırma, yoldan çıkarma) edeceğim.”
83- “Ancak onlardan senin muhlis kullarını iğva edemem” dedi.
84- Allah: “Bir haktır ve ben hakkı söylerim ki”
85- “Cehennemi seninle ve onlardan sana tabi olanlarla dolduracağım” buyurdu.
86- Deki: “Ben sizden tebliğim ve inzarım (uyarım) için ücret istemem ve ben de size külfet yükleyenlerden değilim.”
87- Bu Kur’an ancak alemlere mevizedir (nasihattir).
88- Bir müddet sonra onun haberini bilirsiniz.
