22 Nis 26 - Çar 7:00:am
Koyu Açık

Blog Post

Fikir Yorum > Fikir yorum > Farkı Fark Etmek: Zirve Ayetin Gölgesinde

Farkı Fark Etmek: Zirve Ayetin Gölgesinde

                  İnşa Allah bu yazımda, içinde “Allah’ın Kürsüsü” ifadesi geçtiği için “Ayetü’l Kürsi” ya da “Ayetel Kürsi” ismi ile şerefyab bulmuş, tüm Kur’an ayetleri içinde zirveye oturmuş, her farz namazın arkasında okuduğumuz bir ayet üzerinde, kısacası Bakara 255.ayet üzerinde durmaya çalışacağım. Çünkü kullukta esas olan samimiyet ve ihlastır. Bunun içinde kulluk yaptığımız Zat-ı Zülcelal’i takatimiz ölçüsünde yakînen tanımak son derece önemlidir. Bu sebeple önce bu ayetin mana ve mahiyeti üzerinde kısaca durduktan sonra söz konusu ayetin gölgesinde bir nefes almak, bir gezintiye çıkmak istiyorum. İslami literatürde şifa ve dua ayeti olarak da nitelendirilen bu ayet üzerinde peygamberimizin birçok hadisleri vardır. Bunlardan sadece bir kısmını vermekle yetineceğim. Öncelikle şunu ifade etmek isterim ki Rabbimizi tanıma konusunda başta ihlas suresi olmak üzere Kur’an’da ilgili ayetlerde de bir çok bilgiler verilmektedir. Ancak içerik itibariyle en temel, en detaylı bilgiler bu ayette verilmektedir.

               Şimdi bu ayetin fazileti ile ilgili, peygamberimizin bazı hadislerini nakledelim:

“Her kim farz namazın arkasından  “Ayetü’l Kürsi” yi okursa onun cennete gitmesine ancak ölmemesi mani olur (Beyhakî, Şuabu’l -İman,2/458, no,2395).

  “Kur’an’ın efendisi Bakara süresi, Bakara suresinin de efendisi “Ayetel Kürsidir” (Tirmizi,Fedailü’l Kur’an,2).

   “Kur’an’ın en faziletli ayeti Bakara suresindeki “Ayetel Kürsi” dir. Bu ayet bir evde okunduğunda şeytan o evden uzaklaşır (Tirmizi, Fedailü’l kur’an,2).

     Burada bir noktayı açıklamakta fayda görüyorum. O da şudur: Burada “ okumak” sözcüğü geçiyor, ”Kıraat” sözcüğü geçmiyor. Kıraat demek sadece yüzüne okumak demektir. Dolayısıyla “ oku” demekle kastedilen “ oku ,anla ve hayatına geçir” demektir.  

“Üvey bin Kaab( ra) anlatıyor: Rasûlullah( as) bana “Ey Ebu’l Munzir, Allah’ın kitabından ezberinde bulunan hangi ayetin daha büyük olduğunu biliyor musun” diye sordu. Ben: O, Allah ki, O’ndan başka ilâh yoktur, O Hayy ve Kayyum’dur ki buna “Ayet’ül Kürsi” denir dedim. Göğsüme vurdu ve :”İlim sana mübarek olsun Ey Ebul Munzir” dedi (Müslim,Ebu Davud,vitir 17, salat 325).

             Böylece Rasûlullah( as)’ın hadislerinden bu ayetin ne kadar faziletli, ne kadar büyük ve zirve bir ayet olduğunu anlıyoruz. İşte bu fazileti ve bir de ayetin içeriğini dikkate alarak mezkûr ayeti okumak,  kalbi öyle bir konuma getirir ki artık kalb zikir makamındadır. Tam bu aşamada Rabbimizi tesbih, takdis ve tâzim etmek ne güzeldir. Yaraya melhem sürmektir. Onun için otuzüç kere “Sübhanallah”, otuz üç kere “Elhamdülillah” ve otuz üç kere “Allahüekber” diyerek ibadetimizi taçlandırmak… Şuradaki sıralamaya bakar mısınız! Her türlü eksiklikten münezzeh olan, hamd edilmeye  lâyık Kadir- i Mutlak olan ve tek büyük olan Allah Azze ve Celle… Gerçekten  ne kadar mükemmel bir sıralama. Bizim dinimiz gerçekten o kadar güzeldir ki, Rabbimiz lâyıkı şekilde yaşamayı nasib etsin…

          Şimdi gelelim sadete:

           Önce mezkûr ayetin mealini verelim:

          “Allah, kendisinden başka hiç bir ilâh olmayandır. Diridir, Kayyumdur. O’nu ne bir uyuklama tutabilir, ne de bir uyku. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey O’nundur. İzni olmaksızın O’nun katında şefaatte bulunacak kimdir? O, kullarının önlerindekilerini, arkalarındakilerini ( yaptıklarını ve yapacaklarını) bilir. Onlar O’nun ilminden, kendisinin dilediği kadarından başka hiç bir şeyi kavrayamazlar. O’nun kürsüsü bütün gökleri ve yeri kaplayıp kuşatmıştır (O, göklere, yere ve bütün evrene hükmetmektedir).Gökleri ve yeri koruyup gözetmek O’na güç gelmez. O, yücedir, büyüktür”(Bakara,2/255).

         Şimdi Rabbimizin izin ve lütfuyla bu ayetin gölgesinde bir gezintiye çıkalım. Ey bu satırları okuyan kardeşim! Allah ( cc) deyince şöyle bir dur! Bak, düşün! Esma’ül Hüsna üzerinde derin derin tefekkür et. Kalbini tamamen O’na hasredinceye kadar bekle! Kalbindeki korku ve endişelerinin yerini O’nun sevgisi, coşkusu alıncaya kadar bekle. Daha açık bir ifadeyle, korkunun sevince dönüştüğü anı buluncaya kadar bekle. Öyle bir Zât- ı Kibriyan’nın huzurundasın ki kafanda ve kalbinde O’ndan başka hiç bir şey yok. O’ndan başka ibadete lâyık herhangi bir varlığın, O’nun sözünden üstün ve doğru herhangi bir düşüncenin veya ideolojinin asla mümkün olamayacağını yakînen idrak et. En küçük bir zaman diliminde dahi O’ndan başkasına kulluk yapmamanın izzet ve şerefini tat. Böylece yeryüzünde hangi boyutta ve hangi cinsten olursa olsun bütün sahte ilahları reddederek, O’ndan başka ibadete lâyık bir mercii tanımıyorum  diyerek ayağa kalk. Çünkü O’ndan başka ilah yoktur. 

          Çünkü senin ilahın Hayy ve Kayyum olandır. Ezelden ebede daima bâki ve diridir. Kayyumdur, yani yarattığı  tüm varlıkları ayakta tutan, görüp – gözeten , yöneten, onları bir an bile ilmi ve ilgisi dışında bırakmayan onların üzerinde yegane otorite sahibi olan yalnız ve yalnız Allah Azze ve Celledir.

           Çünkü uyku ve uyuklama gibi her türlü zaaftan münezzeh, varlığı hiç bir şeye muhtaç olmayan, tüm varlıkların ihtiyaç duyduğu bir Zât-ı Kibriya’dır, O.

           Çünkü göklerdeki her şey, yerdeki her şey O’nundur. İnsan sadece Allah’a( cc) karşı bir emanetçi konumundadır.

             Çünkü O’nun izni olmadan katında şefaat edebilecek veya buna cüret gösterebilecek kim vardır? Her şeyin istismarının kolayca yapılabildiği böyle bir zaman diliminde maalesef “Şefaat kavramı”  da nasibini almıştır. Bu vesileyle konunun daha iyi anlaşılması için Elmalılı M. Hamdi Yazır’ın bir açıklamasını burada vermeyi faydalı görüyorum.

         “Eğer Allah( cc), bildirmemişse, şefaat edecek olanın hâlinin şefaat edilecek olandan daha çok endişeye şayan olmadığı nereden bilinir. Bu hâl içinde, meleklerden  ve peygamberlerden olsa bile kimdir o ki, Allah’ın( cc) izin ve güç vermesi olmadan, önünü ardını saymayıp, Allah’ın( cc) kullarına Allah’tan daha çok sahip çıkma yetkisini kendisinde görsün de ,şefaate cesaret edebilsin. Ancak Cenab-ı Hak dilerse, özel ve genel şefaati Allah( cc) isterse, kendilerine bildirilmiş olursa o başka. Demek ki Kibriyâ’- yı İlahi’den şefaat umulamaz değildir. Fakat o da herkesten önce O’nun elindedir ve O’nun izni ve emri ile cereyan edebilir. O zaman şefaat kapısı açılır ve şefaate izinli olanlar, kendi dilediklerine değil, yine Allah’ın ( cc) dilediklerine şefaat imkanı bulabilir. Bundan anlaşılır ki önce hak tanımayan Allah( cc) düşmanlarının kendilerine şefaat etmesi mümkün olan bir Allah( cc) dostu bulabilmesine asla imkan yoktur”(Hak Dini Kur’an Dili,Cilt 2, S.129).

             Çünkü O, kullarının önlerindekilerini, arkalarındakilerini ( yaptıklarını ve yapacaklarını) bilir. Onlar ise O’nun ilminden, kendisinin dilediği kadarından başka bir şey kavrayamazlar. İşte insana haddini bildiren bir ifade… Düşünüyorum da insanın bilgisi, Allah’ın ( cc) ilmi yanında ne kadar az, yok mesabesinde… Peki böyle bir varlığa hayatı düzenleme , helâli haramı  belirme noktasında yetki verilebilir mi? Asla! Bu gün Gazze’de işlenen bu en acımasız vahşeti başka ne türlü izah edebilirsiniz ki… Dünyada insandan başka hiç bir canlı türünün kendi cinsine verdiği bu zulmü başka bir canlıda görmek mümkün değildir. İnsana verilen akıl ve irade bunun için mi verilmiştir!  İşte bu gün dünyanın asıl problemi budur…

            Çünkü O’nun kürsüsü bütün gökleri  ve yeri kaplayıp kuşatmıştır. Onları koruyup gözetmek  O’na güç gelmez. O’nun saltanatı, gücü, kudreti, azameti, hakimiyeti  bütün evreni  kuşatmıştır. O, yücedir, büyüktür.

Amenna ve Saddakna. . .

             Selâm ve muhabbetle,

              Ekrem Öztürk

Yorum Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir