“Cahiliye” Kur’an nazil olmadan önceki kozmik düşünüş ve varlık anlayışına dayalı olarak düzenlenmiş bir toplumsal hayat, bir sosyal düzen ve bir siyasal yapıdır: Kendi toplumsal birlik ve dayanışma asabiyesi temelinde güçlü bir motivasyon, ortak hareket refleksidir: Atalar yolu olarakta özetlenen bir bilgi sistemi; kadim tecrübeye dayalı değerler skalası; ahlakı, hukuku, örfi ve geleneğiyle meşrulaşır.
Kur’an 1500 yıl önce nazil oldu. Cahiliye ile iman temelli kozmik anlayış, varlık telakkisi ve toplumsal yapı ayrıştı; münafık müşrik kafir ile mümin müslim muhsin farklılaştı…
Osmanlıda “ser-best” olmak modern Türkçe lisandaki gibi başı bozukluğu değil, “başı bağlı” olmayı ifade etti. Milletler toplumu içindeki Müslüman unsurlar için “baş başa bağlı, baş şeriata bağlı” olmayı prensip yaptı. Bu nedenlede devlete itaat vacip sayıldı…
Ahlak, uyulacak “sınır” demektir. İmkanın olmadığı için yapamayacağın şeyleri değil, bir şeyi yapmaya kudretin yettiği halde, lehinede olsa, ahlaki sınırlara uyup onu yapmamaktır. Sınır, “Allah’ın koyduğu hadler”dir…
İman etmenin ön şartı şirk unsurlarından arınmaktır. Tevhid, Allah’ı sözüne uyulacak yegane ilah kabul etmek, peygamberinin kullukta örnek elçisi olduğuna şahitlik etmektir. Şahitlik, her şartta haktan yana olmaktır. Hak Allahtan gelenlerdir…
İnsaflı müsteşriklerin şöyle bir genel kanaati var: Peygamberlerin en azılı düşmanları kendi zamanlarındaki “devlet”leriydi. Bunu cahili asabiye temelli devlet olarak tefsir etmeli…
Devlet, Kur’an’da da kullanıldığı üzere Arapça lisanda “elden ele dolaşan güç-kudret-otorite-boyun eğdiren zafer” demektir. Şu halde güç kimdeyse devlet odur. Modern siyasi literatürdeki “iktidar” denilen şey bu.
Devlet, modern anlayışta soyut bir kurumdur: Soya dayalı tek kişinin keyfi biçimde veya atamaya ve seçime dayalı bir zümrenin bir sosyal sözleşmeye dayalı olarak buyruk sahibi olması; buyruk tutanları ilgilendiren kararlar alması ve uyulacak sınırları tayin etmesi; hukukun kaynağının rasyonalleştirilmiş cahiliyeye veya nassa ve onun nebevi örnekliğine dayanmasıyla somutlaşır. Bu özet aynı zamanda “din” denen şeyinde tanımıdır…
Devlet neden güçtür? Weber’in ifadesiyle iktidar olanın tasarrufuna verdiği “ordu-emniyet-istihbarat-maliye-yargı-hapishane” gibi cebirde tekel olmasından.
Bu gücü nedeniyle devletin görüşü “resmi”dir, referanstır. Doğrunun ölçüsüdür. O nedenle İslami olanı hariç eleştirilmez, yargılanmaz, sorgulanmaz. Onu hesaba çekmek isteyenler veya görüşünü eleştirenler “ihanet”le suçlanır, en ağır cezaya çarptırılır.
Müsteşriklerin işaret ettiği “ateşe atılan, çarmıha gerilen, öldürülen, sövülen, dövülen, kovulan” peygamberlerin “suçları” buydu! Devletleri bu muameleyi yaptılar.
Misalen Hz İsa. Romada, Roma yasalarına uymamanın cezası çarmıha gerilerek öldürülmekti. İsa Selamullahın başına gelende buydu…
Peygamberler neden suçluydu? Ahlaksız, hukuksuz, zorba, çeteleşip ona buna keyfi zarar veren, toplumsal huzuru bozan, haksız yere cana ve mala kast eden, servet ve sayı çokluğuyla üstünlük taslayan.. oldukları için mi?
Değilse onların üzerine atılan “suçlamalar” nedendi?…
Devlet demek aynı zamanda “ileri gelenler, soylu aileler, kabile şefleri, zengin olanlar, sözü tutulanlar, tarihi yorumlayanlar, değer üretenler, geleceği tasarlayanlar” zümresidir. Bunlar sahip oldukları bu güçleri ve sınıfsal dayanışmasıyla ahali içinde otoritedir, kendilerini müstağni görenlerdir.
İşte bu imkanı ve gücü sağlayan şey bunların inşa ettikleri siyasal organizasyonu veya kurdukları sosyal sistemdir. Varlıkları ve bekaları bu sisteme bağlıdır. Cahiliye denen şeyde aslen budur.
İşte peygamberlerin işledikleri veya üzerlerine atılı “suçlar”ın sebebi ve kaynağı burda aranmalıdır:
“Gidin şunlara! Çünkü onlar azdı. Hadleri aştılarda yeryüzünü ifsad ediyorlar” denilen devletlülere “duyurun, uyarın, hatırlatın, korkutun, müjdeleyin..” emrini alan peygamberler ne diyordu?
“Sizi, sizinde bizimde ilahımız ve rabbimiz olan Allaha çağırıyoruz..” Yapageldiğiniz yanlışlarınızdan dönün, işleyip durduğunuz kütülükleri ve haksızlıkları terk edin.
Allah’ı dinler, kendinizi düzeltir ve yapıp ettiklerinizi yeniden düzenlerseniz geçmişten sorgulanmayacaksınız.
Bunda ne vardıda yahut peygamberler bunları söyleyerek hangi suçu işledilerde onlar birden celallendiler? Sağa sola emirler yağdırıp peygamberlere hakaret etmeye başladılar, güçlerini kullanıp şiddete başvurdular?…
“Suç” büyüktü! Ortalama ahali bunu anlamasada devletlüler çok iyi anlamıştı! Çünkü onların işi ve konumu bunu anlamayı gerektirirdi. Tepkileride bunu göstermişti: Firavun’un “ne yani size inanıp burayı terk mi edelim” tepkisi tamda bunu ifade eder.
Devletlüler peygamberlere uyarsalar varlıklarını borçlu oldukları ve bekalarını temin ettikleri sosyal sistem değişecek, güce dayalı üstünlükleri ve servete dayalı yasal imtiyazları elden çıkacaktı. Kendileride herkes gibi olacaklardı.
Onların anladığı doğruydu ve bu olacak iş değildi. Onlara bu söylenir ve gösterilir miydi?
İstisnasız onların hepsi “ne yani! Sana uyalımda yanındakilerle eşit mi olalım” dememiş miydi?…
Bu girilten sınra “cihad”a geçiş yaparsak, İslam dininin kurucu kavramlarında olduğu gibi cihadda Türkçede yanlış yerlere çekilmeye müsait ve istismara açık bir kavram!
Kur’an’dan ve sünnetten istifade edip arınamayanlar, cahiliyeden tevhide geçişi peygamberlerin uygulamasına bakarak test edemeyenler,
Ayet ve surelerin, hadis külliyatındaki nakillerin ve tarihsel rivayetlerin bağlamını, sosyal şartların ve siyasi aşamaların neden ve sonuçlarını tahlil edip anlamadan, kitaptaki ayetleri ve külliyattaki hadisleri cımbızla çekerek keyiflerince “cihad edebiliyor!”
Hiç bir peygamberin mekki sosyal şartlarında ve cahili toplum hayatında görülmeyen, iç çatışma çıkartmaktan tutun haksız yere insan öldürmeye kadar! Kendilerince kafir saydıklarının malını ganimet, kadınını kızını cariye, haksızlığı ve hırsızlığı helal sayana kadar! Etkinliklerin meşruiyeti nedir?…
Müslümanlığın haram helal ölçüsüne titizlik göstererek sahihleşeceğine ikna olanlara son peygamberin bir sözünü hatırlatalım: “müslüman, elinden ve dilinden kimsenin zarar görmediği kişidir.” Velevki devlet olsa da!
Evet devlet olsada! Son peygamber gücünün zirvesindeyken Mekkeyi fethettiğinde, azılı düşmanları Kureyş’e ne yaptı? Nasıl davrandı?
Sormak lazım cihadı bağlamından, aşamalarından ve ahlaki sınırlarından kopartarak “mücadele” edenlere! Sizin cihadınız ve mücadeleniz Kur’an’ın tanıttığı ve yukarda özetlenen peygamberlerden hangisine uyuyor?…
“Anlamak” aşmaktır. Kur’an okurları ve peygamber takipçileri neyi anlayacak ve aşacaklar?Cahiliyeyi. Klasiği moderni fark etmez cahiliyeyi anlamamış bir zihin onu nasıl aşacak ve tevhidi inşa edecek? Bunun cihadı teolojik tartışmaların ve haksız temele dayalı mücadelenin ötesine geçebilir mi?…
Cihadın büyüğünün zalim sultana karşı hakkı duyurmak olduğunu unutup, başkalarının elinde olanlara göz dikmeyi mücahede zannedenlerin zamanına düştüysek vah gele başa!