Farkı Fark Etmek :İnsan Şeytanı
İslâm bir hayat nizamıdır, bir hayat yoludur. Bir başka ifadeyle hayatın kurallarını belirleyen ve bu noktada tek yetki sahibi olan dinin adı İslam’dır. Bu yolda yürürken öncelikle bu yolun müntesipleriyle bu yola karşı çıkanların kimler olduğunu doğru tespit edip, onların plan ve projelerinin ne olduğunu çok iyi anlamamız lazım. Bunun için şeytan hakkında genel bir malumat verip ,ondan sonra insan şeytanlarına geçmek istiyorum.
Rabbimiz En’âm süresi ayet 112 de şöyle buyuruyor: “Böylece Biz, her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman kıldık. …”
Bu ayete göre açık ve net bir şekilde anlıyoruz ki “ insan şeytanı ve cin şeytanı “ olmak üzere iki varlık söz konusudur. Malumunuz “ şeytan” sözcüğü bir sıfattır. Yani bir şeyi yapanın adıdır. İblis bilinen tavrını ortaya koyunca Kur’an’da bundan sonra İblis yerine hep şeytan sözcüğü kullanılmaktadır. Gerçekten bunun böyle takdim edilmiş olması çok manidardır. Çünkü bu kategoriye giren herkesi kapsar. Sadece İblis olarak kalsaydı tek bir varlık söz konusu olacaktı. Peki nedir o tavır: Allah Azze ve Celle meleklere “Adem’e -Adem için” secde edin emrini verdiğinde melekler secde ettiler. Fakat İblis secde edenlerden olmadı. Gerekçesi de şu idi: Beni ateşten yarattın, onu da çamurdan yarattın; ateş topraktan üstün olduğu için ben ondan hayırlıyım. Yani ben ondan üstünüm, dolayısıyla ben ona secde etmem, saygı göstermem. Böylece İblis kendi gurur ve kibrine kapılarak kafirlerden oluyor. Şimdi burada bir durum tespiti yapalım: Yaratılan her hangi bir varlık, Yaratıcısı kendisine bir şey emrettiğinde onu derhal yerine getirmelidir. Hiç bir gerekçe ileri süremez. Çünkü Yaratan onu ondan iyi bilir. Sürerse ne olur, işte burda olduğu gibi kafirlerden olur.
Şimdi burada bir noktaya açıklık getirmek istiyorum. Kaynaklardan elde ettiğimiz bilgilere göre; İblis’in meleklerle beraber bulunması hasebiyle İblis’in de melek olabileceği görüşü gündeme getirilmiştir. Bu konuda İbn Abbas’tan gelen bir bilgi bize faydalı olabilir. İbn Abbas şöyle diyor: “İnsan çamurdan yaratıldı. Yeryüzünde ilk önce cinler yaratıldı. Onlar arzda kanlar akıttılar, birbirlerini öldürdüler. Allah onlara İblis’in komutasında meleklerden askerler gönderdi. İblis ile onun komutasındakiler, öteki cinlerle savaşarak, onları denizlerdeki adalara ve dağların etrafına sürdüler. Bu zaferi kazandıktan sonra İblis’in kalbinde gurur doğdu ve ben kimsenin yapamadığı işi yaptım diye öğündü. Allah onun kalbindeki kibri bildi, yanındaki melekler ise bilmiyorlardı. Cenab- ı Hak, İblis’in yanında bulunanlara “ Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” dedi. Buna karşılık olarak melekler : “ Sen, bizim kendilerini tenkile memur edildiğimiz cinlerin yaptığı gibi orada fesat çıkaracak ve kan dökecek birisini mi yaratacaksın” ( Şevkani, Fethu’l Kadir ,1,75).
Burdan üç önemli bilgi çıkartabiliriz:
1. İblis’in bilinen tavrını ortaya koymadan önceki İslâmi durumunun iyi olduğu, yani müslüman olduğu,
2.İblisi’in meleklerle birlikte olma gerekçesi,
3.Meleklerin, insanların yeryüzünde kan dökeceğini bilme gerekçesi.
Şimdi tekrar konumuza dönelim. Şeytan deyince aklımıza gelen ilk isim İblis’dir. İblis’le ilgili daha doğrusu İblis’in şeytana dönüşme süreci ile ilgili Kur’an’daki yedi tane surede çok geniş bilgiler verilmektedir. Hatta hadis kaynaklarımızda da şeytan ve ondan korunmakla ilgili detaylı bilgiler bulunmaktadır. İblis, Kehf suresi ayet 50 de belirtildiği gibi cin soyundandır. Bizim göremediğimiz yerlerden şeytanlar bizi görebilirler. Allah Azze ve Celle’nin muttaki kulları üzerinde şeytanların hiç bir etkisi yoktur. Ancak onların etkisi kendisini dost edinenler üzerindedir. Cinler ateşten, melekler ise nurdan yaratılmışlardır.
Dolayısıyla İblis’in melek olma durumu asla söz konusu olamaz. Bildiğim kadarı ile insan şeytanı üzerinde kaynaklarımızda yeterli bilgiler yoktur. İnşaAllah Rabbimizin yardımıyla kısmen de olsa bu boşluğu, İblis’in şeytana dönüşme sürecindeki mantaliteyi esas alarak acizane doldurmaya, küçük bir katkıda bulunmaya çalışacağım.
Özellikle günümüz dünyasında, Allah’tan bağını koparmış bir hayat tarzının egemen olduğu böyle bir ortamda bu işin çok elzem olduğunu düşünüyorum. Hatta sözüm ona İslâm ülkeleri kisvesi altında laik- seküler aklın egemen olduğu ülkelerde bile durum çok farklı değildir. Hak ve batıl olabildiğince birbirine karıştırılmış, apaçık bir dünya değil sisli- bulutlu hatta karanlık bir dünya oluşturulmuştur. Böylece insanların birçoğu karanlığı aydınlık olarak tanımlıyorlar. Öyle değil mi? İnsanlık alemi, başta batıda olmak üzere ta 1700 lü yıllardan beri dini değerlerden tamamen uzaklaşmış, aklı ilâh edinerek hayatın merkezine koymuş ve bunun adına da aydınlanma demiştir. Bu bakış tarzı maalesef günümüzde de devam etmektedir. Kilisenin din adına yapmış olduğu yanlış uygulamaları devre dışı bırakalım derken daha büyük bir yanlışın içine düşmüşler, Allah’tan bağımsız bir hayat tarzını inşa etmişler, hayatın merkezine Allah’ı değil başta heva ve hevesleri olmak üzere başkalarını koymuşlar, böylece tam bir sömürü düzeni oluşturmuşlardır. Kim kimi sömürebiliyorsa ,o onu sömürmüş, bu kişisel bazda başlayıp, devletlere hatta devletler arası ilişkilere kadar yansımıştır. Esas itibariyle ahiret inancını kendi bünyesinde bulundurmayan her sistemde bu kaçınılmaz bir sonuçtur.
Peki 1700 lerden önce durum daha mı iyi idi ? Hayır. Nasıl iyi olabilir ki ! Yahudiler Üzeyir (as)’mı, hristiyanlar da İsa(as)’mı Allah’ın oğlu ( estağfirullahil azîm) olarak tavsif etmişler, kendilerine gönderilen ilâhi mesajları tahrif etmişler. Böyle bozuk bir inancın gölgesinde doğru bir hayat tarzı inşa edilebilir mi? Asla… . Peki, başka seçenekleri yok muydu? Elbette vardı. Hiç tahrif edilmemiş ve tahrif edilemeyeceği Allah( cc) tarafından garanti altına alınmış ( Bkz.Hicr,15/9) Kur’an’ı hayat tarzı edinebilirlerdi. Heyhat , ne gezer…
Şimdi gelelim sadede:
Önce iki ayet vererek bu ayetlerin ışığında problemi değerlendirmek istiyorum:
“ Yolun doğrusunu göstermek Allah’a aittir; ondan ( o yollardan) eğri olan da vardır. Halbuki (Allah) dileseydi elbette sizi hep birlikte hidayete erdirirdi (Nahl,16/9).
“Eğer yeryüzünde bulunanların ( insanların) çoğunluğuna uyarsan seni Allah’ın yolundan saptırırlar. Onlar ancak zanna tâbi olurlar ve onlar sadece yalan söylerler “(En’âm,6/116).
Birinci ayetten kesin olarak şunu anlıyoruz ki tüm insanlar bir araya gelseler doğru yolu belirleyemezler. Çünkü Allah Azze ve Celle onları bunu mutlak anlamda doğru yapacak şekilde yaratmamıştır. Dünyanın şu andaki konjonktürü de bunu açık bir şekilde göstermektedir. Allah( cc) onları kendilerinden daha iyi bilir. Bundan dolayı onlara bu yetkiyi vermemiştir. Buna rağmen insan oğlu bu noktada kendisini yetkili kılmış, şimdiye kadar beşeri kaynaklı bir çok nizamlar , sistemler kurmuş, en sonunda da demokrasi dedikleri yine beşeri kaynaklı yeni bir hayat tarzı oluşturmuşlardır. Demokrasiyi o kadar yüceltmişler, kutsamışlar ki uğrunda ölenlere şehit bile demişler. Şunu unutmayalım ki ne insanların çoğunluğu ne de demokrasi hakikatin ölçüsü olamaz… Peki, tüm bu beşeri kaynaklı sistemlerden hangisi insanlığa saadet ve mutluluk getirmiş ! Hiç birisi; getiremez de… Allah’ın( cc) yolunu tercih etmeyip, Allah’ın hükmüyle hükmetmeyenler; kafirlerdir, zalimlerdir, fasıklardır (Maide,5/44,45,47).
Şimdi tekrar İblis’in mantalitesini bir kere daha hatırlayalım: Allah’ın emrine itaat etmeme ve yaptığı işin de doğru olduğunu savunma. Peki günümüzün insanları olaya nasıl bakıyorlar: Allah ( cc) ‘ ın, hayatı belirleme, helâli – haramı tayin etme noktasında Allah’ın emir ve yasaklarına uymayıp, dikkate almayıp, kendilerini yetkili görme ve demokrasi dedikleri hayat tarzının en iyi bir hayat tarzı olduğunu savunma. Peki şimdi soruyorum: İblis’in mantalitesi ile bunun arasında ne fark var? Bu mantık İblis’i şeytan yapıyorsa bu tip insanları niye şeytan yapmasın ki…
Peygamberimizin bir uyarısıyla bu konuya son vermek istiyorum:
“ Benden sonra, benim doğru yolumdan gitmeyen ve benim sünnetimle amel etmeyen hükümdarlar olacak. İçlerinde, insan görünümünde şeytan kalpli bir takım insanlar türeyecek”
(Müslim,İmare 52).
Gerek insan ve gerekse cin şeytanlarından Rabbimize sığınıyoruz. O ne güzel Mevla ve ne güzel yardımcıdır.
Selâm ve muhabbetle,
