Dindeki hükümlerin temel amacı kulların faydasını (maslahat) sağlamak ve zararları (mefsedet) gidermektir. Ancak dünya hayatının doğası gereği, karşılaştığımız durumlar her zaman yalın veya katıksız bir fayda yahut zarar sunmaz. Bu bölüm varlık alemindeki bu karmaşık yapının fıkhi hükümlere (şer’î hitap) nasıl yansıdığını ve Şâri’in (Hüküm Koyucu olan Allah’ın) emir ve yasaklarındaki temel ölçüyü açıklamaktadır.
1. Maslahat ve Mefsedetin Mahiyeti (Dünyevi Açıdan)
Dünyadaki fayda ve zararlar doğaları gereği hiçbir zaman katıksız (saf) değildir:
- Katıksız Maslahat Yoktur: Yemek, içmek, evlenmek veya barınmak gibi en temel insani faydalar bile beraberinde bir meşakkat, emek ve külfet getirir.
- Katıksız Mefsedet Yoktur: İçinde hiçbir lezzet, incelik veya fayda barındırmayan mutlak bir kötülük de yoktur.
- İmtihan Dünyası: Dünya, iyilik ile kötülüğün bir arada bulunması (imtizacı) üzerine kurulmuştur (“Sizi bir imtihan olarak iyilik ve kötülükle deneriz” – Enbiyâ 35).
- Galebe Çalma Ölçütü: Dünyada bir şeye “faydalı” veya “zararlı” dememiz, o şeyin içinde ağır basan (baskın olan) tarafa göredir. Fayda tarafı ağır basıyorsa ona maslahat, zarar tarafı ağır basıyorsa mefsedet denir.
2. Şer’î Hitabın Taalluku (Hükümler Açısından)
Hukuki ve dini hükümler koyulurken Şâri’in bakış açısı şöyledir:
- Baskın Taraf Esastır: Bir fiilde fayda yönü ağır basıyorsa şer’an emredilir/istenir. Zarar yönü ağır basıyorsa yasaklanır.
- Tali/Azınlık Taraf Dikkate Alınmaz:
- Emredilen bir fiilin içinde az miktarda bulunan meşakkat veya zarar, o fiilin emredilmesine engel olmaz ve hüküm verilirken dikkate alınmaz.
- Yasaklanan bir fiilin içinde (örneğin hırsızlık veya içkide) var olabilecek az miktardaki lezzet veya çıkar dikkate alınmaz.
- İman ve Küfür Örneği:
- İman etmek nefse ağır gelebilir (meşakkat içerir), ancak faydası ezici bir şekilde üstün olduğu için mutlak emredilmiştir.
- Küfür ise nefsi serbest bıraktığı için bir lezzet/fayda gibi görünse de zararı ezici olduğundan mutlak olarak yasaklanmıştır.
3. Tali (Azınlık) Taraf Neden Dikkate Alınmaz?
Şâri tarafından neden dikkate alınmadığı iki temel delille açıklanır:
- Çelişkinin Önlenmesi: Eğer zayıf kalan zarar tarafı da emredilen fiilde dikkate alınsaydı, bir fiil aynı anda hem emredilmiş hem yasaklanmış olurdu.
- Güç Yetirilemeyen Yükümlülük (Teklîf-i Mâ Lâ Yutâk) Engeli: Bir insana aynı fiil için hem “yap” hem de zararlı yönünden dolayı “yapma” demek insanın gücünü aşar. İslam hukukunda ise gücü aşan teklif batıldır.
4. Muhtemel İtirazlara Verilen Cevaplar
- İtiraz (Mübahlık Felsefesi):“Emredilmesin ama izin verilsin (mübah olsun), böylece emir-yasak çelişkisi doğmaz.”
- Cevap: Mübah kılmak da emir ve nehiy şartlarıyla çelişir. Seçim özgürlüğü vermek, kesin emir veya yasaklama mantığına aykırıdır.
- İtiraz (Filozoflar ve Mutezile Benzetmesi):“Bu durum filozofların ‘Allah kötülüğü amaçlamadı’ veya Mutezile’nin ‘Kötülük Allah’ın iradesi dışında olur’ sözlerine benziyor.”
- Cevap: Yanlıştır. Filozoflar ve Mutezile yaratma (tekvin) kastından bahseder. Bizim konumuz ise hüküm koyma (teşri) kastıdır. Allah her şeyi kuşatan kudretiyle kötülüğü yaratır ancak teşri (hukuk) açısından hüküm verirken sadece baskın faydayı/zararı gözetir.
5. Eşitlik veya Baskınlık Durumlarında Müctehidin Tutumu (Fasıl)
Fayda ve zararın bağımsız olarak çok güçlü olduğu veya çeliştiği durumlarda iki ihtimal doğar:
- İki Tarafın Eşit Olması Durumu: Şeriatta iki tarafın tam eşit olduğu bir durumun varlığı kabul edilmez. Farz edilse bile müctehidin durup beklemesi (tevakkuf) gerekir.
- Bir Tarafın Ağır Basması Durumu:
- İki Farklı Yaklaşım: Müctehit ağır basan tarafa göre hüküm verir.
- Muhattıe (Tek Doğrucular): Şâri’in kastı sadece ağır basan taraftır.
- Musavvibe (Çok Doğrucular): Şâri’in kastı ağır basan taraftır ama diğer taraf ihtimal dâhilinde zihnen dikkate alınır (Mezhep ihtilaflarından sakınma kaidesi buradan doğar).
Özetin Özeti
Dünyadaki hiçbir durum katıksız iyi veya katıksız kötü değildir. Dini hükümler belirlenirken ağır basan (baskın) yön dikkate alınır: Faydası ağır basan şeyler emredilir, zararı ağır basan şeyler yasaklanır. Zayıf kalan taraf ise (örneğin ibadetin verdiği yorgunluk veya günahın verdiği geçici lezzet) hüküm kurulurken yok sayılır; aksi takdirde aynı fiili hem yapmak hem yapmamak gerekirdi ki bu da insan fıtratına ve hukukun mantığına aykırıdır.