06 Eki 26 - Sal 7:00:am
Koyu Açık

Blog Post

Fikir Yorum > Fikir yorum > 2- Hayrettin Karaman’ın İslam, İslami Hareket ve Devlet Anlayışındaki Değişim

2- Hayrettin Karaman’ın İslam, İslami Hareket ve Devlet Anlayışındaki Değişim

7. 2014: Eski ve yeni söylemin aynı anda görünmesi

2014 yılı Karaman’ın düşüncesindeki geçişi görmek açısından özellikle önemlidir.

Bir yandan demokrasi konusunda “demokrasinin esası İslam’la katiyetle bağdaşmaz” demektedir. Öte yandan demokratik mekanizmanın kullanılabileceğini söylemektedir.

Aynı dönemde “İslam ülkelerinde demokrasi” çizgisinde ise seçim, denetim ve yöneticilerin görevden alınması gibi demokratik mekanizmaları İslami devletin içinde düşünmektedir.

Bu iki söylem ilk bakışta çelişkili görünmektedir. Fakat Karaman’ın yaptığı ayrım dikkate alındığında aralarındaki bağlantı ortaya çıkar:

Demokrasinin felsefesi başka, demokrasi mekanizması başkadır.

Karaman’ın reddettiği şey, halkın Allah’tan bağımsız mutlak egemenliğidir. Kabul ettiği şey ise seçim, temsil, denetim ve iktidarın değişebilmesi gibi siyasal mekanizmalardır.

Dolayısıyla onun düşüncesindeki değişim, “Allah’ın egemenliği” anlayışından “halkın egemenliği” anlayışına geçiş değildir.

Değişen daha çok şudur:

Demokratik kurumların İslamî bir siyasal düzen içinde kullanılmasına verilen teorik meşruiyet genişlemiştir.

8. 2015: “İslâmî demokrasi” savunmasının açık biçimi

2015 tarihli “İslâmî Devlet” yazısında Karaman artık bu kavramı açıkça sahiplenmektedir.

“Laik-seküler demokrasi yerine İslâmî demokrasiyi savunduğu” yazılarının bulunduğunu belirtir. Ardından Müslümanın hayatının tamamında dinin izin ve yasaklarının hâkim olması gerektiğini söyler ve İslam’a uygun rejimin temel kaynağının Kur’an ve Sünnet olduğunu savunur.

Burada önceki dönemden farklı olarak savunulan şey, sadece demokrasinin “kullanılabilir” olması değildir.

Artık doğrudan:

İslâmî demokrasi

kavramı kullanılmaktadır.

İslamî siyasal düzen fikrini koruyarak demokrasi kavramını İslamileştirme çabasıdır.

9. Son dönem: Devlet fikrinden geri dönüş yok

Karaman’ın daha yakın tarihli yazılarında da bu temel düşüncenin değişmediği görülmektedir.

2021’de yayımlanan “İslâm, devlet, düzen” yazısında, Müslümanların devleti, siyaseti, hukuku, ahlakı ve hayat tarzının İslam’dan bağımsız olup olamayacağını tartışırken buna olumsuz cevap vermektedir. Aynı yazıda DEAŞ, Taliban, Mursi, Gannuşi ve farklı ülkelerdeki İslami yönetim örneklerinin birbirinden farklı olduğunu, ideal İslami devlet anlayışının ise bunların her biriyle aynı olmadığını belirtir.

2026 tarihli yazısında da “İslam’ın fertten ve ümmetten taleplerinin siyasetsiz ve devletsiz yerine getirilemeyeceği” görüşünü sürdürmektedir. Bununla birlikte mevcut şartlarda İslami devlet ve yönetimin oluşmasına imkân bulunmadığında Müslümanların mevcut rejimin izin verdiği ölçüde dinlerini yaşamaları gerektiğini belirtmektedir.

10. Asıl değişim nerede?

Karaman’ın yaklaşık yarım asra yayılan düşüncesi bir bütün olarak değerlendirildiğinde üç temel aşama ayırt edilebilir:

Birinci aşama:
İslam yalnızca bireysel ibadet ve ahlak dini değildir. Devlet ve toplum düzenine ilişkin hükümleri ve ilkeleri vardır. İdeal düzenin temel referansı Kur’an ve Sünnet’tir.

İkinci aşama:
Modern demokrasi, özellikle egemenliğin kaynağını halka veren felsefi temeli bakımından İslam’la bağdaşmaz. Fakat seçim, temsil ve denetim gibi demokratik mekanizmalar, İslami amaçlar doğrultusunda kullanılabilir.

Üçüncü aşama:
Demokratik mekanizmalar artık sadece geçici bir araç olarak değil, “İslâmî demokrasi” adı verilen bir siyasal modelin unsurları olarak teorileştirilir. Yöneticilerin seçimle gelmesi, denetlenmesi ve gerektiğinde değiştirilmesi kabul edilir; ancak sistemin nihai meşruiyet kaynağı olarak İslam muhafaza edilir.

Dolayısıyla burada basit bir “demokrasi karşıtlığından demokrasi taraftarlığına dönüş” söz konusu değildir.

Daha karmaşık bir dönüşüm vardır:

Karaman, demokrasinin felsefi temelini reddetmeye devam ederken, demokratik kurumları İslamî siyaset teorisi içinde meşrulaştıracak yeni bir kavramsal çerçeve geliştirmeye çalışmıştır.

11. Bu dönüşümün anlamı

Bu dönüşümün arkasında yalnızca teorik bir fıkıh tartışması aramak da yeterli değildir.

Karaman’ın düşüncesi, Türkiye’deki İslamcı hareketin geçirdiği dönüşümden bağımsız değildir. 1980’lerden itibaren Türkiye’de İslamcı hareket, doğrudan İslamî devlet talebi ile mevcut anayasal düzen içerisinde siyasal mücadele yürütme arasında yeni yollar aramaya başlamıştır.

Bu ortamda demokrasi önemli bir problem haline gelmiştir.

Çünkü Müslümanlar bir taraftan devletin laik karakterini İslam’ın siyasal anlayışıyla bağdaştırmakta zorlanırken, diğer taraftan siyasal faaliyetlerini seçimler, partiler, parlamento ve demokratik haklar üzerinden yürütmektedirler.

Karaman’ın geliştirdiği çözüm bu gerilimi ikiye ayırmaktadır:

Demokratik araçlar kullanılabilir; fakat nihai değerler ve meşruiyet kaynağı İslam’dan alınabilir.

Böylece demokrasi, İslam düzeninin alternatifi olmaktan çıkarılıp İslamî bir siyasal düzen içerisinde kullanılabilecek bir yönetim tekniğine dönüştürülmektedir.

Sonuç

Hayrettin Karaman’ın düşünce çizgisindeki en önemli değişiklik, modern siyasal kurumların İslamî düşünce içinde nasıl konumlandırılacağı konusunda ortaya çıkmaktadır.

Karaman’ın temel kanaati uzun yıllar boyunca değişmemiştir: İslam, bireyin özel hayatına hapsedilemez; devlet, hukuk, toplum ve siyaset de İslam’ın ilgi alanı içindedir. Bu nedenle laik-seküler bir düzeni İslam’ın ideal siyasal düzeni olarak görmez.

Fakat demokrasi konusunda söylemi zaman içinde belirgin biçimde değişmiştir.

Önce demokrasi ile İslam arasındaki temel felsefi ayrımı vurgulamış; halk egemenliğini İslam’ın Allah’ın hükümranlığı anlayışıyla bağdaşmaz görmüştür. Ardından seçim, temsil, şûra ve denetim gibi demokratik mekanizmaların kullanılabileceğini kabul etmiştir. Daha sonra ise bu mekanizmaları “İslâmî demokrasi” adı altında teorik bir devlet modelinin unsurları olarak savunmuştur.

Karaman’ın geçirdiği bu evrim, eleştirmenleri tarafından “ilkesel sapma, idealizmin pragmatizme kurban edilmesi” veya “iktidarı meşrulaştırma fıkhı” olarak yorumlanırken; sevenleri ve takipçileri tarafından ise “hayatın gerçekleriyle barışık, ümmetin maslahatını ve fiili imkânları gözeten kuşatıcı bir fıkıh anlayışı” olarak değerlendirilmektedir.

Yorum Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir