24 Eyl 26 - Per 7:00:am
Koyu Açık

Blog Post

Fikir Yorum > Farkı Fark Etmek > Farkı Fark Etmek: İmanda Pazarlık Olmaz

Farkı Fark Etmek: İmanda Pazarlık Olmaz

İman o kadar kıymetli bir şeydir ki inanan için onun alternatifi yoktur. Dolayısıyla pazarlık konusu olamayacağı gibi pazarlığın olduğu yerde de iman olmaz.

Esasen imanı genel anlamda ifade edersek keşfedilmemiş bir hazineye benzer. Onu keşfedemeyenler ona düşman olurlar. Onu keşfedip de kalbin ameline dönüştürenler ise onun uğrunda canlarını vermekten çekinmezler. Kaldı ki iman etmek demek sadece imanın şartlarını bilmek ve onları saymak değildir. İman; onu hayata hâkim kılmak, gerektiğinde en kıymetli şeyi olan canını bile bu uğurda hiç tereddüt etmeden verebilmektir.

Nitekim Peygamberimiz (s.a.v.) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur: “Bir kişide şu üç özellik varsa imanın tadını almıştır:

  1. Allah ve Resulünü her şeyden çok sevmek,
  2. Sevdiğini Allah için sevmek,
  3. Allah kendisini küfür bataklığından kurtardıktan sonra tekrar küfre dönmeyi, ateşe atılmak gibi çirkin ve tehlikeli bulmak.” (Buhârî, İman 9, 14; Müslim, İman 67).

Bu üçüncü madde, hakikati bulduktan sonra ondan vazgeçmenin imkansızlığını ve imanın kalpte ne denli büyük bir değer kazandığını gösterir. İman, pazarlıkla elde edilecek ya da dünyevi çıkarlarla takas edilecek bir meta değildir.

Buna karşın, kalbi imana kapalı olanların yaklaşımı hep bir pazarlık arayışı olmuştur. Nitekim bir gün Peygamberimizin amcası Ebu Leheb gelerek “Ben Müslüman olursam bana ne var?” diye sormuştu. Peygamberimiz, “Diğerlerine ne varsa sana da ondan var.” buyurunca Ebu Leheb, “Diğerleri ile beni eşit tutan bir din olmaz olsun!” diyerek karşı çıkmıştı (Taberî, Tefsir, c. 20, s. 336).

Ebu Leheb açıkça bir pazarlık ve ayrıcalık arayışındaydı. Oysa pazarlığın ve kibirli şartların olduğu yerde iman gerçekleşmez. İnsanın öncelikle kulluktaki konumunu ve haddini bilmesi gerekir. Kendini dünyevi statüsü, soyu veya gücü nedeniyle diğer insanlardan üstün görme anlayışı, cahiliye sistemlerinin en belirgin özelliğidir.

Günümüzde de insanların konumlarına güvenerek kendilerini hukuktan veya ahlaki sorumluluklardan üstün görme kibri, Ebu Leheb’in bu ayrıcalıkçı mantalitesiyle aynı kökten beslenir. İşte İslam’ın en temel ilkelerinden biri, insanları eşit kılarak bu ayrıcalıkçı üstünlük anlayışını ortadan kaldırmaktır.

Şimdi sizlere; muhatabını ayağa kaldıran, ellerinin ayaklarının çaprazlama kesilmesi tehdidine karşı bile dimdik ayakta tutan hakiki bir iman örneğinden bahsetmek istiyorum: Sihirbazların imanı… Hz. Musa (a.s.) ile Firavun arasındaki mücadele Kur’an’da sık sık zikredilir. Konumuzla ilgili olan kısmı özetleyecek olursak:

Bir kuşluk vaktinde, Firavun ve tebaasının bayram gününde; bir tarafta Hz. Musa (a.s.) ve kardeşi Hz. Harun (a.s.), diğer tarafta batıla gark olmuş kalabalıklar… Sihirbazlar hünerlerini ortaya koymadan önce Firavun’a, “Biz Musa’yı yenersek bize ne var?” diyerek bir pazarlık başlatmışlardı. Firavun da “Siz benim yakınlarımdan olacaksınız.” diyerek dünyevi bir vaatte bulunmuştu. Ancak sihirbazlar gösterilerini yaptıktan sonra Hz. Musa (a.s.) asasını atmış; asa devasa bir güce dönüşerek sihirbazların hilelerini yutmuştu. Bunun insani bir sihir olamayacağını anlayan sihirbazlar, derhal “Biz Musa ve Harun’un Rabbine iman ettik!” dediler.

Sihirbazlar o andan sonra Hz. Musa’ya (a.s.), “Biz iman edeceğiz ama karşılığında bize ne var?” dediler mi? Hayır! Çünkü iman kalplerine girmiş, pazarlık bitmişti. Sihirbazların imana girmeden önceki pazarlıkçı bakış açıları ile imana girdikten sonraki adanmışlıkları arasındaki fark muazzamdır. Fiziki olarak aynı insanlardır ama kalben tamamen değişmişlerdir.

Firavun’un “Benden izin almadan mı iman ettiniz? Sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim!” tehdidi onları hiç etkilemedi. Artık Firavun’u tamamen devre dışı bırakarak Rablerine yöneldiler ve “İlk inananlardan olduğumuz için Rabbimizin bizi affetmesini umuyoruz. Ey Rabbimiz, üzerimize sabır yağdır ve canımızı Müslüman olarak al…” dediler.

İşte hakiki iman budur; pazarlıksız, hesapsız ve teslimiyetle yaşanan bir imandır.

Selam ve muhabbetle.

Yorum Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir