Dünya üzerinde çok az coğrafya, son yüz yıla Çin kadar büyük acılar, keskin dönüşler ve inanılması güç başarılar sığdırabilmiştir. 1900’lerin başında, binlerce yıllık imparatorluk geleneği “Yasak Şehir”in surları ardında can çekişirken; Çin, dış dünyada “Asya’nın Hasta Adamı” olarak görülüyordu. “Basit Çin Yakın Tarihi” serisinde; çocuk imparatorların trajedisinden dağlardaki gerilla yürüyüşlerine, dünya savaşının gölgesinden bugünkü teknolojik devrime uzanan o devasa yolculuğu takip etmeye çalışacağız.
“Yasak Şehir’de Bir Çocuk son imparator”
1900’lerin başında Çin, artık “Merkez Krallık” ihtişamından uzaktı. Yabancı devletler ülkenin limanlarını parsellemiş, halk ise hem kıtlık hem de dış müdahale baskısı altında eziliyordu. Bu kaosun ortasında, 1908 yılında henüz üç yaşındaki bir çocuk, Yasak Şehir’in soğuk ve devasa koridorlarında tahta oturtuldu: Puyi.
Puyi, Qing Hanedanı’nın son imparatoruydu. O, devasa bir sarayın içinde binlerce hizmetkar tarafından bir tanrı gibi bakılırken, sarayın yüksek duvarlarının dışında dünya hızla değişiyordu.
Dönüm Noktası: 1911 Xinhai Devrimi
Çin halkı artık hem beceriksiz hanedandan hem de yabancı sömürüsünden yılmıştı. Sun Yat-sen liderliğindeki milliyetçiler, modern bir cumhuriyet hayaliyle ayaklandılar. 1911’de fitili ateşlenen devrim, 1912’de Puyi’nin tahttan çekilmesiyle sonuçlandı.
- Trajedi: Puyi tahtı bıraktı ama Yasak Şehir’den çıkarılmadı. Yıllarca dış dünyadan izole, yetkisi olmayan “gölge bir imparator” olarak yaşamaya devam etti.
- Sonuç: 2000 yıllık imparatorluk geleneği kağıt üzerinde bitmişti, ancak Çin için asıl fırtına yeni başlıyordu.
Cumhuriyet kuruldu ama huzur gelmedi. Ülke, yerel savaş ağalarının elinde nasıl paramparça oldu? Ve sahneye çıkan iki büyük güç, Komünistler ve Milliyetçiler arasındaki o bitmek bilmeyen rekabetin ilk tohumları nasıl atıldı?
“Paramparça Bir Ülke ve İki Rakip Kardeş”
1912’de Cumhuriyet ilan edilmişti ama bu, huzur demek değildi. Sun Yat-sen’in hayalindeki demokratik Çin, güçlü bir ordusu ve merkezi otoritesi olmadığı için kısa sürede bir kaosa sürüklendi. Ülke, “Savaş Ağaları Dönemi” denilen karanlık bir tünele girdi. Her bölgeyi kendi ordusu olan yerel generaller yönetiyor, halk vergiler ve çatışmalar arasında eziliyordu.
Sahneye İki Yeni Aktör Çıkıyor
Bu dağınıklığı toplamak isteyen iki ana akım doğdu:
- Kuomintang (KMT – Milliyetçiler): Sun Yat-sen’in ardından liderliği ele alan Çan Kay-şek (Chiang Kai-shek) yönetimindeki sağ kanat. Hedefleri; güçlü, merkezi ve modern bir Çin’di.
- Çin Komünist Partisi (ÇKP): 1921’de Şanghay’da küçük bir grup aydın tarafından kurulan, aralarında genç bir kütüphaneci olan Mao Zedong’un da bulunduğu sol kanat. Hedefleri; köylülerin ve işçilerin egemen olduğu bir devrimdi.
“Düşmanımın Düşmanı Dostumdur”
İlginç bir şekilde, bu iki zıt kutup ilk başta el ele verdi. Ülkeyi savaş ağalarından temizlemek için “Birinci Birleşik Cephe”yi kurdular. Birlikte kuzeye doğru ilerleyip toprakları tek tek geri aldılar. Ancak bu evlilik uzun sürmedi.
- 1927 Şanghay Katliamı: Çan Kay-şek, komünistlerin fazla güçlendiğini fark edince bir gece baskınıyla Şanghay’daki komünist müttefiklerini infaz ettirdi.
- Kırılma Noktası: Bu olay, Çin’in on yıllar sürececek olan kanlı iç savaşının fitilini ateşledi. Komünistler şehirlere tutunamayınca kırsala, dağlara kaçmak zorunda kaldılar. Bu olay, Çin’in modern tarihini şekillendiren en önemli çatışmalardan biri olarak kabul edilir.
“Ölüme Yürümek: Uzun Yürüyüş ve Mao’nun Doğuşu”
1934 yılına gelindiğinde, Milliyetçiler komünistleri tamamen kuşatmış ve yok etmek üzereydi. Komünistlerin tek bir şansı vardı: Kaçmak. Ama bu sıradan bir kaçış değildi.
Uzun Yürüyüş: Yaklaşık 100 bin kişi, Milliyetçi orduların arasından sıyrılarak Çin’in güneyinden kuzeyine, karlı dağları ve bataklıkları aşarak 12.500 kilometre yol kat etti.
- Bilanço: Bir yılın sonunda varış noktasına ulaştıklarında sadece 7-8 bin kişi hayatta kalabilmişti.
- Sonuç: Bu felaket gibi görünen yolculuk, aslında Mao Zedong’un mutlak liderliğini tescilledi. Mao, köylülerin desteğini alarak bir efsane inşa etti.
Uzun yürüyüş rotası:

“Ortak Düşman: Japon İşgali ve Kanlı Ateşkes”
İç savaş tüm hızıyla sürerken, 1937’de doğudan devasa bir gölge Çin’in üzerine çöktü: Japon İmparatorluğu. Japonlar, Çin’i tamamen sömürgeleştirmek için topyekün bir saldırı başlattı.
Nanking Katliamı: Dünya tarihinin en karanlık sayfalarından biri açıldı. Şehirler bombalanıyor, milyonlarca sivil hayatını kaybediyordu. Bu dehşet karşısında ezeli düşmanlar (Mao ve Çan Kay-şek), istemeyerek de olsa silahlarını birbirlerine değil, Japonlara doğrultmak için birleşti.
- Gizli Ajanda: Milliyetçiler Japonlarla cephede göğüs göğüse çarpışıp büyük kayıplar verirken, Mao’nun gerillaları kırsalda güç depoluyor ve halkı örgütlüyordu.
- Kaderin Cilvesi: 1945’te II. Dünya Savaşı bitip Japonya teslim olduğunda, Çin kurtulmuştu ama asıl soru şuydu: Şimdi ülkeyi kim yönetecek?
“Kızıl Şafak: Halk Cumhuriyeti’nin İlanı”
Japonya çekilir çekilmez iç savaş kaldığı yerden, ama bu sefer roller değişmiş olarak başladı. Milliyetçiler (KMT) yorgun ve yolsuzluklara bulaşmış durumdayken; komünistler disiplinli, köylünün desteğini almış ve Sovyetlerden silah yardımı almış bir güçtü.
1949 Zaferi: Komünistlerin “Halk Kurtuluş Ordusu” şehirleri birer birer ele geçirdi. Çan Kay-şek ve taraftarları, yanlarına hazineyi de alarak Tayvan adasına kaçtılar (Bugünkü Tayvan meselesinin kökeni burasıdır).
1 Ekim 1949: Mao Zedong, Pekin’deki Tiananmen Meydanı’nda balkonun önüne çıktı ve o meşhur cümleyi kurdu: “Çin halkı ayağa kalktı!” Fakat idealizmin nasıl büyük trajedilere dönüştüğü tekrar görülecekti.
Devam edecek.
