08 Nis 26 - Çar 7:00:am
Koyu Açık

Blog Post

Fikir Yorum > Fikir yorum > Muvâfakât Okumaları: Vaz’i Hükümlerin İkinci Türü “Şart” 5. Mesele

Muvâfakât Okumaları: Vaz’i Hükümlerin İkinci Türü “Şart” 5. Mesele

Fıkıh usulünde hükmün oluşum süreçlerini ele alırken daha önce üzerinde durduğumuz ilk dört meselede; niyetin ameller üzerindeki belirleyici gücünü, şer’i hükümlerin amaçlarına uygun şekilde yerine getirilmesinin önemini, neden-sonuç ilişkisinin hukuki dayanaklarını ve tekliflerin kullar üzerindeki bağlayıcılık sınırlarını incelemiştik. Bu temel yapı taşlarını yerine koyduktan sonra, şimdi beşinci meselede; bir sonucun ortaya çıkması için gereken “şart” ve “sebep” arasındaki hassas dengeyi, bu ikisi arasındaki uyumsuzluk gibi görünen durumların hukuk mantığı çerçevesinde nasıl çözüldüğünü ve mezhepler arasındaki uygulama farklılıklarının hangi usul prensiplerine dayandığını ele alacağız.

Beşinci Mesele:

Fıkıh usulünde bilinen temel bir kural vardır: Eğer bir nedenin sonuç doğurması bir şarta bağlanmışsa, o şart gerçekleşmeden sonucun ortaya çıkması geçerli değildir. Bu konuda şartın, işin mükemmelliğiyle ilgili olması (kemal şartı) veya geçerli sayılması için yeterlilik şartı olması arasında fark yoktur.

Bir durum bir şarta bağlıysa, o şart olmadan ne o durumun tam olduğuna hükmedilebilir ne de geçerli sayıldığı söylenebilir. Usulcülerin genel görüşü budur. Çünkü eğer bir iş şartı olmadan gerçekleşebilseydi, o zaman şart “şart” olmaktan çıkardı. Bu ise mantıksal bir çelişkidir.

Ayrıca, bir şeyin hem şarta bağlı olup hem de şart olmadan gerçekleşebilmesi imkansızdır. Şartın tanımı gereği, sonuç ancak o şart varsa var olur. Eğer şart yokken de sonuç alınabilseydi, aynı şeyin hem var olması hem de yok olması gibi bir tutarsızlık doğardı. Bu konu, tartışmaya gerek duyulmayacak kadar açıktır.

Ancak bazı usulcülerin yaklaşımlarından, özellikle Maliki mezhebine dayandırılan farklı bir kural daha olduğu anlaşılmaktadır. Bu kurala göre: Bir hükmün nedeni (sebebi) varsa ancak sonucun doğması bir şarta bağlıysa; bu şart gerçekleşmeden sonuç geçerli sayılabilir mi? Bu konuda iki bakış açısı vardır:

a) Nedenin (sebebin) gerekliliğine bakmak: Bu görüşü savunanlar, neden ortaya çıkmışsa sonucun da doğması gerektiğini düşünür ve şartın eksikliğine bakmazlar.

b) Şartın yokluğuna bakmak: Bu görüştekiler ise şart gerçekleşmeden nedenin tek başına hüküm ifade etmeyeceğini savunurlar. Şart ne zaman gerçekleşirse, neden ancak o zaman etkisini gösterir.

Bazı âlimler, bu konudaki görüş ayrılığının kesin olduğunu belirterek şu örnekleri vermişlerdir:

  • Zekat: Malın belirli bir miktara (nisap) ulaşması zekatın nedenidir, üzerinden bir yıl geçmesi ise şartıdır. Buna rağmen, yıl dolmadan zekatın erkenden verilmesi ittifakla caiz görülmüştür.
  • Yemin: Yemin etmek kefaretin nedenidir, yemini bozmak ise şartıdır. Bir görüşe göre yemin bozulmadan önce de kefaret ödenebilir.
  • Kısas ve Af: Öldürme eylemi cezalandırma (kısas) nedenidir, kişinin ölmesi ise şarttır. Ancak kişi ölmeden önce yaralıyken yapılan af geçerli kabul edilmiştir.
  • Boşanma Yetkisi (Maliki Mezhebi): Bir adam, evleneceği kadın için mevcut eşine boşanma yetkisi verse; kadın da henüz evlilik gerçekleşmeden (yani şart oluşmadan) bu hakkından vazgeçse, adam evlendikten sonra kadın artık o hakkı kullanamaz. Burada şart (evlilik) gerçekleşmeden önce nedenin (yetki verme) varlığına dayanılmıştır.
  • Miras ve Ölüm Hastalığı: Bir kişi ölüm döşeğindeyken mirasçıları, normalde hakları olmayan miktarlar için onay verseler, bu onay geçerli sayılır. Oysa mirasçılık hakkı ancak ölümle (şart) kesinleşir.
  • Gusül Abdesti: Cinsel ilişki sırasında boşalma hissi oluşup da dışarıya sıvı gelmese ve kişi yıkansa; daha sonra sıvı gelse yeniden yıkanması gerekir mi? Bir görüşe göre gerekmez; çünkü neden (sıvının yerinden oynaması) gerçekleşmiştir, dışarı çıkması ise sadece bir şarttır ve ihmal edilebilir.

Bu ikinci yaklaşım, ilk başta bahsettiğimiz “şartsız sonuç olmaz” kuralıyla açıkça çelişir. Ancak bu örnekleri derinlemesine incelediğimizde çelişki ortadan kalkar.

Öncelikle, bir kuralın kendi içinde tutarsız olması onun zayıflığını gösterir. İlk kural (şartın mutlak gerekliliği) kesin bir gerçektir. İkinci yaklaşımdaki örnekleri ise şöyle açıklayabiliriz:

Zekatın yıl dolmadan verilmesini caiz görenler, yılın dolmasını zekatın varlık şartı değil, kesinleşme şartı olarak görürler. Maliki mezhebine göre ise “bir şeye çok yaklaşan, o şeyin hükmünü alır” kuralı gereği, yılın dolmasına az bir süre kalması şartın varlığı gibi kabul edilir.

Yemindeki durum da benzerdir; yemini bozmak kefaretin sebebi değil, seçeneği ortadan kaldıran bir kesinlik şartıdır. Can çıkmadan önceki af meselesinde ise af, ölümün şartı değildir; aksine yaralı olan kişinin kendi hakkından vazgeçmesidir. Eğer iddia edildiği gibi neden yeterli olsaydı, kişi ölmeden kısasın uygulanması da gerekirdi ki bu asla caiz değildir.

Sonuç olarak; Fıkıh usulündeki temel kural sarsılmazdır. Şart gerçekleşmeden sonucun (meşrutun) hükmü ortaya çıkmaz. Örnek gösterilen özel durumlar, şartın yok sayılmasından değil, her birinin kendine has hukuki gerekçelerinden veya şartın tanımındaki farklılıklardan kaynaklanmaktadır. Şartın tamamen önemsiz olduğunu söylemek mümkün değildir.

Yorum Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir