12 Tem 26 - Paz 7:00:am
Koyu Açık

Blog Post

Fikir Yorum > Okumalardan Notlar > Muvâfakât Okumaları: Vaz’i Hükümlerin Beşinci Türü: Azimet ve Ruhsat, 4. Mesele

Muvâfakât Okumaları: Vaz’i Hükümlerin Beşinci Türü: Azimet ve Ruhsat, 4. Mesele

Şer’î hükümlerin aslı olan “azimet” ile istisnai ve kolaylaştırıcı durumları ifade eden “ruhsat” arasındaki teorik sınırları ve mükellefin yükümlülük derecelerini önceki meselelerde ele almıştık. Kulun fiillerine yönelen ilahî hitabın mahiyetini tam olarak kavrayabilmek için, ruhsat alanına giren bir fiilin fıkhî açıdan nasıl konumlandırılması gerektiğini netleştirmemiz gerekir. Dördüncü mesele, ruhsat niteliğindeki bir iznin, asıl anlamıyla bir “serbest bırakma (muhayyerlik)” mı yoksa sadece “zorluğun ve günahın kaldırılması” mı olduğu sorusuna odaklanmaktadır.

DÖRDÜNCÜ MESELE: Ruhsattaki Mübahlık Kavramının Mahiyeti

Ruhsat ile ilişkilendirilen mübahlık kavramı acaba hangi anlama gelmektedir?

  1. Güçlüğün kaldırılması (günahın ortadan kalkması) anlamındaki mübahlık mıdır?
  2. Yoksa bir şeyi yapmak ile yapmamak arasında tamamen serbest bırakılma (muhayyerlik) anlamındaki mübahlık mıdır?

Nassların Dilinden Ruhsatın Anlamı

Ruhsatlarla ilgili ayet ve hadislerin zahiri incelendiğinde, buradaki mübah ifadesinin “istediğini seçme özgürlüğü” değil, “yaşanan darlık ve güçlüğün giderilmesi” anlamına geldiği görülür. Şer’î deliller bu duruma şöyle ışık tutmaktadır:

  • Bakara 173 (Haram gıdaların tüketilmesi): “…Fakat darda kalana, başkasının payına el uzatmamak ve zaruret miktarını aşmamak üzere günah sayılmaz…”

Analiz: Ayette, darda kalan kişinin haram olanı yemek veya terk etmek arasında tamamen özgür bir seçime sahip olduğundan söz edilmemiştir. Sadece zaruret durumunda, o haramı işlemekten doğacak günahın kaldırıldığı belirtilmiştir.

  • Bakara 184 (Sefer veya hastalıkta oruç): “…İçinizden hasta olan veya yolculukta bulunan, tutamadığı günlerin sayısınca diğer günlerde tutar.”

Analiz: Yüce Allah burada “Bu durumda oruç tutmama yetkiniz vardır” ya da “Oruç tutmanız caiz değildir” gibi bir serbestlik veya yasak ifadesi kullanmamıştır. Aksine, özrü zikrettikten sonra, oruç tutulmaması halinde bu günlerin mutlaka kaza edilmesi gerektiğini belirterek yükümlülüğün aslen devam ettiğine işaret etmiştir.

  • Nisâ 101 (Seferde namazın kısaltılması): “…Namazı kısaltmanızda size bir günah yoktur.”

Analiz: Ayetin üslubuna bakıldığında “Dilerseniz kısaltın, dilerseniz kısaltmayın” gibi bir muhayyerlik cümlesi kurulmamış; sadece kısaltma fiilinden günahın kaldırıldığı ifade edilmiştir.

  • Nahl 106 (Baskı altında küfür sözü söylemek): “…Kalbi imanla dolu olduğu halde zorlananlar müstesna…”

Analiz: Zorlama (ikrah) altında kalan kişinin, kalbi imanla dolu olmak kaydıyla küfür kelimesini telaffuz etmesi halinde azaba uğramayacağı belirtilmiştir. Burada da “Dilerse küfür sözünü söylesin” şeklinde bir serbestlik tanınmamıştır.

  • Hadis-i Şerif (Eşler arasında idare amaçlı yalan/vaat): Bir adam Hz. Peygamber’e (s.a.v.) “Ey Allah’ın Resulü, eşime yalan söyleyebilir miyim?” diye sormuş; Efendimiz “Yalanda hiçbir hayır yoktur” buyurmuştur. Adamın “Ona vaatte bulunabilir miyim?” sorusu üzerine ise “Bunu yapmanda sana bir günah yoktur” cevabını vermiştir.

Analiz: Hz. Peygamber doğrudan “Evet, yapabilirsin/özgürsün” dememiş, günahın kaldırıldığını vurgulamıştır.

Ruhsat Neden “Tam Bir Serbestlik” (Muhayyerlik) Olamaz?

İslam alimlerinin büyük çoğunluğu, hatta tamamı şu konuda ittifak etmiştir: İkrah (baskı ve ölüm tehdidi) altında kalmasına rağmen küfür kelimesini söylemeyip dininde sebat eden ve bu uğurda öldürülen kişi şehittir, büyük bir ecir kazanır ve en yüce derecelerdedir.

Eğer zorlama altında küfür sözü söylemek fıkhen “tam bir muhayyerlik (seçim özgürlüğü)” olsaydı, iki seçenek (söylemek veya söylememek) birbirine eşit olurdu. Dinî hükümlerde tam serbestlik (tahyîr), taraflardan birinin diğerine üstün tutulmasına (bir seçeneğin diğerinden daha sevap/faziletli olmasına) engeldir. Bir tarafın (sebat edip ölmenin) daha faziletli olduğu sabit olduğuna göre, ruhsatın fıkhî mahiyeti tam bir muhayyerlik olamaz. Bu kural, diğer tüm ruhsat meseleleri için de geçerlidir.

Hakiki Mübahlık (Muhayyerlik) Örnekleri

Yapmak ve yapmamak arasında tam bir serbestlik ifade eden asıl mübahlık ise nasslarda doğrudan “isteme ve seçme” vurgusuyla verilir:

  • Bakara 223: “Kadınlarınız sizin tarlanızdır. Tarlanıza istediğiniz gibi (helal sınırlar içinde, dilediğiniz vakit ve şekilde) geliniz.”
  • Bakara 35: “Ondan (cennet nimetlerinden) dilediğiniz şekilde bol bol yiyiniz.”

Bu ayetlerdeki üslup, ruhsat ayetlerindeki “günah yoktur” üslubundan tamamen farklıdır ve kulun tercihinde tamamen serbest olduğunu açıkça gösterir. (Teklifi hükümler konusunun başında bu iki mübahlık türü arasındaki fark detaylandırılmıştı.)

Bu Farkın Doğurduğu Fıkhî Sonuç nedir?

Bu teorik ayrım, fıkıh pratiğinde çok önemli bir netice doğurur:

Eğer ruhsatların “tam bir serbestlik/muhayyerlik” olduğunu kabul edersek; o zaman azimetin (asıl hükmün) gerekliliği ortadan kalkar ve durum “muhayyer vacip” (seçimlik ödev) kısmına dahil olur.

Ancak ruhsatın “sadece günahın ve zorluğun kaldırılması” anlamına geldiğini kabul edersek, azimet hükmü asıl niteliğini kaybetmez. Çünkü günahın kaldırılması, o fiilin asıl yükümlülüğünü (vücubunu) yok etmez; günahın kalkması vacip ile aynı anda bir arada bulunabilir.

Özetle: Azimet, şer’an gerçekleştirilmesi hedeflenen asıl ve köklü hüküm olarak varlığını ve geçerliliğini korumaktadır. Mükellef, geçerli bir özrü olmasına rağmen azimeti seçip zorluğa katlanarak asıl hükmü yerine getirirse, fıkhî açıdan özrü olmayan bir mükellefin fiili gibi geçerli ve sevaplı bir amel işlemiş olur. Özür ve ruhsat durumu, sadece kul azimetten vazgeçip kolaylığı tercih ettiğinde onun üzerinden günahı ve sorumluluğu kaldıran muvakkat (geçici) bir korumadır.

Yorum Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir