27 Tem 26 - Pts 7:00:am
Koyu Açık

Blog Post

Fikir Yorum > Okumalardan Notlar > Joseph A. Massad, Liberalizmde İslam (Kitaptan notlar ve şerhler) -1-

Joseph A. Massad, Liberalizmde İslam (Kitaptan notlar ve şerhler) -1-

Talal Asad Liberal İslam’ın görevini şöyle tanımlar: “Liberal görev, İslam geleneğini liberal Protestan Hristiyanlık imajı içinde yeniden oluşturmayı hedefler.

Joseph A. Massad, Liberalizmde İslam, s:15

Lütfen dikkat edin,
Kur’an’da 1400 senedir fark edilememişleri fark edenlerin fark ettikleri -garip bir şekilde- hep BATI liberalizmi ile ÇOK çok ahenglidir. Bu çalışmalar Müslümanların sömürgeciliğine direndiği sosyolojik, ekonomik, kültürel alanları dağıtır.
İslam’ı BATI Liberalizmine entegre etmek için DİRENCİNİ kırmaya, teslim olmaya zorlamaya yönelik çalışmalardır diyor sanırım.

Batılıların büyük bir hayırseverlikle(!) İslam toplumlarını TERBİYE etmeyi kendilerine görev edinmelerine İslam toplumlarından gelen DİRENÇ; özgürlük, eşitlik, hak-sahibi BİREY olma, demokratik vatandaşlık, kadın hakları, cinsel haklar, inanç özgürlüğü, sekülerlik, inanç özgürlüğü, akılcılık demokratik vatandaşlık, kadın hakları vs. gibi liberal değerlere ve moderniteye itiraz olarak kabul ediliyor.
Böyle bir itiraz sadece ortadan kaldırılması gereken lüzumsuz bir direnç olarak değil aynı zamanda yok edilmesi gereken bir PATOLOJİ, bir NEVROZ (Bir ruh hastalığı, manyaklık-AHÇ) olarak da görülüyor.

Bu yüzden eğer Müslümanlar LİBERALİZME ya da liberalizmin hoş görebileceği herhangi bir İslam Biçimine GÖNÜLLÜ bir şekilde dönmeyi reddederlerse ASKERİ GÜÇ KULLANMAK dâhil dönüşümlerini sağlamak için gereken her şey yapılmalı.

Joseph A. Massad, Liberalizmde İslam s:15

Ya bizim istediğimiz kıvamda uysal, Kişiliksiz, şahsiyetsiz kölelere dönüşürsünüz ve bunun için DİNİNİZDE gerekli, bize uygun düzenlemeleri yaparsınız ya da sizi BOMBALARLA terbiye ederiz, FİLİSTİNDE olduğu gibi diyor sanırım.

 ***

ABD’nin ve ondan daha önce İngiltere (ve tabi ki Fransa) İslam düşünce biçimini değiştirme çabalarını sürdürmüşlerdi.
Ancak daha önce Hristiyan misyonerliği adına Kâfirlerle mücadele çerçevesinde yapılan İslam Teolojisini etkileme çabası bu dönemden sonra “demokrasi ve özgürlüğü yayma” adı altında Müslümanların çoğunlukta olduğu ülkelere dayatılmaya başlandı. Bu çaba sömürü ve emperyalist düzenle de “oldukça” uyumlu bir şekilde sürdürüldü.
Geoerge W. Bush 2004 yılında, “Özgürlük, Tanrı’nın her erkeğe ve kadına bu dünyadaki bir lütfudur. Dünya üzerindeki en büyük güç olarak BİZ, özgürlüğün yayılmasını sağlamaktan sorumluyuz.”, diyordu. (İşgali Hristiyanlığın KUTSAL BİR misyonu çerçevesinde tanımlayarak IRAK’a ve petrollerine giriş yaptı -AHÇ).
Açıkçası demokrasi Saldırgan Kapasitesinin hızını, hem seküler (sömürüden) hem de ilahi güçten alır.
Yani Demokrasi bazı açılardan HRİSTYANLIĞIN yeni adı oldu ve “KAFİR” gördüğüne karşı eskisi kadar ÖLÜMCÜL bir misyonerlik faaliyet olmaya devam etti.

Joseph A. Massad, Liberalizmde İslam, s:29

“Demokrasi Mücadelesi” adı altında Halkı Müslüman olan Ülkerlere yapılan saldırıları ve İslam Düşüncesini yeniden DÜZENLEME çalışmaları Hristiyan Misyonerliği ile Batı sermayesinin KÂFİRLERE karşı verdikleri mücadelenin dolayısı ile onları sömürülür pozisyonda tutmanın bir unsurudur diyor sanırım.

 ***

Avrupalı liberal şunu iddia etti: “Despotizm, sivil toplumun var olmadığı ya da gelişmediği bir toplum yaratmaya çalışır.”
Bir diğer iddiası da şuydu: “Sivil toplum fikri, sadece Avrupa toplumlarındaki politik hayatın tanımı için önemli değildi, aynı zamanda Doğu ve Batı arasındaki TEMEL FARKTI…
1980’lerden günümüze kadar hükumet kuruluşlarıyla beraber Batılı sivil toplum kuruluşları, Arap ve Müslüman ülkelerde “sivil toplum” inşa etmeyi ve demokrasiyi yaymayı amaç edinirken, STK’ları temel enstrüman olarak belirledi.

Joseph A. Massad, Liberalizmde İslam, s:39

Müslüman ülkelerdeki cemaatler devletin iktidar alanından farklı iktidar alanları var etmeleri, iktidarlar üzerinde psikolojik, sosyal ve ekonomik baskı kurabilme yetenekleri ile iktidar politikalarını engelleyebilmeleri; sosyal yardım teşkilatları ile muhtaç kesimin ihtiyaçlarına devletlerden çok daha kaliteli, yaygın ve hızlı müdahale edebilmeleri ile BATILI sivil toplum yapılarından çok daha ETKİNDİRLER
Lakin Batılı kültürel yönlendirme ve sömürü politikalarına UYGUN iş görmezler.
Bu nedenle BATI tarafından SİVİL TOPLUM örgütleri olarak görülmez ve saldırı altında tutulurlar.
Buna karşılık hiç bir toplumsal tabanı, sosyal etkisi ve ekonomik gücü olmayan ancak BATILI Vakıflar ya da DEVLET tarafından BESLENEN SİVİL Toplum örgütleri desteklenerek Müslüman toplumların sosyal dokusu değiştirilerek BATILI sömürgeciliğe uygun hale getirilmeye çalışılır diyor sanırım.
Üstelik sivil toplum kuruluşları GEVŞEK İlişki düzenleri ile DEVLETLERİ tehdit edemeyecekleri için CEMAATLER yok edilirken yerlerine STK’lar yerleştirilmeye çalışılır.

 ***

Ünlü Fransız felsefeci Derrida Yahudi-Hristiyan demokrasisinin bir misyoneri olarak, Yahudi veya Hristiyan olanlara Müslümanlara karşı sorumluluklar tanımlıyordu:
“Dünyada ya da kendi ülkesinde kendini DEMOKRASİ dostu olarak görenler için söylüyorum: İLK görev İslam dünyasında iş birliği yapmaya hazır olan herkesle güçleri birleştirmek için her şeyi yapmaktır.
Hedefimiz sadece siyasetin sekülerleşmesi değildir. Sadece laik bir öznellik üretmek için savaşılmayacaktır. Aynı zamanda Batılı Demokratik Erdemleri Önceleyen bir Kur’an mirası üretmek için de mücadele edilecektir…

Joseph A Massad, Liberalizmde İslam, s:47

Hedefimizi BATILI sömürgeciliğe uygun, Batılı kültürün nüfuz edebileceği, direnci kırılmış, teslim olmuş, kulluğa hazır, itiraz etmeyen bir Kur’an anlayışı oluşturmaktır diyor sanırım.
Zeyl: Turgut Cansever Hoca, dininizi, Büyük Yenilgiyi (1. Dünya Savaşı) görmemiş, yenilmişliğin ruhuna sinmediği, kendinden, dininden şüpheye düşmemiş, ezikliği karakter edinmemiş, korkunun ruhunu esir almadığı dönemin âlimlerinden ve eserlerinden öğreniniz, diyormuş diye işitmiştim.
Zira YENİLMİŞLERDEN fayda gelmez, diyormuş
Zeyl: Hâlbuki İan Almond Derrida’nın, İbn-i Arabi’den “isim vermeden” çok yararlandığını ima ediyordu “İbn-i Arabi ve Derrida eserinde”.

*** 

Daha 1957’de Harvardlı Prof. Richard N. Frye şunu ifade etmişti:
“1920’lerde ve 1930’larda Atatürk liderliğinde gerçekleştirilen dönüşüm, tarihteki en büyük devrimlerden biridir. Eğer Türkiye bugün bir Batı devleti ise, bu demektir ki, Batılı çerçevede yine Batı’nın yüz yüze olduğu şu sorunlarla o da muhataptır:
“Demokrasi nedir?”
“Devletin ve toplumun Ahlaki temeli nedir? gibi…
Bunların haricinde geçmişin, eski geleneklerin ve İslami mirasın yeniden canlanması sorunu ile de karşı karşıyadır.
Hiç kuşkusuz daha bir süre Türkiye bilimsel gözlem ve incelemelerin konusu olmaya devam edecektir.
Bununla birlikte geri kalan Müslüman ülkelerin Türkiye’ye şüphe ile bakmaya devam etmesi de, devam edecektir.””

Joseph A. Massad, Liberalizmde İslam, s:55

Türkiye 1920-30’lu yıllarda BATI HAÇLI birliğine geçmekle çift yönlü bir cenderenin içine düştü
Bu operasyonlarla Tanrı’dan meşruiyetini alan devlet ve yöneticiler Meşruiyet sorunu yaşamaya başladılar, yani BATININ kendine ait sorunları Türkiye Devletinin üzerine taşınmış oldu,
Hem de kendi halkı ile ilişkileri ağır darbe aldığından kendi halkı, kendi, halkının, geleneği, örfü, kültürü ve DİNİ ile çatışmaya başladı.
Bu hali ile Tüm İslam ülkelerinin en önemli DENEK SAHASI olmaya devam etmektedir.
Bu hali hem Batı için hem Doğu ve İslam ülkeleri için oldukça güvenilmez ve ŞÜPHELİ pozisyona sebep olur diyor sanırım.

*** 

Onun karşısında İslam Savunmasızdır…
“Sermaye en barbar toplumları bile medeniyete cezbediyor. Malların ucuz fiyatları, Çin Seddini döven havan topları gibidir. BU şekilde barbarların yabancılara karşı beslediği inatçı nefret pes eder.
Tüm ulusları, yok olma pahasına, burjuvazi üretim tarzını benimsemeye ve medeniyet denilen şeyi içlerine sokmaya zorlar, böylece onlarda Burjuva olur.”
BU cümleyi kuran Kar Marx’tır. Amerikalı sosyal bilimci Daniel Lerner ondan aldığını işler:
“İster Doğu’dan ister Batı’dan olsun modernleşme aynı temel zorlukla karşılaşır: Rasyonalist (Menfaatçilik anlamında AKILCILIK) ve Pozitivist (Tanrısız bilime dayalı) bir ruhun ortaya çıkarılması. İşte bunların ruhuna karşı İSLAM savunmasızdır.”

Joseph A Massad, Liberalizmde İslam, s:55

Müslüman toplumları fethetmek ve onları sömürgeleştirmek istiyorsak onları, Allah’ı umursamadan Menfaatçilik ve bireysellik üzerinden düşünmeye alıştırmamız lazım diyor sanırım.
Marks’ın teklifi de aynı şeydir lakin o teoriyi değil direk pratiği konuşur: Ucuz tüketim malları ile onları Tanrıyı umursamadan tüketmeye, tüketebilmek için de PARAYA Tapmaya alıştırdığımızda iş bitmiştir diyor sanırım.

*** 

2011 Ocak ayına kadar ana-Akım Amerikan Akademisyenlerinin yaydığı “GERÇEKLER” (?)’den biri de Arap ve Müslüman istisnacılığı teklifiydi.
Bu teoriye göre Japonya’dan Hindistan’a, oradan Latin Amerika’ya uzanan neredeyse tüm kültürel oluşumlar DEMOKRASİYİ benimseyebilirken Müslüman ülkeler Demokrasiyi benimseyememişlerdi. BU durum demokrasiyi ve insan haklarını İslam’ın benimsemedeki başarısızlığını gösteriyordu.
Böylece İslam hedef tahtası haline getirilmiş oldu.
Modernite karşısında tamamen savunmasız görünürken, bir anda modernitenin en dişli rakibi olarak İSLAM’ın görülmeye başlanması çok da zor olmadı zira Edward Said’in dediği gibi “Avrupa Oryantalizmin ile Amerika’nın Ortadoğu politikaları” arasında içerik olarak çok da fark yoktu.
BU geçişte hiç bir epistemolojik kırılma, bilimsel devrim yani Thomas Khun’un deyişiyle “alanda bir kriz” ortaya çıkmamıştı.

Joseph A Massad, Liberalizmde İslam, s:56

Daha çok Müslüman toplulukların yaşadığı dünyanın Ortasına yönelik Avrupa sömürgeciliği yerini Amerikan Dış Politikalarına bıraktı. Amaç aynıydı… Dünyanın tüm kıymetli varlıklarının %80’ine sahip bu bölgenin sömürülmesi.
Diyor sanırım.

***

Batılı oryantalistlerin Kapitalizm, modernleşme ve ucuz ve çekici ürünler karşısında tamamen SAVUNMASIZ gördükleri İslam 1979’daki İran Devriminden beri Amerikalı politikacıları ve sosyal bilimcileri şaşırtmaktaydı.
Nasıl olurda, Batı Modernleşmesinin karşısında tamamen savunmasız olarak görülen İslam, modernleşmenin önündeki en büyük engel olabilirdi?

Joseph A. Massad, Liberalizmde İslam s:56

Batılılar daha 7 Yıl Savaşlarında Müslümanları kendi iç savaşlarında FİGÜRAN olarak savaştırabileceklerini gördüler.
Ondan 150 yıl sonra 1. Dünya Savaşına katılan İngilizlerin, Fransızların, Rusların hatta Almanların kendileri için ölebilecek, kendilerine ait HİÇ BİR ideali ve Beklentisi olmayan Milyonlarca Müslüman askeri vardı.
2. Dünya Savaşında da durum farklı değildi.
Amerika, 2. Dünya Savaşında kendisinin böyle kullanışlı muhteşem insan kaynağından mahrum olduğunu fark edip atılımlara girişti.
Bu kadar UYSAL, GÜDÜLEBİLİR, Kullanışlı ve KULLANILABİLİR bir topluluğun İran Devrimi ve sonrasında BATI karşıtı bir pozisyona geçmesi ve Batı ile mücadeleye girişmesinin BATILILAR AÇISINDAN mantıklı hiç bir izahı yoktu, demeye çalışıyor sanırım.

 ***

Freedome House’ın 1984 yılındaki raporuna göre Müslümanların çoğunlukta olduğu 36 ülkeden 21 tanesi “özgür” değil, 15 tanesi de “kısmen özgür” ve hiç biri gerçek anlamda özgür olarak nitelendirilemez. (Samuel P. Huntington- Amerika Savunma Bakanlığı danışmanı)

Joseph A Massad, Liberalizmde İslam, s:67

Gördünüz işte Hamas’ın bileğinin bükülüp BARIŞ görüşmelerine oturtulması olayında
Filistin’deki katliamın asıl sorumlusu Trump denen yer altı varlığı, Netanyahu denen cani ile ZAFER gösterilerine çıkıp, BAĞIRA BAĞIRA “bu zafer benim İsrail’e verdiğim sınırsız silah ve mühimmat desteği ile oldu” diye SHOW yaparken
Filistin’e bir mermi veremeyen, bir lokma ekmek sokamayan, limanlarından gemilerini ve petrollerini eksik etmeyenler TRUMP’tan AFERİN alabilmek için birbirlerinin sırtına çıkmaya çalışıyor kendi ülkelerinde utanmadan “En Büyük Aferini ben aldım” diye TV programları yaptırıyorlardı.
Ama 1984’te halkı Müslüman olan ülkeler arasında YEMEN gibiler de yoktu. Artık YEMEN gibi ülkeler de var. BU anlamda bir HAYRA gidişten de bahsedebiliriz sanırım.
*Freedome House: 1941 yılında kurulmuş, merkezi Washington’da olan ve belli ülkelerde şubeleri bulunan demokrasi, siyasi özgürlük ve insan hakları konusunda araştırma ve savunuculuk yapan bir sivil toplum kuruluşudur.

Yorum Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir