ECFR’den Beth Oppenheim’ın seçim öncesi analizi
Avrupa Dış İlişkiler Konseyi (ECFR) bünyesinde politika uzmanı Beth Oppenheim tarafından 22 Ekim 2026’da yayımlanan Whoever wins the election, Israel’s illiberal turn is here to stay başlıklı analiz, İsrail’deki siyasi dönüşümü Binyamin Netanyahu’nun kişisel iktidarından daha geniş bir çerçevede ele alıyor. Oppenheim’a göre 27 Ekim’de yapılması beklenen seçimler Netanyahu’nun siyasi geleceğini belirleyebilir. Ancak seçim sonucunda iktidar değişse bile İsrail siyasetinin son yıllarda yöneldiği sağcı, dini milliyetçi ve illiberal yani liberal demokrasiden kopuş çizgisinin sona ermesi beklenmiyor.
Makalenin temel iddiası, İsrail’deki siyasi değişimin yalnızca Netanyahu ve onun hükümetine bağlı olmadığıdır. Son birkaç on yılda güç kazanan dini milliyetçi sağ, devletin önemli kurumlarında etkisini artırmış ve ülkenin siyasi yönelimini dönüştürmüştür. Bu çevreler, İsrail’in Batı Şeria ve Gazze üzerindeki kontrolünü genişleten, Yahudi kimliğini liberal demokratik ilkelerin önüne koyan bir siyasi anlayışı savunmaktadır. Oppenheim, bu dönüşümün Netanyahu’dan daha uzun ömürlü olacağını ileri sürmektedir.
Seçim ve hükümet kurma sorunu
Makale, seçim öncesi anketlerin Netanyahu’nun liderliğindeki Likud partisinin muhalefetin gerisinde kaldığını, ancak iki siyasi bloğun da tek başına hükümet kurmak için gerekli 61 sandalyeye ulaşamadığını gösterdiğini belirtiyor. Gadi Eisenkot’un liderliğindeki Yashar! partisinin öne çıkması, Netanyahu karşıtı cephenin güçlenmesi açısından önemli görülüyor. Bununla birlikte muhalefetin hangi lider etrafında birleşeceği ve hangi partilerle hükümet kurabileceği belirsizliğini koruyor.
İsrail’deki siyasi tıkanıklığın temel nedeni, hükümet kurmak için gerekli çoğunluğun elde edilmesinin yanı sıra, bu çoğunluğun hangi siyasi ortaklarla oluşturulabileceği sorunudur. Netanyahu karşıtı partiler, Filistinli Arap vatandaşlarını temsil eden partilerle veya ultra-Ortodoks Yahudi partileriyle iş birliği konusunda farklı tutumlara sahiptir.
Oppenheim bu nedenle seçim sonrasında beş farklı senaryo üzerinde duruyor. Bunlar arasında hiçbir liderin hükümet kuramaması ve erken seçime gidilmesi, Eisenkot’un dışarıdan destek alan bir azınlık hükümeti kurması, ultra-Ortodoks partilerin desteğiyle hükümet oluşturulması, karşı bloktan milletvekillerinin transfer edilmesi ve Netanyahu ile muhalefet arasında bir ulusal birlik hükümeti kurulması bulunuyor.
Bu senaryoların ortak noktası, seçim sonrasında siyasi istikrarsızlığın devam edebileceği ihtimalidir.
İktidar değişirse ne değişebilir?
Oppenheim’a göre Netanyahu’nun iktidardan uzaklaştırılması, İsrail iç siyasetinde bazı önemli değişikliklere yol açabilir. Yeni bir hükümetin yargı reformunu durdurması, 7 Ekim 2023 saldırılarındaki güvenlik başarısızlığını incelemek üzere devlet soruşturma komisyonu kurması ve ultra-Ortodoksların askerlik yükümlülüğünü düzenlemesi beklenebilir.
Bu değişiklikler, İsrail’de demokratik kurumların işleyişi ve toplum içindeki siyasi gerilimler bakımından önem taşıyacaktır. Özellikle askerlik yükümlülüğü, yedek askerlerin üzerindeki yükün artması nedeniyle İsrail toplumunda önemli bir tartışma konusu haline gelmiştir.
Ancak makaleye göre bu tür iç politika değişiklikleri, İsrail’in dış politika ve güvenlik yaklaşımında köklü bir dönüşüm yaratmayacaktır. Netanyahu’nun güvenlik anlayışı, tehditleri sınırların ötesinde önleme, askeri operasyonlarla caydırıcılık sağlama ve komşu bölgelerde tampon alanlar oluşturma yaklaşımına dayanıyor. Oppenheim, bu anlayışın yalnızca Netanyahu’ya özgü olmadığını, İsrail’deki Yahudi siyasi partilerin büyük bölümünde karşılık bulduğunu savunuyor.
Filistin meselesinde siyasi süreklilik
Makalenin en önemli değerlendirmelerinden biri Filistin meselesine ilişkin.
Oppenheim’a göre İsrail’de Filistin devletinin kurulmasına yönelik siyasi destek, Yahudi siyasi partilerin büyük bölümünde ciddi biçimde zayıflamıştır. Filistinliler üzerinde kalıcı İsrail kontrolü fikri, mevcut hükümetin ötesinde daha geniş bir siyasi kabul görmektedir.
Bu nedenle Netanyahu’nun yerine muhalefetten bir liderin gelmesi, Filistin meselesinde köklü bir değişim anlamına gelmeyecektir.
Bununla birlikte yeni bir hükümetin Gazze’de ateşkesin ikinci aşamasına geçilmesini kolaylaştırabileceği, Batı Şeria’daki yerleşimci şiddetini sınırlayabileceği ve Filistin Yönetimi üzerindeki baskıyı azaltabileceği öngörülmektedir. Ancak aynı hükümetin yerleşimlerin genişlemesini sürdürmesi ve Filistin devletinin kurulmasına karşı çıkması da mümkündür.
Bu değerlendirme, İsrail siyasetindeki merkez ve sağ partiler arasında Netanyahu’ya karşı bir ittifak kurulabilse bile Filistin meselesinde ortak bir siyasi çözüm anlayışının bulunmadığına işaret etmektedir.
İsrail’in bölgesel politikası ve Avrupa ile ilişkileri
Oppenheim, İsrail’de kurulacak yeni bir hükümetin Arap ülkeleriyle ilişkileri düzeltmeye çalışabileceğini düşünüyor. Suriye ile sınırlı güvenlik anlaşmaları yapılması veya bölgesel normalleşme sürecinin yeniden canlandırılması ihtimali üzerinde duruyor.
Ancak Filistinlilerle diplomatik bir çözüm süreci başlatılmadığı takdirde Gazze ve Batı Şeria’da yeni çatışmaların ortaya çıkabileceği, bunun da bölgesel istikrarı bozacağı belirtiliyor. Filistin meselesinde ilerleme sağlanmadan Suudi Arabistan ile normalleşmenin de zor olacağı ifade ediliyor.
Makalenin Avrupa açısından önemli olan bölümü ise İsrail ile ilişkilerin nasıl yürütülmesi gerektiğine ilişkin önerileridir.
Oppenheim, Avrupa ülkelerinin yeni İsrail hükümetiyle ilişkilerini yeniden düzenlerken yalnızca hükümetin değişmesine bakmaması gerektiğini savunuyor. Avrupa, İsrail’den Filistinlilerle diplomatik çözüm yoluna dönmesini, bölgesel ilişkileri geliştirmesini ve toprak genişletme politikalarını sınırlandırmasını beklemelidir.
Yazar, İsrail’in bu yönde adım atması halinde Avrupa ile ilişkilerin düzelmesinin ve uluslararası meşruiyetinin güçlenmesinin mümkün olacağını düşünüyor. Buna karşılık yerleşimlerin genişletilmesi ve askeri saldırganlığın devam etmesi durumunda Avrupa’nın siyasi ve ekonomik araçlarını kullanması gerektiğini belirtiyor.
Sonuç
Beth Oppenheim’ın analizi, İsrail’deki siyasi dönüşümün Netanyahu’nun kişisel iktidarından daha derin olduğu tezine dayanıyor. Seçim sonucunda hükümet değişebilir, yargı reformu durdurulabilir ve bazı iç politika sorunlarında yeni düzenlemeler yapılabilir. Ancak İsrail’in güvenlik merkezli yaklaşımının, Filistinliler üzerindeki kontrolünün ve yerleşim politikalarının kısa vadede köklü biçimde değişmesi beklenmiyor.
Makalenin asıl önemi, İsrail’deki siyasi gelişmeleri yalnızca Netanyahu’nun seçim başarısı veya başarısızlığı üzerinden değerlendirmemesi. Oppenheim, İsrail’deki sağcı ve dini milliyetçi dönüşümün devlet kurumlarına ve siyasi merkeze yerleştiğini savunuyor.
Bu nedenle İsrail’de iktidarın değişmesi, ülkenin siyasi yöneliminin değişmesiyle aynı şey değildir. Avrupa açısından da temel mesele, İsrail’de kimin hükümet kuracağından çok, kurulacak hükümetin Filistin meselesi ve bölgesel istikrar konusunda hangi politikaları uygulayacağıdır.
Kaynak: Beth Oppenheim, “Whoever wins the election, Israel’s illiberal turn is here to stay”, European Council on Foreign Relations (ECFR), 22 Ekim 2026.
https://ecfr.eu/article/whoever-wins-the-election-israels-illiberal-turn-is-here-to-stay
