Bu üçünden cemaat diğerleri yokken daha var olandır, siyasal ve toplumsal işleri dine göre düzenleyen bir siyasal toplumdur. Devlet sonradan icattır, cemaate rakiptir. Kapitalist nitelikli tekelci ve vurguncu ticarette sonradan icattır, başından beri serbest olan doğal ticarete hasımdır..
Türkiye küresel kapitalist uygarlığa, materyalist terakki evrenine mensup bir ülke. Dolayısıyla siyaset, iktisat, hukuk, ahlak, din, toplum, insan dahil menfaat ve maddi kazanç temelli telakkiye uygun bir “piyasa” içinde yol alıyor: 200 yıldır.
Bu nedenle her alanda söylem ya da görüntüyle gerçek arasında bir uyumsuzluk vardır: Cari koşullarda siyasi ve dini etkinlikler propaganda, reklam, algı, vitrin, pazarlama marifetiyle kitlesel pazarda pay artırma ve çokluk yarışındadır, hakikati değil görüntüyü ve söylemi önceler.
Bu hengamede hakikati bulmaksa bilgi, tecrübe, arka plan okuması ve başka bir model ya da referans gerektirir. Buysa hakikatin “müşterilerinin” sorunudur..
Cemaat din kaynaklıdır, dini telakkiyle uyumlu dünya görüşüne sahip bir siyasal organizasyondur: Hakikatin savunucusu, adaletin iktidarı, yeryüzünün imarı içindir; fesadın yayılmasına, haksız yere kan dökülmesine karşıdır; zorunlu olarak mağdurun hamisi, yoksulun hacet kapısıdır; zorbanın ve zalimin hasmıdır.
Devleti olsa da dahi cemaat devletçi olmamıştır. Çünkü devlet imtiyaza, yasal zırhlı iktidara, sorgusuz yargısız zümreye, sultana bağlı bürokrasiye imkan ve fırsat sağlar, bunları yalnızca cemaat sigaya çeker..
Siyaset tarihinde ve literatüründe varlık sebebi halkına hizmet, refah, mutluluk ve güven sağlamak olan devlet, halktan topladığı vergiler, fetih-işgal kaynaklı ganimetlerle hem kendini, hem de yatırım ve kamu hizmetlerini finanse eder.
Doğal olarak ondan adliye, güvenlik, eğitim, sağlık, enerji, ulaşım, barınma, beslenme gibi zorunlu toplumsal ihtiyaçları ve hizmetleri karşılıksız olarak sunması ve bu işleri doğru şekilde düzenlemesi beklenir.
Halkın dışında ve üstünde örgütlenmesi, kavimlerden ve çıkar gruplardan bağımsız bürokrasisi, tekeline aldığı ordusu, polisi ve yargısıyla merkezi bir otorite olması, yukardaki nedenler için savunulur.
Kamusal hizmetleri ve yatırım ürünlerini halkına çok ucuza sunması beklenen devlet bir şirket gibi kâr etmek için satarak hem kendi kazanır, hem de kolladığı zümreye tahsis edip para kazandırır, bunu da hizmet diye pazarlarsa, devlet olmaktan çıkar bir şirkete, eli sopalı bir kabadayıya dönüşür.
Bu hal doğal ve normal karşılandığında, söylem ve propagandaya ikna olduğumuzu, kapitalist uygarlık ve materyalist terakki evreninde yaşamaktan şikayetçi olmadığımızı gösterir..
Varlık sebebi dini temelde ahlak, adalet, hakkaniyet, kardeşlik, dayanışma ve başka bir toplu yaşam biçimi için olan bir cemaat, şu veya bu nedenle topladığı bağışları derhal yerli yerine dağıtır, parasal ilişkilere bulaşmaz.
Buna rağmen bağışları biriktirir, üyelerin ihtiyacı, yoksula destek mazeretiyle yatırıma dönüştürür, devletten tahsis ve muafiyet peşinde koşarsa, cemaat olmaktan çıkar bir şirkete dönüşür: Zorunlu olarak bürokratik bir mekanizma kurar, kâr peşinde koşar, profesyonellerce yönetilir, ordusu olmayan bir devlet olur çıkar.
Cemaat üyelerinin ticaret maksatlı şirketi, kültür merkezi, okulu, yurdu, medyası hatta devleti de olabilir ama cemaat bunların temellüküne girmez. Çünkü o soyut bir kurum değildir, bürokrasisi olmaz, profesyonellerce yönetilmez, menfaat ilişkilerine bulaşmaz. Üyelerine bu işlerin ahlaki sınırlarda nasıl yapılacağını söyler, sorunlarını çözer..
Devletle cemaatten hangisi hangisini etkiler, siyasi iktisadi hukuki bağlamda aralarında nasıl bir ilişki oluşur, bu gerçeği bulmak isteyenlerin, dolayısıyla söyleme ve görüntüye kapılmak istemeyenlerin sorunudur..
Modern devlet dünyada her ülkede yegane iktidardır, içerde rakip kabul etmez, yanlış yapsa da yargılanmaz, çok çok seçimle iktidarı değiştirir yoluna devam eder. Özerk alanında bürokratik mekanizma ve manevi iktidar kurarken devletten tanınma bekleyen bir cemaatse kendisi kalamaz, sivil topluma dönüşür.
Çünkü devletin ve cemaatin benzer işlevleri olsa da varlık sebepleri farklıdır: Devletle cemaat bu nedenle öteden beri rakiptir. Devlette kendinin bekası öncelikli, cemaatte değerler önceliklidir. O nedenle devleti sigaya çeken, şiddete başvurmadan zorbalığa ve haksızlığa karşı duran, ona doğrusunu gösteren cemaattir. Bunun için cemaat devletin hukuken tanıdığı ve etkinliğini sınırlandırdığı bir sivil toplum değildir..
Siyasi literatürde partiler ve belediyeler birer sivil toplumdur, devlete karşı halkın menfaatlerini savunmak ve korumak için vardır. Devlet bunlara kayyım atıyor, daha yargılanmamış ve ispatlanmamış ithamlar ortalığa saçılıyorsa, ortada bir suç ve suçludan ziyade iktidara muhalif siyasilerin baskılanması söz konusudur. Süreçte sıranın muhalif cemaatlere gelmesi sürpriz olmayacaktır..
Cemaatler sivil toplum değilse, merkezin politikalarına uyum sağlamıyor da kendi politik gündeminde muhalif duruyorsa, başına getirileceklere baştan hazırlıklıdır: Bu gibi testler cemaati parçalamaz, ortadan kaldırmaz tersine güçlendirir..
Cemaatle ilgili yazdıklarımızı merak edenler, son peygamberin Mekke’deki yaptıklarına baksın, Mekki sureleri bu bağlamda okusun deriz. Devletle ilgili yazdıklarımız siyaset bilimine vakıf olanlara zaten âyandır.
Sünnete uymak toplumsal ve siyasal işlerde de Hz. Peygamberi rehber yapmaksa, ehl-i sünnet olmak Emevi Abbasi sultanlarının uygulamalarını sünnet diye pazarlamak değildir!
