12 Eyl 26 - Cts 7:00:am
Koyu Açık

Blog Post

Fikir Yorum > Fikir yorum > “İslamcı” Deneni Tanımak

“İslamcı” Deneni Tanımak

Bunları neye dayanarak neye karşı olduğuyla, neyi niye istediğiyle ölçüp biçmek, yapacaklarını yaptıklarıyla kıyaslayarak tasniflemek doğrusu olmalı.

Başka bir deyişle İslam’ın esas olarak Müslümandan ne istediğine bakılarak test etmekle, İslam namına yapılıp edilenlere bakılarak test etmenin ayırdında olmalı.

Çoklu hakikate, değişken zaman ve şartlarla kaim referansa müracaat ederek “sana göresi bana göresi” olana değil, müslüman olmanın her şart ve zamanda geçerli “herkese göresi” olan asıllara müracaat yanıltmaz: Teferruatın asıl olmadığını bilmek kayd-ı şartıyla..

Diktatoryal baskıcı rejim altında ve adaletsiz sosyo ekonomik koşullarda yaşayan İslamcıyla, özgürlükçü demokratik rejim ve görece hukuk güvencesi içinde yaşayan İslamcı arasındaki düşünüş ve eyleyiş bakımından kimi farklar nasıl doğal olacaksa; kasaba sosyal şartlarındakiyle şehirli arasındakilerdekiler ve sınıfsal farklılık arasında da benzer farklılıklar doğal olacaktır. Ama bu farklar esasa dair olmayacaktır.

İklim, coğrafya, tarih, dil, kültür, eğitim, örf, alışkanlıklar temelli yerleşik kavrayışlar, ilişkiler, refleksler ve çözümler nasıl doğal ve detay karşılanmalıysa, burdan neşet edecek mezhepler de doğal ve detay olarak karşılanmalıdır.

Şu halde doğru tasnif için teferruata bakıp aslı değil, asla bakıp teferruatı değerlendirmek gerek, tersindeyse mezheplerin din yapıldığını görmek gerek..

Topluma, hayata, insana, zamana, mekana girmeden öncesi sosyo kültürel bağlamı ve değerler sistemini cahiliye olarak niteleyen İslam, aslen şirke, zorbalığa, zulme, ifsada, haksızlığa, düzenbaz ileri gelenlere ve bunların hileli düzenlerine meydan okuyarak gelir: Yeryüzünün imarını, adaletin iktidarını tesis ettirir, fesadın yayılmasını önletir.

Bu nedenle dil, din, tarih, kültür, cinsiyet, renk, coğrafya, soy sop farklılıklarını yok saymaz, karşısına almaz, fakat bunları başka bir sosyo ekonomik ve siyasal yapıda buluşturur, bir arada tutar, adalet içinde birlikte yaşatır.

Bu durumda İslam esasen insanların toprak, milliyet, tarih, dil, kültür, mezhep, etnik kimlikler, zorba yönetimler gibi hapsedildikleri sınırları ortadan kaldırır,

Şahsiyet kazandırdığı insanları başka bir motivasyon ve yaşam biçiminde, ümmet formu ve adil bir düzen içinde yeniden buluşturup harmanlar..

Nitekim tüm peygamberlerin en azılı düşmanları, kendi çağlarındaki prenslikleri, krallıkları, devletleri; soya, servete, çokluğa, bilgiye, yasal dokunulmazlığa dayalı imtiyazlı iktidar bileşenleri olmuştur.

Nasıl olmasındı ki İslam doğal farklılıklar kaynaklı üstünlük yarışına, iktidar ve servet kaynaklı haksızlığa, soy sop ve çokluk kaynaklı imtiyaza topyekûn bir başkaldırı esasıyla gelmiş, takva dışında herkesi eşitlemişti..

İslamcı şayet uluslararası ve ulusal düzeyde cari sosyo politik ve ekonomik düzenin kendisini muhatap almayı seçmez de, bunun imkanlarını kullanarak, içinde pozisyon alarak, sınıf atlamayı, servet çoğaltmayı, imtiyaz edinmeyi hedefleyerek var olmuşsa,

Çağımız örneğinde olduğu gibi modernist ve kapitalist uygarlık evreninin sosyalist, faşist, liberal, muhafazakar hiziplerinden birine dönüşmüştür.

Burda imkansıza değil mümkün gösterilene tabi oluş söz konusudur: Çünkü cahiliyenin imkansız dediği esasa tabi olmak, İslam’ın esasından kopuşla ancak mümkündür..

“Ya Allah’ın kulusundur ya da (gücü-zaferi-serveti-iktidarı temsilen) devletin” darb-ı meseli bidayetten bu yana cari ise bundan sonrası için de beyhude olmayacaktır.

Yorum Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir