Makale Okuma Notu:
İngiliz Parlamentosunun Osmanlı Politikası ve Güç Mücadeleleri
İngiliz Parlamentosu ve devlet yönetiminin Osmanlı İmparatorluğu’na yönelik geliştirdiği stratejiler, iki temel dış politika ekolünün rekabeti üzerinden şekillenmiştir. Bu dinamik, iki asırlık Türk-İngiliz ilişkilerinin hem koruma ittifaklarını hem de nihai çöküş ve tasfiye süreçlerini doğrudan tayin etmiştir.
İlk ana eğilimi temsil eden Muhafazakâr Ekol (Tory), dış politikayı tamamen pragmatik ve jeopolitik çıkarlar ekseninde okumaktaydı. Bu grubun temel motivasyonu, İngiltere’nin küresel sömürge yollarına ve Hindistan üzerindeki hakimiyetine en büyük tehdit olarak gördüğü Rusya’yı dizginlemekti. Muhafazakâr yaklaşım için Osmanlı’nın dini, iç yapısı veya yönetim biçimi önemsiz birer ayrıntıdan ibaretti; asıl değerli olan imparatorluğun coğrafi tampon bölge niteliğiydi. Bu nedenle İngiltere, asırlar boyunca Osmanlı’nın toprak bütünlüğünü savunmayı ve Rusya’nın sıcak denizlere inmesini bu tampon mekanizmayla engellemeyi geleneksel devlet politikası haline getirdi. Benjamin Disraeli (1874–1880 Başbakan) ve Lord Salisbury (1895–1902 Başbakan) gibi Muhafazakâr liderlerin yönetiminde bu politika kritik sınavlardan geçti. 1856 Kırım Savaşı’nda Osmanlı ile müttefik olarak Rusya’ya karşı savaşılması ve Paris Antlaşması ile sağlanan güvenceler bu pragmatik aklın en somut tarihsel başarılarıydı.
İkinci eğilim olan Liberal Ekol (Whig) ise dış politikayı pragmatizmden uzaklaştırarak ideolojik, dini ve ahlaki bir zemine yerleştirmeyi savunuyordu. Özellikle 19. yüzyılın son çeyreğinde yükselen bu radikal akım, Türk varlığını Avrupa ve Ortadoğu medeniyeti için tamamen yabancı ve “barbar” bir unsur olarak nitelendiriyordu. İç siyasette Hristiyan kamuoyunun dini hassasiyetlerini harekete geçiren bu eğilim, Osmanlı sınırları içerisindeki gayrimüslim halkların bağımsızlık çabalarını desteklemeyi “insani bir misyon” olarak kurguladı. William Ewart Gladstone’un (1880–1885 Başbakan) muhalefetteyken 1876 Balkan krizleri sırasında yürüttüğü kitlesel kara propaganda, İngiltere’nin asırlık Osmanlı toprak bütünlüğünü koruma politikasını meclis zemininde yıkan ana kırılmayı yarattı ve kendisini başbakanlığa taşıdı. Bu anti-Osmanlı liberal çizgi, I. Dünya Savaşı sonrasında David Lloyd George (1916–1922 Başbakan) hükümetinin Sevr planını ve Anadolu’daki Yunan işgalini körü körüne desteklemesine kadar uzanan tasfiye sürecinin ideolojik altyapısını oluşturdu.
Sonuç olarak İngiliz Parlamentosunun bu çift kutuplu yapısı, Osmanlı Devleti’nin dış politikasındaki manevra alanını doğrudan etkilemiştir. 1875 yılına kadar parlamentoda hakim olan Muhafazakâr korumacılık, bu tarihten sonra yerini Liberal radikalizme bırakmış ve Osmanlı’nın yıkılış sürecini hızlandırmıştır. İngiliz devlet aklı, Türk varlığını bütünüyle tasfiye etmeyi arzulamış; ancak 1922 yılındaki Çanakkale Krizi ile doruğa ulaşan askeri ve diplomatik yalnızlık, onları yeni Türkiye Cumhuriyeti ile realist bir uzlaşı çizgisine zorunlu olarak taşımıştır.
İlgili Makaleye Erişim:
Taha Niyazi Karaca, “Dostluktan Çatışmaya: Osmanlı Dönemi Türk-İngiliz İlişkileri”, Journal of Anglo-Turkish Relations (JATR), Cilt 1, Sayı 1, 2020, ss. 11-32.
