Bir Hadis: “Çalışmak ibadettir”
Modern dünyanın inşa ettiği çalışma kültürü, kişiyi üretim çarklarının sadık bir dişlisi haline getirmek için emeğe kutsiyet atfeden devasa bir ideolojik mekanizmaya dayanır. Sanayi Devrimi’yle birlikte şahlanan burjuvazi, kitleleri fabrikalara kapatmak ve uzun çalışma saatlerine razı etmek için yalnızca fiziki zorbalığa değil, zihinsel bir ikna sürecine de ihtiyaç duydu.
İşte bu süreçte, “çalışmak” salt bir geçim aracı olmaktan çıkarılıp bireyin ahlaki değerini, rüştünü ve toplumsal varlığını kanıtladığı ana ölçüt hâline getirildi.
Bu modern çalışma ideolojisinin temel amacı, işçi sınıfını manipüle etmek ve sistemli bir biçimde provoke ederek daha fazla üretmeye sevk etmekti. Erdemin, disiplinin ve insan olmanın yegâne şartı olarak “çalışmak” pazarlanırken; dinlenmek, durmak veya sorgulamak “aylaklık” ve “ahlaksızlık” ilan edildi.
Bu zihniyetin en aşırı, manipülatif ve trajedi dolu dışavurumlarından biri ise Almanların Toplama Kamplarının girişine kazıdığı “Arbeit macht frei” (Çalışmak özgürleştirir) sloganıydı. İronik ve zalimce bir biçimde sömürüyü “özgürleşme” vaadiyle sarmalayan bu söylem, modernitenin emeği kutsallaştırarak insanı nasıl köleleştirdiğinin somut bir sembolüdür.
Modern çalışma ideolojisinin insanlık ve toplum üzerinde yarattığı olumsuzlukların başında kişi ürettiği nesneye, kendi doğasına ve topluma yabancılaşıp; yalnızca sisteme girdi sağlayan ekonomik bir araca dönüşüyordu. Sürekli üretme ve yoğun tempoda kalma baskısı, modern insanın ruhi bütünlüğünü bozarak kronik stres ve tükenmişlik yarattı. İnsanın tefekkür, ibadet, sanat, aile ve dinlenme gibi varoluşsal boyutları göz ardı edilerek tüm hayat “iş saatleri” çerçevesinde şekillendi. Kutsallaştırılan emek söylemi sayesinde işçi, maruz kaldığı ağır sömürüyü sorgulamak yerine, bunu bir “ahlak görevi” görüp benimsetilmeye çalışılıyordu.
İşte bu burjuva motivasyonu ve modernite sermayesinin propaganda araçları, İslam coğrafyalarına sızarken de yerel ve dini retorikten faydalanmıştır. Sanayileşme ve modernleşme sancıları çeken Doğu toplumlarında, halkı üretim süreçlerine eklemlemek ve emek gücünü mobilize etmek için seküler sermaye anlayışı Dini kisvelere büründürülmüştür.
“Çalışmak ibadettir” mottosu da benzer bir zihinsel mühendisliğin ürünüdür.
Sahih dini kaynaklarda yer almayan bu tür uydurma veya zorlama lafızlar, İbadet” kavramının içi dönüştürülerek sermayenin hizmetine sunulmuş; fabrikanın, tezgahın ve mesainin disiplinli kişisi olmak dini yükümlülükleri yerine getirmek gibi takdim edilmiştir.
Böylece Batı’nın “çalışmak özgürleştirir” miti, Doğu’da “çalışmak ibadettir” söylemine dönüşmüş; burjuvazinin ihtiyaç duyduğu sadık ve uysal işçi profili, hadis kisvesi altında İslam memleketlerine yerleştirilmiştir.
“Çalışmak ibadettir” (veya yaygın kullanım adıyla “El-kâsibu habîbullah” / “Çalışıp kazanan Allah’ın sevgilisidir”) ifadesi, İslam hadis literatüründe metin ve senet kritiği bakımından müstakil bir hadis olarak kabul edilmemektedir. Bu lafız için Hz. Peygamber’e uzanan sahih, hasen hatta zayıf bile olsa kesintisiz bir isnad zinciri mevcut değildir. Tasavvufi ve Edebi Metinler: Sözün yazılı kültürde izine ilk olarak 11. ve 12. yüzyıllardan itibaren tasavvufi tabakat kitaplarında ve ahilik/fütüvvetnamelerde rastlanır. Mesela Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî (v. 672/1273) Mesnevi’sinde bu ifadeyi halk arasında bilinen bir hikmet olarak zikreder. İbn Hacer el-Askalânî (v. 852/1449) ve Aclûnî (v. 1162/1749, Keşfü’l-Hafâ), bu ifadenin rivayet tekniği açısından “Lâ asla lehû” (Hadis olarak hiçbir aslı/temeli yoktur) hükmünde olduğunu açıkça belirtmişlerdir.
Modern burjuva ideolojisinin insanı “sadece üreten ve tüketen bir hammaddeye” indirgeyen çalışma anlayışıyla, İslam’ın meşru gördüğü çalışma (sa’y/amel) arasında niteliksel bir uçurum vardır. Çalışmak hayatın kendisi veya nihai varoluş amacı değil; iffeti koruma, kimseye muhtaç olmama ve kulluk görevlerini (namaz, adalet, merhamet) eda edebilme aracıdır. Üretilen malın/hizmetin kendisi (faiz, karaborsacılık, kumar, aldatma barındırmaması) ve elde ediliş yöntemi şer’î esaslara uygun yani meşru olmalıdır.
Sömürüden arınmışlığa ve adil olmaya dikkat etmek, işçinin hakkını “alın teri kurumadan vermek” ve kimseyi kapasitesinin üzerinde çalıştırmamak esastır. Emeğin kutsanarak köleleştirildiği modern sistemlerin aksine, insan çalışmasının mahkûmu değil efendisidir.
Kapitalizmin “sınırsız birikim ve hırs” odaklı çalışma modeli yerine İslam; rızkın takdirine rıza gösteren, infakı merkeze alan ve insanı hırsın kölesi yapmayan bir dengeyi ve doyumu –kanaat- emreder.
Özetle; İslam’da geçimini sağlamak için dürüstçe ter dökmek övgüye layık bir erdemdir; ancak insanı kul olmaktan çıkarıp fabrikanın veya sermayenin uysal bir dişlisi haline getiren “çalışma tapınması”, nebevi öğretiye tamamen yabancıdır.
