09 Ağu 26 - Paz 7:00:am
Koyu Açık

Blog Post

Fikir Yorum > Muvafakat Okumaları > Muvâfakât Okumaları: Vaz’i Hükümlerin 5. Türü: Azimet ve Ruhsat, 8. Mesele

Muvâfakât Okumaları: Vaz’i Hükümlerin 5. Türü: Azimet ve Ruhsat, 8. Mesele

Sekizinci Mesele

İmam Şâtıbî’nin el-Muvâfakāt adlı eserindeki Sekizinci Mesele, İslâm hukuk usulünde (makāsıdü’ş-şerîa) Şâri’in (Cenâb-ı Hakk’ın) muradı ile mükellefin (kulun) niyeti ve yöntemi arasındaki bağı inceleyen hayati bir esası ele alır.

Önceki Meselelerle Bağlantı

Eserin önceki meselelerinde (beşinci, altıncı ve yedinci meseleler); Şâri’in (Yasa Koyucu’nun) hükümleri koyarken kulların maslahatlarını (faydalarını) gözettiği, şeriatın zorluğu giderme ve kolaylaştırma esas üzerine kurulduğu, mükellefin amellerinde Şâri’in kastına ve amacına uygun hareket etmesinin farz olduğu vurgulanmıştı.

Sekizinci Mesele, bu mantığın doğal bir devamıdır: Madem Şâri kolaylığı hedeflemiştir, o hâlde zorluk anında aranacak “çıkış yolu” (ruhsat ve kolaylık) ancak ve ancak Şâri’in izin verdiği meşru sınırlar içinde aranmalıdır.

Mesele 8: Meşru Çıkış Yollarını (Ruhsatları) Kullanmanın Esasları

Şâri’, karşılaşılan zorluklar karşısında kulları için meşru çıkış yolları (ruhsatlar) kılmıştır. Kul zorlukla karşılaştığında, Şâri’in gösterdiği meşru yoldan kolaylık ararsa Allah’ın emrine uymuş ve gerçek kulluk göstermiş olur.

Ancak kul, kolaylığa meşru olmayan (Gayrimeşru) yollardan veya kendi kafasına göre ulaşmaya çalışırsa iki büyük tehlikeye düşer:

  1. Şâri’in Maksadına Muhalefet Etmiş Olur: İster vacip, ister mendup, ister mubah konusunda olsun, Yasa Koyucu’nun iradesine ters düşer.
  2. Kendi Eliyle Çıkış Yolunu Tıkar: Meşru olmayan yollara başvurduğu için hem Şâri’in sağladığı kolaylıktan mahrum kalır hem de işini daha da zorlaştırır.

Bu esasın mantığı 4 temel açıdan açıklanmaktadır:

1. Gerçek Kolaylık Ancak Meşru Yoldan Sağlanır

  • Şeriatın Amacı: Hükümler kulların maslahatı için konmuştur. Hastalık, meşakkat gibi engeller çıktığında Şâri, asli hükümlerin yanına “tamamlayıcı kolaylıklar” (ruhsatlar) ekler. Böylece teklifler yeniden taşınabilir hâle gelir.
  • Gayrimeşru Yöntemin Sonucu: Eğer bir kimse hafifletmeyi ve rahatlamayı şeriatın belirlediği yöntemin dışında ararsa, elde edeceği sonuç kesinlikle gerçek bir rahatlama olmayacaktır. Şeriatın meşru kılmadığı bir yöntemden hayır ve kolaylık doğmaz.

2. Niyet ve Yöntem Sonucu Belirler (Ayet ve Hadis Delilleri)

Meşru yoldan kolaylık aramak bereket getirir; gayrimeşru yoldan aramak ise hedefin aksiyle cezalandırılmaya sebep olur.

  • Talâk Suresi 2. Ayet İlkesi:

“Kim Allah’a karşı gelmekten sakınırsa (takva sahibi olursa), Allah ona bir çıkış yolu sağlar ve onu ummadığı yerden rızıklandırır.”

  • Zıt Anlamı (Mefhum-ı Muhalif): Kim Allah’a karşı gelip sınırları aşarsa, Allah ona hiçbir çıkış yolu bırakmaz.
  • Sünnet ve Asḥabın Tatbikatından Örnekler:
    • Oğlu Esir Düşen Sahabi: Peygamberimiz (s.a.v.) kendisine darlığını bildiren sahâbîye meşru bir şekilde “Sabret” dedi. Sahâbî takva gösterince, oğlu esaretten kurtulup ganimetle döndü ve bahsi geçen ayet nazil oldu.
    • İbn Abbas ve Bilinçsiz Boşanma (Hile Yapma): Karısını bir anda üç talakla boşayıp sonra çıkış yolu arayan adama İbn Abbas: “Sen Allah’a isyan ettin, o da seni pişman etti. Şeytana uydun, kendine çıkış yolu bırakmadın. Kim hileye başvurursa Allah onu aldatır.” demiştir.
    • İbn Mes’ud’un Uyarısı: Karısını sekiz talakla boşayan adama İbn Mes’ud: “Kim Allah’ın emrettiği gibi boşarsa çıkış yolunu bulur. Kim işi kendi eliyle karıştırırsa, biz de onu yaptığı karmaşayla baş başa bırakırız.” demiştir.
    • Kabul Olunmayan Dualar (Tahâvî Hadisi): Peygamberimiz (s.a.v.) üç kişinin duasının kabul olmayacağını bildirmiştir:
      1. Malını kanunun emrettiğinin aksine akılsız/sefihe veren,
      2. Borç verip şahit tutmayan,
      3. Kötü huylu eşini boşamayıp sürekli şikâyet eden.
  • Nedeni: Allah’ın gösterdiği meşru yolu (şahit tutmak, malı korumak, gerektiğinde meşru talak) terk edip kendi bildiğini okudukları için başlarına gelen dertten dolayı duaları icabet görmez.
  • Bistâmî’nin Hali: Ebu Yezid el-Bistâmî, şehvetinin kaldırılması için dua edecekken, Hz. Peygamber’in (s.a.v.) böyle sünnetsiz bir talepte bulunmadığını hatırlayıp vazgeçmiş; sünnete tabi olduğu için Allah onun kalbine tam bir arınmışlık ihsan etmiştir.

3. Maksadının Zıddıyla Muamele Görmek

Şâri’in koyduğu kuralları es geçip kendi usulüyle çıkış arayan kimse, hedeflediği şeyin tam zıddıyla cezalandırılır.

  • Kur’an-ı Kerim’deki “Mekr” (hileye hileyle karşılık verme), “İstihza” (alay edenleri bocalatma) ve “Sınırları aşanın kendine zulmetmesi” ayetleri bu kuralı açıkça koyar: Meşru yolun dışına çıkan, aradığı maslahatın zıddına düşer.

4. Kul Kendi Maslahatını Tam Olarak Bilemez

  • İnsan Aklının Sınırı: İnsanoğlu kendi lehine olanı bildiğini sanır fakat bilmediği yönler bildiklerinden katbekat fazladır. Anlık zevk veya geçici kolaylık getiren gayrimeşru bir yol, uzun vadede daha büyük bir bozula (mefsedete) yol açabilir.
  • Peygamberlerin Gönderiliş Amacı: İşte bu yüzden Allah peygamberler ve şeriat göndermiştir. Kul, hakiki maslahatına ve noksansız hafiflemeye ancak Şâri’in çizdiği sınır ve ruhsatlar dahilinde ulaşabilir.

Özet ve Fıkhi Sonuç

Bu mesele; fıkıhtaki “Hile-i Şer’iyye” (Şer’i hükümleri dolanma) ve “Maksadın Zıddıyla Muamele” ilkelerinin temel dayanagını oluşturur:

  • Şeriatın ruhsatları, Keyfî kullanım veya Hükümden kaçma aracı değildir.
  • Bir meşakkatle karşılaşıldığında kul, yalnızca Allah’ın tanıdığı ruhsat sınırlarında (örneğin yolculukta namazı kısaltmak, hastalıkta teyemmüm almak gibi) kalmalıdır.
  • Şeriatın arkasından dolanarak edinilmeye çalışılan “kolaylık”, kolaylık değil; kulun kendi üzerine kapattığı bir kapı ve felakettir.

Yorum Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir