05 Eki 26 - Pts 7:00:am
Koyu Açık

Blog Post

Fikir Yorum > Fikir yorum > Hayrettin Karaman’ın İslam, İslami Hareket ve Devlet Anlayışındaki Değişim  -1-

Hayrettin Karaman’ın İslam, İslami Hareket ve Devlet Anlayışındaki Değişim  -1-

Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Türkiye’de İslam hukuku ve İslamcı düşüncenin etkili isimlerinden biridir. Onun uzun yıllara yayılan yazıları incelendiğinde, İslam’ın devlet ve siyasetle ilişkisi konusunda temel bir sürekliliğin yanında, özellikle demokrasi meselesinde dikkat çekici bir değişim görülür.

Bu değişimi doğru anlayabilmek için Karaman’ın düşüncesini üç aşamada ele almak gerekir: İslam’ın yalnızca bireysel bir din olmadığı ve toplumsal-siyasal bir düzen talep ettiği yönündeki yaklaşım. Laik-demokratik sistemi İslam’ın ideal siyasal sistemi olarak görmeyen, fakat şartların gereği olarak kullanılabileceğini savunan dönem. Nihayet “İslâmî demokrasi” kavramını açıkça kullanan ve demokrasinin seçim, denetim ve iktidarın el değiştirmesi gibi mekanizmalarını İslami bir siyasal düzen içerisinde kabul eden dönem.

1. Başlangıç noktası: İslam yalnızca bireysel bir inanç değildir

Karaman’ın düşüncesinin değişmeyen temel noktalarından biri, İslam’ın yalnızca iman, ibadet ve ahlak alanıyla sınırlı olmadığı düşüncesidir.

Karaman, modern dönemde ortaya çıkan “İslam’ın devlet ve siyasetle ilgisi yoktur” anlayışına açıkça karşı çıkar. Ona göre Kur’an ve Sünnet’in yanında klasik fıkıh literatüründe kazâ, siyaset, imamet, velayet, bağy ve benzeri bölümlerin bulunması, İslam düşüncesinde devlet meselesinin tarih boyunca dinin dışında görülmediğini gösterir. Ona göre Müslümanların maddi ve manevi değerlerini, adaleti ve toplumsal düzeni koruyabilmeleri için devlet gerekli olduğundan, devletin kurulması ve yaşatılması dinî görevlerle bağlantılıdır.

Bu bakımdan Karaman’ın düşüncesindeki temel önerme oldukça açıktır:

İslam sadece kişinin özel hayatını düzenleyen bir din değildir; toplum ve devlet hayatına ilişkin de ilkeler ortaya koyar.

Nitekim daha sonraki yazılarında da “Müslümanların devleti, siyaseti, hukuku, ahlakı ve hayat tarzı İslam’dan bağımsız olabilir mi?” sorusuna olumsuz cevap verir.

Dolayısıyla Karaman’ın sonraki dönemlerde demokrasi konusunda yaptığı açılımı, “devletin dinle ilişkisini reddetme” şeklinde okumak doğru olmaz. Asıl değişim, İslam’ın siyasal ilkeleri ile modern demokratik kurumlar arasındaki ilişkinin nasıl kurulacağı konusundadır.

2. Eski yaklaşım: Egemenlik Allah’a aittir

Karaman’ın erken ve orta dönem düşüncesinde demokrasiye yöneltilen temel itiraz, seçim veya danışma mekanizmasına değildir. Asıl problem, demokrasinin dayandığı kabul edilen egemenlik anlayışıdır.

1990’lı yıllardaki İslamcı dergilerdeki tartışmaları inceleyen akademik bir çalışma, Karaman’ın demokrasi konusunda iktidarın seçimle belirlenmesini İslam’a aykırı görmediğini, ancak “hâkimiyetin kayıtsız şartsız halka ait olması” düşüncesini İslam’a aykırı kabul ettiğini belirtmektedir. Çünkü Karaman’a göre nihai hüküm Allah’ın iradesine aittir.

Buradaki ayrım önemlidir:

Seçim başka şeydir, egemenliğin kaynağı başka şeydir.

Halk yöneticisini seçebilir; fakat halkın çoğunluğu Allah’ın haram kıldığını helal, helal kıldığını haram yapamaz. Karaman’ın demokrasiye yönelik teorik itirazının temelinde bu düşünce vardır.

Bu yaklaşım daha sonra açık biçimde şu cümleyle ifade edilmiştir:

“Demokrasinin esası” olarak insanın Allah’tan bağımsızlığını gören Karaman, bunun İslam’la bağdaşmayacağını belirtmiştir.

Dolayısıyla Karaman’ın klasik demokrasi eleştirisi, esas olarak “halk seçim yapamaz” şeklinde değildir. Daha derindeki mesele, “halkın mutlak yasama ve hüküm koyma yetkisine sahip olması” meselesidir.

3. “Demokratik mekanizma” ile “demokratik felsefe”yi ayırması

Karaman’ın düşüncesindeki en önemli ara aşama burada ortaya çıkar.

O, demokrasinin bütününü reddetmek yerine demokrasi içinde iki unsur ayırmaya başlamıştır:

Birincisi demokratik felsefe, ikincisi demokratik mekanizma.

2014’te yazdığı “İslam, demokrasi ve Medine Vesikası” başlıklı yazıda bu ayrımı son derece açık biçimde ortaya koymuştur. Karaman’a göre demokrasinin felsefi temelinde insanın Allah’tan bağımsız kabul edilmesi İslam’la bağdaşmaz. Bu nedenle demokrasinin bütün felsefesi ve tekniğiyle Müslümanların siyasal sistemi olamayacağını söyler. Fakat hemen ardından demokratik mekanizmanın, İslam’ın siyaset teorisinin ilkeleri doğrultusunda ve “daha iyisi bulununcaya kadar” kullanılabileceğini belirtir. Ona göre faydaların elde edilmesi bakımından Demokrasi amaç değildir; araçtır.

Seçim, parlamento, iktidarın denetlenmesi, muhalefet, siyasal katılım gibi mekanizmalar kullanılabilir. Fakat bunların üzerine oturduğu egemenlik anlayışı İslamileştirilmelidir.

Bu düşünce Karaman’ın önceki siyasal yaklaşımının önemli bir özelliğini gösterir. Demokratik kurumlara karşı kategorik bir reddiye yerine, onları İslamî bir hedefe ulaşmada kullanılabilecek araçlar olarak değerlendirmektedir.

Nitekim Karaman’ın bu yaklaşımını inceleyen çalışmalar da onun demokrasi, çoğulculuk ve benzeri kurumların İslam’a giden yolda faydalı olması durumunda kullanılabileceğini, fakat bunların Batı’daki felsefi temellerini İslam’la özdeşleştirmediğini belirtmektedir.

4. İslami hareket anlayışı: Toplumu değiştirmekten devleti değiştirmeye

Karaman’ın siyasal düşüncesinde devlet meselesinin yanında İslami hareket kavramı da önemlidir.

Burada hedef yalnızca Müslümanların bireysel olarak daha dindar olması değildir. Dinin toplum hayatında daha etkili hale gelmesi, eğitim yoluyla Müslümanların bilinçlendirilmesi, İslami kurumların güçlenmesi ve nihayet siyasal düzenin İslam’ın temel ilkeleriyle uyumlu hale gelmesi düşüncesi görülür.

Karaman’ın İmam-Hatip okulları ve din eğitimi üzerine düşüncelerini inceleyen çalışmalar, onun din eğitimini Türkiye’nin toplumsal dönüşümünde önemli bir unsur olarak gördüğünü ve İmam-Hatip çevrelerine bu süreçte özel bir rol yüklediğini belirtmektedir.

Karaman’ın kendi eserlerinin başlıkları da bu düşünsel çerçeveyi göstermektedir: İslamlaşma ve Önündeki Engeller, İmam-Hatiplilik Şuuru, Türkiye ve İslamiyet, Laik Düzende Dini Yaşamak gibi çalışmalarında dinin yalnızca bireysel alanla sınırlanmasına itiraz eder.

Bu nedenle onun siyaset anlayışında asıl mesele, İslam’ın toplum ve devlet hayatındaki belirleyici konumunun nasıl yeniden kurulacağı arayışıdır.

5. Dönüm noktası: İslâmî demokrasi

Karaman’ın demokrasi konusunda söyleminin en dikkat çekici biçimde değiştiği dönem 2000’li yıllardır. AK Parti’nin iktidara gelişi ve AB uyum süreçleriyle birlikte Hayrettin Karaman’ın söyleminde ciddi bir “pragmatizm ve maslahat” vurgusu göze çarpar. Soyut/idealist fıkıh söyleminden, “mevcut imkânlar dâhilinde Müslümanların maslahatını koruma” zeminine geçilmiştir.

2006 yılında yayımladığı “İslam ülkelerinde demokrasi” başlıklı yazısında artık daha sistematik bir formül ortaya koyar. Ona göre İslam yönetim bakımından belirli bir rejimin adını vermemiştir; fakat bir siyasal sistemin İslam’a uygun olup olmadığı konusunda belirli ölçüler vardır. Tevhid, adalet, şûra, biat, ehliyet, emanet ve benzeri ilkeler bunların başlıcalarıdır.

Burada dikkat çekici nokta şudur:

İslam belirli bir rejim biçimini zorunlu kılmamaktadır; fakat rejimin uyması gereken İslami ilkeler bulunmaktadır.

Bu, önceki “demokrasi araçtır” yaklaşımından daha esnek bir noktadır.

Karaman artık demokrasi ile İslam arasındaki ilişkiyi yalnızca “geçici araç” üzerinden değil, demokratik kurumların İslami ilkelerle yeniden yorumlanması üzerinden tartışmaya başlamıştır.

6. 2011: “İslâmî demokratik devlet”

Hayrettin Karaman, gençlik yıllarındaki devrimci veya dönüşümcü İslami hareket dilini tamamen bırakarak devletin bekası, toplumsal ahlak ve kazanımların muhafazası konularına odaklanmıştır.

2011 tarihli “İslam, demokrasi ve laiklik” yazısı bu değişimin açık bir göstergesidir.

Karaman burada doğrudan:

“İslam laiklikle bağdaşmaz, laik İslâmî devlet olmaz, ama İslâmî demokratik devlet olabilir.”

demektedir.

Bu önceki dönemle karşılaştırıldığında oldukça önemlidir.

Çünkü artık demokrasi yalnızca “daha iyisi bulununcaya kadar kullanılacak bir araç” değildir. İslami devletin bir yönetim biçimi olarak demokrasiye açıkça yer verilmektedir.

Karaman’ın tasvir ettiği modelde yöneticiler seçimle gelir, seçmenler veya temsilcileri tarafından denetlenir, yeterliliklerini ve meşruiyetlerini kaybeden yöneticiler görevden alınabilir. Fakat sistemin temel meşruiyet kaynağı İslam’dır.

Dolayısıyla Karaman burada demokrasiyi İslamî bir anayasal çerçeve içinde yeniden tanımlayarak meşrulaştırmaktadır. Karaman, demokratik yönetim mekanizmalarını İslamî devlet teorisinin içine yerleştirmeye çalışmıştır.

Devam edecek.

Yorum Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir