Janet L. Abu-Lughod’un “Avrupa Hegemonyasından Önce: 1250-1350 Yılları Arasında Dünya Sistemi” (Before European Hegemony: The World System A.D. 1250-1350) adlı eseri, dünya tarihi yazımında devrim yaratmış klasik bir çalışmadır.
1. Yazar ve Kitabın Tanıtımı
Janet Abu-Lughod Kimdir?
Janet L. Abu-Lughod (1928–2013), Amerikalı sosyolog ve şehir tarihçisidir. Northwestern ve New School for Social Research gibi saygın kurumlarda profesörlük yapmıştır. Onu klasik tarihçilerden ayıran en büyük özellik, küresel sistemlere ve şehirlere bir sosyolog gözüyle bakmasıdır. Batı merkezli (Avrupa merkezci) tarih anlatılarına meydan okuyan çalışmalarıyla tanınır.
Kitabın Temel Tezi ve Önemi
1989 yılında yayımlanan bu kitap, yaygın bir tarihsel miti yıkar: “Modern dünya sistemi ve küresel ticaret, 16. yüzyılda Avrupa’nın coğrafi keşifleriyle ve tek başına üstünlüğüyle başladı” fikrini reddeder.
Abu-Lughod, Avrupa sahneye baskın bir güç olarak çıkmadan çok önce, 1250-1350 yılları arasında zaten tıkır tıkır işleyen, çok merkezli, sofistike ve küresel bir ticaret ağının (dünya sisteminin) var olduğunu kanıtlar. Bu sistemin en önemli özelliği tek bir gücün hegemonyasında olmaması, aksine birbirine bağımlı sekiz büyük ticaret döngüsünden (alt sistemden) oluşmasıdır. Batı Avrupa bu dönemde sistemin yaratıcısı değil, sadece batı ucundaki sıradan bir katılımcısıdır.
2. Kitabın Bölüm Bölüm Özeti
Kitap Giriş, üç ana kısım (Avrupa Döngüsü, Mideast/Ortadoğu Geçiş Hattı ve Asya Döngüsü) ve Sonuç bölümlerinden oluşur.
GİRİŞ: 13. Yüzyılın Dünya Sistemi
Abu-Lughod, kitabın teorik altyapısını kurar. İmparatorlukların sınırlarını aşan ticaret ortaklıklarını, kredi sistemlerini ve deniz/kara yollarını inceler. 13. yüzyıldaki bu sistemin başarısını iki büyük faktöre bağlar:
- Pax Mongolica (Moğol Barışı): Moğol İmparatorluğu’nun Çin’den Doğu Avrupa’ya kadar uzanan devasa bir coğrafyada güvenliği sağlaması, ipek yolunu tarihin en güvenli dönemine taşımıştır.
- Deniz Ticaret Teknolojisindeki Gelişmeler: Hint Okyanusu ve Akdeniz’deki denizcilik birikimi.
BÖLÜM I: AVRUPA DÖNGÜSÜ (Batı Dünyasının Yükselişi ve Entegrasyonu)
Bu kısım, Avrupa’nın küresel sisteme nasıl eklemlendiğini üç odakta inceler:
- 1. Bölüm: Champagne Fuarları: Fransa’nın Champagne bölgesinde kurulan uluslararası fuarlar, Kuzey Avrupa (Flaman kumaşları) ile Güney Avrupa (İtalyanların getirdiği Doğu lüks malları) arasındaki ilk büyük finansal köprüdür. Abu-Lughod burayı, Avrupa’nın ilkel kapitalizm ve kredi senetleriyle tanıştığı merkez olarak tanımlar.
- 2. Bölüm: Brugge ve Gent (Kuzey Tekstil Merkezleri): Flaman bölgesindeki bu şehirler, sanayileşmiş tekstil üretimiyle sistemin üretim ayağını oluşturur. İngiliz yününü işleyip fuarlar aracılığıyla dünyaya satmışlardır.
- 3. Bölüm: Ceneviz ve Venedik (Akdeniz’in Efendileri): İtalya’nın bu iki rakip deniz cumhuriyeti, Avrupa’yı Doğu’ya bağlayan ana damarlardır. Bizans ve Memlüklerle yaptıkları anlaşmalarla Karadeniz ve İskenderiye üzerinden Asya mallarını Avrupa’ya taşımışlardır. Çift defter tutma (muhasebe) ve deniz hukuku gibi finansal araçları geliştirmişlerdir.
BÖLÜM II: ORTADOĞU GEÇİŞ HATTI (Üç Merkezli İslam Dünyası)
Asya ile Avrupa arasındaki köprü olan Ortadoğu, tek bir hat değil, rekabet halindeki üç stratejik ticaret rotasından oluşuyordu:
- 4. Bölüm: Mongol/Kuzey Rotası (Karadeniz üzerinden İpek Yolu): Kırım limanlarından başlayıp Orta Asya üzerinden Çin’e uzanan kara yoludur. Moğol kontrolündeki bu hat, dönemin en hızlı ve kesintisiz ticaret yoluydu. Cenevizliler bu hattın batı ucunu (Kefe limanı) kontrol ediyordu.
- 5. Bölüm: Bağdat ve Basra Körfezi (Merkez Rota): Abbasilerin çöküşü ve Moğolların 1258’de Bağdat’ı yağmalamasından sonra bu rota kan kaybetmiştir. Ancak yine de Hindistan’dan gelen malların bir kısmının Fırat üzerinden Akdeniz’e taşınmasında rol oynamıştır.
- 6. Bölüm: Kızıldeniz ve Kahire (Güney Rotası): Bağdat’ın düşüşüyle parlayan rotadır. Memlük Devleti yönetimindeki Kahire ve İskenderiye, Hint Okyanusu’ndan (Yemen/Aden üzerinden) gelen baharat ve kumaşların Avrupa’ya ulaştığı en kritik dağıtım merkezi haline gelmiştir. Karimi adı verilen uluslararası Müslüman tüccar koalisyonu bu hattı finanse etmiştir.
BÖLÜM III: ASYA DÖNGÜSÜ (Hint Okyanusu ve Çin)
Kitabın en hacimli ve vurucu kısmı, dönemin asıl ekonomik ağırlık merkezini inceler:
- 7. Bölüm: Hint Okyanusu Ticareti ve Üç Alt Bölgesi: Abu-Lughod, Hint Okyanusu’nu homojen bir yer olarak değil, muson rüzgarlarına göre şekillenmiş üç bağımsız havza olarak ele alır:
- Arap Denizi: Doğu Afrika ve Basra’yı Hindistan’a bağlar.
- Bengal Körfezi: Hindistan’ı Güneydoğu Asya’ya bağlar.
- Güney Çin Denizi: Malakka Boğazı’nı Çin’e bağlar.
- 8. Bölüm: Hindistan Yarımadası: Cambay (Gucarat) ve Malabar (Calicut) kıyıları, okyanus ticaretinin kaçınılmaz duraklarıdır. Hindistan kendi ürettiği yüksek kaliteli pamuklu kumaşlarla sistemin kalbidir.
- 9. Bölüm: Malakka Boğazı (Denizlerin Dar Boğazı): Srivijaya dünyası ve ardından Malakka Sultanlığı, Çin ile Hindistan arasındaki tek geçiş koridorudur. Burası küresel ticaretin “vazgeçilmez aktarma limanı” işlevi görmüştür.
- 10. Bölüm: Çin’in Dünyaya Açılan Kapısı (Zaiton ve Hangzhou): Song ve Yuan (Moğol) hanedanlıkları döneminde Çin, dünyanın en gelişmiş endüstriyel, teknolojik ve ticari gücüdür. Zaiton (Quanzhou) limanı, dönemin New York’udur. Devasa gemileri (Cunklar), pusulası, kağıt parası ve gelişmiş porselen/ipek üretimiyle Çin, 13. yüzyıl dünya sisteminin en büyük motorudur.
SONUÇ: Sistemin Çöküşü ve Avrupa’nın “Boşluğu” Doldurması
Abu-Lughod, bu muazzam küresel sistemin 1350’den sonra neden çöktüğünü açıklar. Yaygın inanışın aksine, çöküşün sebebi Avrupa’nın askeri veya teknolojik olarak aniden üstün hale gelmesi değildir. Sistem “içeriden” ve zincirleme bir reaksiyonla çökmüştür:
- Kara Ölüm (Veba salgını – 1348): İpek Yolu ve deniz hatları üzerinden yayılan veba, nüfusları kırıp geçirmiş, üretimi baltalamış ve ticaret yollarını felç etmiştir.
- Moğol İmparatorluğu’nun Parçalanması: Pax Mongolica’nın bitişi, Orta Asya kara yollarını güvensiz hale getirmiştir.
- Ming Hanedanlığı’nın İçe Kapanma Kararı: 1368’de Çin’de yönetimi ele geçiren Ming Hanedanı, dış ticareti ve büyük donanmaları (Zheng He’nin seferlerinden sonra) yasaklayarak içe dönmüştür. Bu durum sistemin doğu motorunu durdurmuştur.
Büyük Değişim: Doğudaki ve Ortadoğu’daki bu çöküş, dünya sisteminde devasa bir jeopolitik boşluk yaratmıştır. Portekizliler ve ardından diğer Avrupalılar 1500’lerde Ümit Burnu’nu dolaşıp Hint Okyanusu’na geldiklerinde, karşılarında güçlü bir rakip değil, bu parçalanmış ve zayıflamış eski sistemi bulmuşlardır.
Kitabın Ana Fikri: Batı’nın yükselişi, kendi doğuştan gelen kültürel veya teknolojik üstünlüğünün değil; daha önce var olan Doğu merkezli dünya sisteminin şans eseri çökmesiyle oluşan boşluğu iyi değerlendirmesinin bir sonucudur.
