İran’a karşı hukuk, kural ve ahlak tanımaz batı saldırganlığı, yüz yıldır ardına sığındığı tüm anlatıları bir kenara attı; emperyal-kolonyalist yüzünü en çirkin biçimde gösterdi.
İlk füzesini bir okula atan, suikastlerini ve katliamlarını küstahça gerçekleştiren ABD, İsrail ve avanesi; itaat ve kulluk beklentilerini artık alenen dile getiriyor.
Tüm bunlar ise bugünün reelpolitiği içinde şaşılacak “çılgınlıklar” olmaktan çıktı.
Ancak Türkiye’de “İran eleştirisi” adı altında örtük emperyalizm propagandası yapanların yüzsüzlüğü ve omurgasızlığı şaşırtıcı ve utandırıcı boyutlarda seyrediyor.
Katliamlar sürerken dönüp bir kez olsun Türkiye’nin hangi safta, hangi iradenin periferisinde olduğunu dillerinin ucuna getir(e)meyenler; statükoyla çatışmayı düşünmekten bile ürkenler, “üstün olan biziz”1 gibi çiğ ve çocuksu retoriklerle şia reddiyeleri yazdılar.
Bu topraklardaki ABD ve NATO askerî varlığının kimi korumak için bulunduğunu anlamak istemeyenler, Gazze’de yüzbinler katledilirken küresel şer çetesinin aleni beyanlarını görmezden gelirken, tarihsel tartışmaları çarşaf çarşaf yeniden açtılar.2
Yetmedi; garip bir patolojiyi tarif eden bir söylemle, savaşı ve katliamları “İran-İsrail arasında bir simülasyon” olarak görenler, Trump’ın “okul saldırısını İran yapmıştır” ahlaksızlığıyla aynı noktada hizalandılar.3
Bu da yetmedi.
İsrail’le ticareti dahi eleştirmekten aciz, siyonist düzenle hesaplaşmayı bırakın onu tartışmaya bile cüret edemeyen karikatür tipler, “uyanın beyler” tiratları atarak “İran’ın sonunu” siyonist propagandistlerden daha şedit biçimde ilan ettiler.4
Şimdi ise aynı taifenin gözlerini diktikleri, zihinleriyle meftun oldukları siyasi iradenin kulak çekmesiyle duraksadıklarını görüyoruz.5
Bu durum, yapılanların bir eleştiri değil; büyük ölçüde statükonun dümen suyunda ilerleyen bir propaganda olduğunu gösteriyor.
Bu kampanyayı basit bir duygusallık ya da mezhepçi zihniyetin kriz anlarında nükseden reflekslerinden biri olarak yorumlayamayız. Aksine bilinçli bir tercih, bir “anlatı” tahkimi ile karşı karşıyayız.
Türkiye’de Müslümanlığın motivasyonunu tüketen hâkim paradigma yıllardır küresel düzenle kurduğu çarpık ilişkiyi haklı gösterecek bir çerçeve üretmişti:
“Egemenlerle mücadele etmek için gerekirse kapitalist-emperyalist düzenin içinde bir yer edinilmeli, ittifaklarla hazırlanılmalı; yani ‘bir emperyalist olmadan’ emperyalistlere söz bile söylenmemeli.”6
Gazze, Yemen ve İran ise küresel düzenle asimetrik mücadelenin mümkün olduğunu gösterdi. Egemenlerin çok katmanlı ve karmaşık iktidar alanlarının zayıflatılabileceğini kanıtladı.
Yani Türkiye’deki İslamcılığın konforlu siyaset alanını parçaladı ve onu gerçeklerle yüzleştirdi.
Şimdi bu gerçekleri görenler, yaşadıkları düzenin küresel hegemonyanın yarı bağımsız yerel derebeyliği hâline geldiği gerçeğiyle yüzleşmek yerine görmemeyi tercih ediyorlar.
Bu coğrafyadaki arsız saldırganlıklar sürerken tek bir üssü bile kapatamamış olduklarını görüyorlar.
Katliamlar devam ederken petrol sevkiyatını durdurmaya güç yetiremediklerini görüyorlar.
İşgal ve soykırım derinleşirken küresel çetenin “yerli ve milli” sermayenin unsurları tarafından beslenmesini çaresizlikle izliyorlar.
Soykırımcı orduların çifte vatandaş askerlerinin sokaklarında umarsızca dolaştığını biliyorlar.
Bu durumda yapılması gereken bu coğrafyanın ve iktidarlarının siyasal, ekonomik ve sosyolojik bağımlılıklarını, ataleti ve işbirlikçi tutumlarını konuşmaktı. Ancak bunu gerçekleştirecek bilinç eksikliği, primitif refleksleri öne çıkardı.
İran’la ilgili eleştiriler ancak antiemperyalist ve antisiyonist bir mevzinin içinden, tartışma bu çerçeveye çekerek yapılabilirdi. Fakat bu, bilinçli olarak tercih edilmedi.
Şunu öneriyorum:
İran dâhil hiçbir ülke, siyasi irade, örgüt, yapı ya da cemaat kategorik olarak “eleştirilemez” değildir. Eleştirilerin şiddeti, zamanı ve yeri gibi “ideal” koşulları da çoğu zaman belirsizdir.
Ancak şu iki nokta eleştirinin temel amacı konusunda daha çok daha ipucu barındırıyor:
1. Eleştiri ne öneriyor? Hangi aksiyondan söz ediyor? Eleştirinin antiemperyalist, cahiliyeye karşı aktif bir siyaset teklifi var mı?
2. Steril bir tartışma mı yapılıyor? Kendi koşullarını, tarihsel sorumluluğunu ve yaşadığı siyasal düzeni aynı şiddette tartışmaya açıyor mu? Bununla hesaplaşıyor mu?
Bu iki noktada çuvallayan eleştirilerin argümanlarını tartışmaya, ciddiye almaya gerek yok. Çünkü ortada bir eleştiri değil, bir propaganda var demektir.
- https://x.com/SennAbdulkadir/status/2031757414584750297 ↩︎
- https://x.com/EbubekirSifil/status/2031722095835488566 ↩︎
- https://youtube.com/shorts/5k3UCJnq1vw?si=35EAs2hlEfqpfHc4 ↩︎
- https://x.com/AltayCemMeric/status/2028920377116901456 ↩︎
- https://x.com/EbubekirSifil/status/2031736582529515794 ↩︎
- https://x.com/neyikaybettik/status/2028938671638949898 ↩︎
