Muhammed Abduh’un (1849-1905) İngiliz yönetimiyle ilişkisi, İslâm modernleşmesi tarihinin en tartışmalı konularından biridir. Abduh’u başından itibaren İngilizlerin veya sömürge yönetiminin bilinçli bir adamı olarak göstermek, hayatının özellikle 1880’lerdeki dönemini açıklamakta yetersiz kalır. Buna karşılık, hayatının son döneminde Lord Cromer yönetimiyle kurduğu yakın ilişkiyi, İngilizlerin reform politikalarındaki rolünü ve bazı idarî ve hukukî düzenlemelerde ortaya çıkan işbirliğini görmezden gelmek de mümkün değildir. İngiliz siyaseti ile İslam dünyasındaki siyasî ve fikrî hareketlerin kesiştiği bir başka örnek de ikisinin ilişkisidir.
Abduh’un düşüncesindeki asıl değişim, İngiliz işgaline karşı çıkmaktan, İngiliz yönetimini reform için kullanılabilecek bir güç olarak görmeye doğru gerçekleşmiştir. Bu değişim, onun Cromer’la ilişkisini ve sonraki reform çalışmalarını anlamanın anahtarıdır.
Abduh’un ilk döneminde İngiliz yönetimine karşı tutumu
Urâbî Hareketi (1881-1882), Mısır’da Ahmed Urâbî Paşa öncülüğünde gelişen askerî-siyasî bir hareketti. Mısırlı subayların ordudaki Türk-Çerkes ayrıcalıklarının kaldırılması, Mısırlıların yönetimde daha fazla söz sahibi olması, Hidiv’in yetkilerinin sınırlandırılması ve özellikle İngiliz-Fransız müdahalesinin azaltılması talepleri etrafında şekillendi.
Hareketin güçlenmesi üzerine İngiltere 1882’de Mısır’a askerî müdahalede bulundu ve Urâbî kuvvetlerini Tel el-Kebîr Savaşı’nda yenerek ülkeyi fiilen işgal etti. Hareketi başlangıçta destekleyen Muhammed Abduh da İngilizlerin zaferinden sonra tutuklandı ve ardından Mısır’dan sürgün edildi. Bu dönem, Abduh’un daha sonraki siyasî tutumundaki değişimi anlamak bakımından önemlidir.
Abduh’un siyasî hayatının ilk döneminde İngiliz işgaline karşı olduğu açıktır. 1881’de Mısır’daki siyasî gelişmeler sırasında yazdığı yazılarda yabancı müdahalesinin ve ülkenin kötü yönetiminin eleştirisini yaptı. Urâbî hareketiyle bağlantısı nedeniyle 1882 sonrasında Mısır’dan ayrılmak zorunda kaldı.
Paris’te Cemaleddin Efgani ile birlikte el-Urvetü’l-vüskā dergisini çıkarması da İngiliz sömürgeciliğine karşı İslâm dünyasında siyasî bilinç oluşturma amacını taşıyordu (Muhammed Abduh, “Hataü’l-Ukûl”, el-Vekāʾiʿu’l-Mısriyye, 4 Nisan 1881; Muhammed İmâre, el-Aʿmâlü’l-kâmile li’l-İmâm Muhammed Abduh, I, 326).
Bu nedenle Abduh’un daha sonraki İngilizlerle ilişkisini değerlendirirken, onun başlangıçtan itibaren İngiliz işgalini desteklediğini söylemek tarihî süreci basitleştirir. Nitekim daha sonraki yazılarında da İngilizlerin Mısır’dan çıkarılmasını uzun vadeli bir hedef olarak ifade ettiği görülmektedir (Muhammed İmâre, “el-Islâh fa’s-sevra fa’l-ıslâh”, el-Aʿmâlü’l-kâmile, I, 37).
Fakat Abduh’un siyasî düşüncesi 1880’lerin ortalarından sonra değişmeye başladı. Doğrudan siyasî mücadele yerine eğitim, hukuk, ahlâk ve dinî düşüncenin yenilenmesine ağırlık verdi. Mısır’a döndükten sonra kadılık görevlerinde bulunması ve ardından Ezher reformuyla ilgilenmesi, onu devlet mekanizmasının içinde reform gerçekleştirmeye yöneltti.
Cromer ile yakınlaşma
Bu dönemde Abduh ile Mısır’daki İngiliz yönetiminin başındaki Lord Cromer arasındaki ilişki giderek önem kazandı. Cromer, Abduh’u yalnızca bir din âlimi olarak değil, Mısır toplumunun reformunda kullanılabilecek önemli bir düşünür olarak görüyordu.
Cromer, 1908’de yayımlanan Modern Egypt adlı eserinde Abduh’u “geniş ve aydınlanmış görüşlere sahip” bir âlim olarak tanımladı. Abduh’un Doğu hükümetlerinde ortaya çıkan kötü yönetim biçimlerini gördüğünü ve reform için Avrupa yardımının gerekliliğini kabul ettiğini yazdı. Daha da önemlisi, Abduh’un takipçileri hakkında “Avrupalı reformcunun doğal müttefikleridir” ifadesini kullandı (Evelyn Baring, Lord Cromer, Modern Egypt, II, 179-180).
Cromer’ın bu sözleri önemlidir. Çünkü burada İngiliz yönetiminin Abduh hareketini kendi reform anlayışı açısından yararlı gördüğü açıkça görülmektedir.
Cromer’ın Abduh hakkındaki değerlendirmesinin başka bir yönü daha vardır. Cromer, onun geleneksel ulemâdan farklı olduğunu ve hatta dinî bakımdan şüpheli bir konumda bulunduğunu düşünüyordu. Abduh için “gerçekte bir agnostik olduğundan şüpheleniyorum” diye yazmıştı. Bu ifade, Cromer’ın Abduh’a duyduğu desteğin dinî muhafazakârlığı koruma amacından değil, reformcu niteliğinden kaynaklandığını göstermesi bakımından dikkat çekicidir (Cromer, Modern Egypt, II, 180).
1899: Mısır müftülüğü ve Cromer’ın rolü
Abduh 1899 yılında Mısır’ın başmüftüsü oldu. Burada önemli bir ayrıntıyı doğru ifade etmek gerekir: Abduh’un resmî tayini Hidiv Abbas Hilmi Paşa tarafından yapıldı; Ancak Cromer’ın bu tayinin gerçekleşmesindeki etkisi ve Abduh’u desteklediği tarih araştırmalarında açıkça görülmektedir (Mısır Millî Arşivi, 7 Haziran 1899 tarihli tayin kayıtları; Falk Gesink, Islamic Reform and Conservatism, ilgili bölümler).
Cromer’ın Abduh’un müftülüğe getirilmesini desteklediği ve bu tayinde etkili olduğu açıktır. Cromer’ın daha sonra kendi hatıratında Abduh’u desteklediğini açıkça yazması da bu ilişkinin niteliğini ortaya koyar. Cromer, kitabında Abduh’un çevresinin Mısır’ın gelecekte “kendi kendini yönetebilmesi” bakımından umut verdiğini düşünüyordu. (Cromer, Modern Egypt, II, 180).
Abduh ile Blunt arasındaki ilişki
Abduh’un Batılı çevrelerle ilişkisinde Wilfrid Scawen Blunt önemli bir yere sahiptir. Abduh’un düşünce hayatındaki en önemli hoca ve siyasî fikir kaynağı Cemaleddin Efgani idi. Blunt ise Abduh’un yakın dostu, İngiliz siyaset çevreleriyle bağlantı kurmasını sağlayan ve Arap-İslâm dünyasının geleceği konusunda onunla fikir alışverişinde bulunan İngiliz aristokrat ve yazardı.
Blunt’ın İslâm dünyasının geleceğine ilişkin düşünceleri ayrıca önemlidir. The Future of Islam adlı eserinde Osmanlı hilafetinin geleceğini tartışmış ve hilafetin İstanbul’dan Mekke’ye taşınmasını, Kureyş soyundan gelen bir Arap tarafından temsil edilmesini savunmuştur (Wilfrid Scawen Blunt, The Future of Islam, 1882). Bunlar İngiliz devletinin Osmanlı karşısında elini güçlendirecek Osmanlı etkisini zayıflatacak siyasetlerdi.
Blunt’ın bu düşüncesi, Osmanlı hilafetinin devamından ziyade Arap merkezli yeni bir hilafet fikrine dayanıyordu. Ancak Blunt’ı doğrudan “İngiliz hükümetinin Arap hilafeti projesinin teorisyeni” olarak tanımlamak da doğru değildir.
Blunt ile Abduh arasındaki ilişkiyi, Osmanlı hilafetinin geleceği, Arap siyasî kimliği, İslâm dünyasının reformu ve Mısır’ın geleceği konusunda ortak tartışmalar yürüten iki düşünür arasındaki yakın ilişki olarak değerlendirmek mümkünse de ortaya çıkan sonucun siyasi anlamda İngilizlere yaradığının farkında olmak gerekir.
Abduh’un Osmanlı yönetimine ve II. Abdülhamid’e yaklaşımı
Abduh’un II. Abdülhamid dönemindeki merkezîleşme, yönetim anlayışı ve Mısır üzerindeki Osmanlı nüfuzu konusunda ciddi eleştirileri vardı. Abduh’un asıl meselesi, Osmanlı veya Mısır yönetiminden bağımsız olarak, Müslüman toplumların eğitim ve hukuk bakımından yenilenmesi ve keyfî yönetimin sınırlandırılmasıydı. Bu bakımdan onun Hidiv Abbas Hilmi Paşa ile de ciddi anlaşmazlıkları bulunuyordu.
1904: İngiliz yönetimini geçici bir reform aracı olarak görmesi
Abduh’un İngiliz yönetimiyle ilişkisindeki en önemli belgelerden biri, 1904 yılında Wilfrid Blunt ile yaptığı yazışmalardır.
Blunt, Mısır’ın bağımsızlığa nasıl hazırlanabileceğini Abduh’a soruyordu. Abduh’un cevabında temel sorunlardan birinin Hidiv’in yönetim üzerindeki müdahalesi olduğunu görüyoruz. Abduh, Hidiv’in bakanlıkların, Evkaf’ın, Ezher’in ve dinî mahkemelerin işlerine müdahale etmemesi gerektiğini savunuyordu.
Daha sonra Blunt, bağımsızlık sonrasında anayasal bir düzen kurulmasını ve gerekirse Hidiv’in yerine Avrupalı bir hükümdarın geçirilmesini gündeme getirdi. Abduh ise Avrupa’dan bir hükümdar getirilmesi fikrini kabul etmedi; fakat bağımsızlığa geçiş sürecinde İngilizlerin düzeni ve anayasal sistemi koruyucu bir rol üstlenmesini savundu.
Abduh’un ifadesiyle İngiliz hükümeti, kurulacak anayasanın korunmasını ve Hidivlerin müdahalesine karşı güvence altına alınmasını gözetebilirdi (Abduh-Blunt yazışması, 1904; ayrıca Malcolm Kerr, Islamic Reform: The Political and Legal Theories of Muhammad Abduh and Rashid Rida).
Bu belge Abduh’un düşüncesindeki değişimi açık biçimde gösterir. Daha önce İngiliz işgaline karşı çıkan Abduh, artık İngiliz yönetiminin geçici olarak reform ve anayasal düzenin korunmasında kullanılabileceğini düşünmektedir.
İngiliz yönetiminin varlığını, Hidiv’in keyfî yönetimine karşı bir denge unsuru olarak kabullendiğini açıkça gösterir.
Şer’î hukuk ve idarî reformlar
Abduh’un Cromer dönemindeki en önemli faaliyet alanlarından biri şer’î hukuk ve mahkemelerin reformuydu. Bu konuda Abduh ile İngiliz yönetiminin hedefleri tamamen aynı değildi; fakat belirli noktalarda kesişiyordu.
1905’te Mısır Adalet Bakanlığı bünyesinde kadıların çalışma biçimleri ve kadıların yetiştirilmesi amacıyla komisyonlar oluşturuldu. Bu çalışmalarda Abduh önemli bir rol üstlendi. Cromer da Abduh’un önerilerini destekledi ve Adalet Bakanlığı tarafından onun başkanlığında bir komisyon oluşturuldu (Mısır Adalet Bakanlığı kayıtları; Abdürrahman İbrahim ed-Düsûkî el-Cemîî, Medresetü’l-Kadâi’ş-Şer’î, 11-12).
Bu reformların önemli bir yönü, İngilizlerin Mısır’daki şer’î hukuk sistemini Osmanlı’daki mevcut modele göre değil, kendi sömürge yönetimlerinin ihtiyaçları doğrultusunda yeniden düzenlemek istemeleriydi. Araştırmalar, İngiliz yönetiminin Mısır’daki hukukî tecrübeyi daha sonra Filistin ve diğer bölgelerdeki yönetimlerinde de kullanacağını göstermektedir (BOA, İ.MTZ.05, 24/1182; ilgili modern araştırmalar).
Bu noktada Abduh’un faaliyetleri İngiliz yönetiminin hukuk reformlarıyla doğrudan kesişmiştir. Dolayısıyla onun bu dönemde yalnızca teorik bir reformcu değil, İngiliz yönetimi altında yürütülen hukukî ve idarî reformlarda görev alan bir devlet adamı olduğunu söylemek mümkündür.
Sudan: işbirliğinin somutlaştığı alan
Bu ilişkinin en somut örneklerinden biri Sudan’dır. 1905 yılının başında Abduh, İngiliz-Mısır ortak yönetimi altındaki Sudan’a gitti. Hartum’a vardığında İngiliz yönetiminin üst düzey görevlileri tarafından resmî bir törenle karşılandı. Sudan Adalet Bakanı E. Bonham-Carter ve Genel Müfettiş Rudolf von Slatin Paşa’nın da bulunduğu heyet tarafından karşılanması, ziyaretin sıradan bir dinî seyahat olmadığını göstermektedir. Abduh Sudan’daki Müslüman toplumun dinî eğitimi ve kadıların yetiştirilmesi meseleleriyle ilgilendi (Muhammad Qasim Zaman ve ilgili çalışmalar; Sudan’daki İngiliz-Mısır yönetimine ilişkin belgeler).
Araştırmalara göre İngiliz makamları, Sudan’da kurulmakta olan yeni şer’î yargı sistemi için Abduh’un görüşlerinden yararlandı. Abduh, yeni adlî yapı içerisinde görev yapacak Mısırlı kadıların seçimi konusunda tavsiyelerde bulundu. Aynı dönemde Omdurman’da İslâmî eğitim verecek yeni bir kurumun oluşturulmasını da destekledi (K. M. al-Dusuqi ve Sudan’daki sömürge hukuk sistemi üzerine çalışmalar).
Bu olay, Abduh’un İngiliz yönetimiyle idarî ilişkisinin en açık örneklerinden biridir. Çünkü burada mesele yalnızca İngiliz bir yetkiliyle görüşmek değil, İngiliz egemenliği altındaki bir ülkede kurulmakta olan şer’î eğitim ve yargı sistemine katkıda bulunmaktır.
Transvaal fetvası ve fıkhî reform
Abduh’un müftülük dönemindeki fetvaları da onun geleneksel fıkıh anlayışından ayrıldığı noktaları göstermektedir.
Bunların en meşhurlarından biri 1903 tarihli Transvaal fetvasıdır. Güney Afrika’daki Müslümanlardan gelen sorularda Avrupa şapkası giyilmesi, Hıristiyanların kestikleri hayvanların etlerinin yenilmesi ve farklı mezheplerden Müslümanların birbirlerinin arkasında namaz kılması gibi meseleler sorulmuştu. Abduh bu üç konuda da şartlara bağlı olarak cevaz yönünde hüküm verdi (Muhammed Abduh, el-Fetâvâ; el-Aʿmâlü’l-kâmile, II, 78-99).
Bu fetvanın özellikle Hıristiyanların kestiği hayvanların eti konusunda büyük tartışma doğurduğu görülmektedir. Mısır’da bazı gazeteler fetvayı sert biçimde eleştirmiş, mesele Abduh’un Batılılaşma anlayışının tartışılmasına kadar uzanmıştır. Reşid Rıza ise Abduh’un görüşünü savunmuştur (Reşid Rıza, el-Menâr, VI-VII; Transvaal fetvası üzerine modern araştırmalar).
Burada fetvanın “İngilizlere yaranmak amacıyla verildiğini” söylemek için doğrudan delil yoktur. Daha sağlam yorum, Abduh’un Müslümanların azınlık olarak yaşadığı modern toplumlarda klasik fıkıh hükümlerini yeniden yorumlamaya çalıştığı yönündedir. Bununla birlikte fetvanın, İngiliz sömürge dünyasında yaşayan Müslümanların gündelik hayatlarını kolaylaştıran bir hukuk anlayışı ortaya koyduğu da açıktır.
Tasarruf sandıkları ve faiz meselesi
Abduh’un ekonomik meselelerde de geleneksel fıkıhtan farklı sonuçlara ulaştığı görülmektedir. TDV İslâm Ansiklopedisi, onun sigorta ve tasarruf sandıklarını mudârabe akdi çerçevesinde câiz gördüğünü belirtmektedir (TDV, “Muhammed Abduh”; Abduh, el-Fetâvâ).
Abduh, modern tasarruf ve finans kurumlarını geleneksel riba anlayışıyla doğrudan özdeşleştirmeyip bunları mudârabe gibi İslâm hukukundaki mevcut sözleşmeler üzerinden değerlendirmeye çalışmıştır. Bu yaklaşım, Mısır’da modern finans kurumlarının İslâm hukuku açısından tartışılabilir hale gelmesine katkıda bulunmuştur (TDV, “Muhammed Abduh”).
Cromer ile Abduh’un amaçları aynı mıydı?
Cromer, Abduh’u İngilizlerin Mısır’daki reform projesi açısından yararlı bir düşünür olarak görüyordu. Bunu kendi kitabında açıkça yazmıştır. Abduh ise eğitim, hukuk ve dinî düşüncede reform yapılmasını ve Mısır’ın sonunda kendi kendini yönetebilecek bir toplum haline gelmesini istiyordu. Bu iki hedef bazı noktalarda kesişti. Cromer açısından: Mısır’ın Avrupa tarzında yeniden düzenlenmesi ve İngiliz yönetiminin istikrarının korunması önemliydi. Bu amaç doğrultusunda Abduh’un ve fikirlerinin kullanışlı bir araç olarak değerlendirildiği açıktır.
Sonuç
Muhammed Abduh’un İngiliz yönetimiyle ilişkisi, hayatının farklı dönemleri birlikte ele alındığında daha karmaşık bir görünüm ortaya çıkarır. Abduh 1880’lerin başında İngiliz işgaline karşı çıkmış, Urâbî hareketiyle ilişkisi nedeniyle sürgün yaşamış ve el-Urvetü’l-vüskā aracılığıyla Avrupa emperyalizmine karşı mücadele etmiştir. Daha sonra siyasî mücadeleden uzaklaşarak eğitim, hukuk ve dinî düşüncenin reformuna yönelmiştir.
Bu dönüşümün ardından Cromer ile yakın bir ilişki kurmuştur. Cromer onu desteklemiş, Abduh’un çevresini Avrupa reformcularının “doğal müttefiki” olarak tanımlamış ve Abduh’un 1899’da müftülüğe gelmesini desteklemiştir (Cromer, Modern Egypt, II, 179-180).
Abduh ise İngiliz yönetimini giderek Mısır’ın reformu için kullanılabilecek bir araç olarak görmeye başlamıştır. 1904’te Blunt’a yazdığı mektupta İngilizlerin anayasal düzenin korunmasında geçici bir rol üstlenmesini kabul etmesi bunun en açık göstergelerinden biridir.
1905’te Sudan’da İngiliz-Mısır yönetimiyle kurduğu idarî ilişki ise bu yaklaşımın pratik sonucudur. Abduh, İngiliz yönetimi altında oluşturulan şer’î yargı ve eğitim sistemine katkıda bulunmuştur. Kendi siyasi çıkarlarına katkı yapan yeniliklere İngilizler Abduh üzerinden meşruiyet kazandırmaya çalışmışlardır
Abduh, İngiliz işgaline karşı çıkan bir siyasî aktivist olarak başladığı hayatının ilerleyen döneminde, İngiliz yönetimini Mısır’ın reformu ve anayasal bir düzene hazırlanması için kullanılabilecek geçici bir güç olarak görmeye başlamış; bu yaklaşım Cromer yönetimiyle gerçek bir idarî ve fikrî yakınlaşmaya dönüşmüştür.
Bu yakınlaşma, özellikle müftülük, Ezher reformu, şer’î mahkemeler, Sudan’daki dinî-adlî düzen ve modern fıkıh yorumları üzerinden somutlaşmıştır. Abduh’un reform düşüncesini bütünüyle Cromer’ın veya İngiliz sömürge yönetiminin ürünü saymak için yeterli tarihsel delil bulunmamaktadır. Onun düşüncesi, Efgani’nin etkisi, İslâmî ilim geleneği, Avrupa düşüncesi ve Mısır’ın siyasî şartlarının kesiştiği daha geniş bir fikrî ortam içinde oluşmuştur.
