14 Haz 26 - Paz 7:00:am
Koyu Açık

Blog Post

Fikir Yorum > Fikir yorum > Muvâfakât Okumaları: Vaz’i Hükümlerin Dördüncü Türü: Sıhhat ve Butlan, 3. Mesele

Muvâfakât Okumaları: Vaz’i Hükümlerin Dördüncü Türü: Sıhhat ve Butlan, 3. Mesele

İslam hukuku (fıkıh usulü) literatürünün en köklü eserlerinden biri olan İmam Şâtıbî’nin el-Muvâfakât adlı eserindeki bu bölüm aslında “Ameller niyetlere göredir” hadisinin hukuki, dünyevi ve uhrevi sonuçlarını haritalandırmaktadır.

İlk İki Mesele ile Bağlantı (Giriş)

Fıkıh usulünde bir amelin “sahih” (geçerli) veya “batıl” (geçersiz) oluşu iki farklı açıdan (itibardan) ele alınır. Birinci itibar (Dünyevi/Hukuki boyut); amelin dış görünüşü itibarıyla şeriatın şek şartlarına uygun yapılması, borcu düşürmesi ve dünyevi bir ceza gerektirmemesidir. İkinci itibar (Uhrevi/Manevi boyut) ise; amelin arkasındaki niyetin Allah’ın rızasına (taabbud kasdına) uygun olması ve ahirette sevap kazandırmasıdır. İlk iki meselede bu kavramsal çerçeve çizilmiş ve ibadetlerin niyet boyutu vurgulanmıştır. İncelediğimiz Üçüncü Mesele ise, ibadetlerden farklı olarak kulun kişisel menfaat ve arzularının da işin içine girdiği “muamelat” (hukuki ve sosyal ilişkiler) alanında, bu iki farklı sıhhat/butlan (geçerlilik/geçersizlik) anlayışının nasıl çalıştığını ve niyetlerin amelleri nasıl şekillendirdiğini dört ana başlık ve bir zeyl (ek fasıl) ile açıklamaktadır.

Üçüncü Mesele: Muamelatta Niyet ve Amel İlişkisi (Dört Kısım)

Muamelatla ilgili bir iş yapan kul, ibadet kastı gütmediğinde fiili ya kasıtlı yapar ya da kasıtsız. Şari’in (Kanun Koyucu’nun) emrini gözetip gözetmemesine göre karşımıza dört durum çıkar:

1. Kasıtsız Yapılan Ameller (Gaflet ve Uyku Hali):

Kişinin uykuda veya tam bir gaflet halindeyken ortaya koyduğu fiillerdir. Bu tür eylemlere dinin teklif hitabı (emir veya serbest bırakma) yönelmez. Dolayısıyla bu amellerin ahirette ne sevabı ne de cezası vardır. Uhrevi açıdan (ikinci itibara göre) tamamen batıldır (hükümsüzdür).

2. Sırf Şahsi Menfaat İçin Yapılan Ameller:

Mükellefin, Şari’in emrini hiç düşünmeden, sadece kendi dünyevi amacına ulaşmak veya fıtri olarak tiksindiği için günahtan kaçınması durumudur. Borcu ödemek, emaneti teslim etmek, çocuğunun rızkını karşılamak veya sadece yapısı gereği hırsızlık yapmamak gibi. Bu ameller dış görünüşüyle hukuka uygun olduğu için dünyada geçerlidir; ancak arkasında Allah rızası niyet olmadığı için ahirette sevap getirmez. Hadis-i şerifte belirtildiği gibi, “Kimin hicreti dünyalık bir menfaate ise, hicreti ona ait olur.” Bu yönüyle uhrevi açıdan (ikinci itibara göre) yine batıldır.

3. Şer’i Hükmü Zorunluluktan (Araç Olarak) Kullanma:

Kişinin normalde haram yoldan ulaşmak istediği bir arzusuna, şartlar elvermediği için zorunluluktan şer’i bir kılıf (araç) bulmasıdır. Örneğin; bir kadına zina yoluyla ulaşamayıp sırf şehvetini tatmin etmek için onunla nikahlanması ya da devlet zoruyla zekat verilmesi gibi. Bu ameller dış görünüş ve hukuk kuralları açısından geçerlidir (borcu düşürür, nikahı kıyar); ancak niyet bozuk olduğu için manevi/uhrevi açıdan (ikinci itibara göre) kesinlikle batıldır.

4. Bilinçli Olarak Şari’in Kastına Uygun Davranma:

Mükellefin, bir eylemi yaparken onun dinen helal/mübah olduğunu bilerek ve “eğer haram olsaydı yapmazdım” bilinciyle hareket etmesidir. Burada kulun kendi hazzını tatmin ettiği “mübah” fiiller söz konusudur ve kul kendi hazzını seçtiğinde üç ihtimal doğar:

  • a) Fiilin sadece dış görünüşü geçerli sayılır, ahirette sevabı olmaz (Birinci İtibarla sahih, ikinciyle batıl).
  • b) Kul, harama düşmemek için dinin izin verdiği helal sınırları arayıp bulduğu için hem dünyada hem ahirette geçerli olur (Her iki itibarla da sahih). Eşiyle helal dairesinde münasebette bulunan kişinin sevap alacağını müjdeleyen hadis buna örnektir.
  • c) Fiil bütünsel olarak ele alındığında dinin genel maksatlarına uygunsa her iki taraftan da sahih; dinin istemediği bir yöne kayıyorsa ikinci itibarla batıl olur.

Fasıl: Muamelatta İbadet ve Kulun Hazzının Karışması

  • a) Sırf Allah Rızası Güdülmesi: Kul muamelat alanındaki bir işi yaparken nefsi hiçbir haz aramaz, sadece Allah rızasını gözetirse, bu amelin hem dünyada hem ahirette geçerli (sahih) olduğunda hiçbir şüphe yoktur.
  • b) Allah Rızasının Nefsi Hazza Üstün Gelmesi: Amelde kulun kendi menfaati de vardır ancak Allah’ın emrine uymak arzusu bu menfaate baskın (galip) gelmiştir. Hüküm baskın olana göre verileceği için bu amel de her iki itibarla kesinlikle sahihtir.
  • c) Nefsi Hazzın Allah Rızasına Üstün Gelmesi: Kulun şahsi menfaat ve arzusu, dini hassasiyetinin önüne geçmişse burada iki fıkhi görüş ortaya çıkar:
    1. Birinci görüşe göre; ibadetlerin aksine, muamelat (ticaret, evlilik vb.) alanında kulun dünyevi menfaat peşinde koşması asıl olduğundan, haz galip gelse bile bu amel uhrevi açıdan da sahih kabul edilebilir.
    2. İkinci görüşe göre ise; baskın olan unsur yönlendirici olduğu için, nefsi haz dine galip geldiğinden bu amel dünyada geçerli sayılsa da ahirette sevapsız kalır (ikinci itibarla batıldır).

Yorum Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir