Sarah Fathallah tarafından 7amleh (Arap Sosyal Medyayı Geliştirme Merkezi) için kaleme alınan ve Birzeit Üniversitesi İbrahim Abu-Lughod Uluslararası Çalışmalar Enstitüsü iş birliğiyle yayınlanan “Captive Voices: Algorithmic Voice Surveillance in Palestine” (Tutsak Sesler: Filistin’de Algoritmik Ses Gözetimi) başlıklı kapsamlı rapor, Filistinlilerin sesli iletişimlerinin İsrail işgal rejimi tarafından nasıl hedef alındığını, engellendiğini, bulut altyapılarında saklandığını ve yapay zeka algoritmalarıyla nasıl işlendiğini gözler önüne sermektedir.
Raporun tamamına erişim :
https://7amleh.org/post/algorithmic-voice-surveillance-in-palestine-en
Raporun özeti:
Tarihsel Arka Plan ve Hibrit Gözetim Rejimi
Filistin’deki gözetim kültürü yalnızca dijital çağın bir ürünü olmayıp, kökleri 1948 öncesi döneme, İngiliz Mandası dönemindeki iş birliklerine ve Siyonist milislerin (Shai gibi) toplulukları, kaynakları ve köyleri fişleme faaliyetlerine kadar uzanmaktadır. Araştırmacılar tarafından “Ziyonizm bir gözetim rejimi olarak doğdu” tespitiyle temellendirilen bu süreç, günümüzde klasik ve modern yöntemlerin harmanlandığı hibrit bir yapı oluşturmaktadır. Düşük teknolojili geleneksel yöntemler (tel dinleme, posta gözetimi, fiziki kontrol noktaları, izleme kuleleri, nüfus kayıtları, muhbir ağları ve sorgulama teknikleri) tamamen terk edilmemiş; aksine dronlar, uzaktan kumandalı robotlar, biyometrik veriler, yapay zeka ve algoritmalara dayalı modern sistemlerle bütünleştirilmiştir. Özellikle 1990’larda sesleri doğrulamak için insan uzmanlar (dinleme görevlileri) kullanılırken, Birim 8200 gibi askeri istihbarat birimleri devasa veri hacmini işlemek için yaklaşık on yıldır makine öğrenimi modellerinden ve büyük veri tabanı keşif araçlarından yararlanmaktadır.
Verilerin Kapsamı, Yakalanması ve Depolanması
Raporun odak noktası Batı Şeria, Doğu Kudüs ve Gazze Şeridi’ndeki Filistinlileri kapsamakta olup; geleneksel hücresel telefon aramaları (GSM hatları) ile internet tabanlı VoIP (mesajlaşma uygulamaları üzerindeki aramalar ve sesli notlar) iletişimlerini ve bunlara eşlik eden meta verileri (aramanın zamanı, kiminle yapıldığı, konumu ve kullanılan cihazlar) içermektedir. Dünyanın en büyük ve en müdahaleci toplu gözetim veri koleksiyonlarından biri olan bu sistemde, toplanan ses verilerinin nerede saklandığı, hangi bulut sağlayıcılarının (cloud providers) kullanıldığı ve verilerin barındırıldığı veri merkezleri ile sunucuların coğrafi konumları, kurumsal gizlilik ve güvenlik duvarları nedeniyle derin bir şeffaflıksızlık perdesi altında korunmaktadır.
Verilerin İşlenmesi, Analizi ve Askeri Kullanım Alanları
Yakalanan devasa ses havuzları, dört temel teknik yöntemle işlenmektedir:
- Konuşmacı Tespiti (Speaker Identification): Konuşan kişinin kimliği biyometrik ses izleri (voiceprints) aracılığıyla tespit edilir.
- Konuşmayı Metne Dönüştürme ve Çeviri (Speech Transcription and Translation): Arapça konuşmalar otomatik olarak yazılı metne dökülür ve gerçek zamanlı çeviriye tabi tutulur.
- Konuşma Analitiği (Speech Analytics): Belirli anahtar kelimeler, tonlamalar ve kalıplar taranır.
- Veri Füzyonu (Data Fusion): Ses verileri; yüz tanıma, sosyal medya takibi ve konum bilgileriyle birleştirilerek kapsamlı dijital profillere dönüştürülür.
Bu işlenen veriler doğrudan güvenlik birimlerine raporlama girdisi sağlamakta, büyük dil modellerinin (LLM) eğitilmesi için yerel lehçe verisi olarak kullanılmakta ve nihayetinde askeri yapay zeka tabanlı hedef üretim algoritmalarına girdi oluşturmaktadır.
Teknik Sınırlar, Hak İhlalleri ve Sorumluluk
Yapay zeka tabanlı ses teknolojilerinin Arapça lehçeleri, aksanlar, gürültülü ortamlar ve yerel argolar karşısında yaşadığı teknik kısıtlamalar ve hata payları, masum sivillerin yanlış hedef alınmasına ve haksız mağduriyetlere yol açabilmektedir. Sürekli izlenme ve dinlenme korkusu Filistin toplumunda mahremiyet hakkını, ifade özgürlüğünü ve günlük yaşamı zedeleyerek derin bir otosansür iklimi yaratmaktadır. Rapor ayrıca, bu gözetim mimarisini mümkün kılan uluslararası teknoloji şirketlerinin, bulut sağlayıcılarının ve yerel aktörlerin sorumlulukları parçalayarak hesap verebilirliği zorlaştırdığını vurgulamakta; sivil toplum kuruluşlarının ve uluslararası ağların bu sisteme karşı atabileceği olası hukuki ve siyasi mücadele yollarını ele almaktadır.
