Pekin’den Yeni Delhi’ye Mekke Anlaşması: Çin’in Temkinli İyimserliği, Hindistan’ın “İsrail Eksenli” Dengeleme Arayışı
7 Ağustos 2026’da Mekke’de Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması, Orta Doğu ile sınırlı kalmayan, dalgaları Hint-Pasifik ve Doğu Akdeniz’e kadar ulaşan bir jeopolitik deprem yarattı. Doğu Asya ve Güney Asya’nın iki devi — Çin ve Hindistan — anlaşmaya taban tabana zıt merceklerden bakıyor.
Pekin ve Yeni Delhi medyasının bu hamleye bakışları, İsrail ile Hindistan’ın “karşı pakt” tartışmaları ve bölgesel denkleme yansımaları şu şekilde şekilleniyor:
1. Çin Medyası: “Siyasi Niyet Beyanı” ve Çok Kutupluluk Alkışı
Pekin yönetiminin yarı-resmi yayın organı Global Times ve Çinli stratejistler, anlaşmayı Washington’ın Orta Doğu’daki güvenlik tekelinin kırılması bağlamında “olumlu ama temkinli” bir adımla karşılıyor.
Çin basınındaki baskın değerlendirme, Mekke Anlaşması’nın entegre komuta yapısına sahip katı bir “Sünni NATO’su” olmaktan ziyade, stratejik özerklik arayan orta ölçekli güçlerin esnek bir güvenlik şemsiyesi olduğu yönünde. Pekin için bu durum iki açıdan kıymetli:
- ABD’ye Bağımlılığın Azalması: Suudi Arabistan’ın güvenlik mimarisini Çin’in stratejik ortakları (Pakistan) ve NATO içi özerk aktörler (Türkiye) ile çeşitlendirmesi, Küresel Güney’de çok kutupluluğu pekiştiriyor.
- CPEC ve Enerji Güvenliği: Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru (CPEC) ile Suudi petrol hatlarının güvenliği, Pakistan ordusu ile Türk savunma sanayisinin entegrasyonuyla daha korunaklı hale geliyor.
Ancak Şanghay Uluslararası Araştırmalar Enstitüsü uzmanları Çin basınında bir uyarıda da bulunuyor: Bu üçlü ittifakın Çin’in diğer müttefiki İran’ı tamamen sıkıştırması veya Hindistan’ı radikal adımlara zorlayarak Güney Asya’yı istikrarsızlaştırması Pekin’in ticaret koridorlarına zarar verebilir.
2. Hindistan Medyası: “İslamabad-Ankara Hattı Alarmları”
Hindistan basını (Hindustan Times, The Times of India, Indian Express) konuyu tam anlamıyla bir ulusal güvenlik krizi merceğinden takip ediyor. Yeni Delhi’nin ana kaygısı, ezeli rakibi Pakistan’ın hem Suudi sermayesini hem de Türk savunma sanayiini arkasına alarak batı sınırındaki caydırıcılığını artırması.
Hindistan Dışişleri Bakanlığı (MEA), Riyad nezdinde hızla diplomasi başlatarak “Suudi Arabistan ile gelişen stratejik bağların göz önünde bulundurulması ve Hindistan’ın güvenlik hassasiyetlerine saygı gösterilmesi” çağrısında bulundu.
3. Hindistan ve İsrail Karşı Atak Yapıyor mu? Medyadaki “İttifak” Dedikoduları ve Gerçekler
Mekke Anlaşması’nın ardından Hindistan ve İsrail medyasında “Yeni Delhi ile Tel Aviv arasında Mekke Paktı’na yanıt olarak karşı bir savunma anlaşması imzalanacağı” yönünde iddialar yayıldı.
Hindistan Dışişleri Bakanlığı bu haberleri resmi olarak “dezenformasyon ve yapay zeka üretimi iddialar” diyerek yalanlasa da; arka planda fiili bir stratejik yakınlaşmanın derinleştiği inkar edilemez bir gerçek:
- Modi-Netanyahu Teması: İsrail ve Hindistan liderleri telefon görüşmesi gerçekleştirerek Kızıldeniz, Arap Denizi ve Hindistan çevresindeki deniz seyrüsefer güvenliğini masaya yatırdı.
- Mevcut Askeri-Teknolojik Aks: İsrail ile Hindistan halihazırda stratejik savunma ve teknoloji işbirliği anlaşmasına sahip. İsrail medyasındaki analistler (The Jerusalem Post, Haaretz), Türkiye’nin Doğu Akdeniz ve Körfez’deki etkinliğine karşı İsrail-Yunanistan-Güney Kıbrıs üçlüsünün Hindistan ile ortak tatbikat ve istihbarat paylaşımını genişletmesi gerektiğini savunuyor.
- IMEC vs CPEC Savaşı: Hindistan ve İsrail, ABD desteğiyle planlanan Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru’nu (IMEC) canlı tutarak, Türkiye-Pakistan-Çin hattına karşı jeo-ekonomik bir denge kurmaya çalışıyor.
Mekke Anlaşması doğrudan bir “Hindistan-İsrail Karşı Paktı” doğurmuş olmasa da, Yeni Delhi ve Tel Aviv’i savunma, istihbarat ve Doğu Akdeniz-Kızıldeniz hattında birbirine hiç olmadığı kadar yakınlaştırmış durumdadır.
Mısır’ın Tavrı ve Genişleme İhtimalleri: Bölgesel Medyadaki Tartışmalar
Anlaşmanın ardından uluslararası ve bölgesel basında en çok yankı bulan konulardan biri de Mısır’ın bu yapıdaki konumu ve yeni üyelerin katılım ihtimali oldu. Türk ve Arap basın organlarında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın “Cumhurbaşkanımızın vizyonu üç ülkeyle sınırlı kalmamak yönünde, teknik pürüzler aşıldığında Mısır da doğal ortak olarak bu şemsiyeye katılabilir” şeklindeki açıklamaları öne çıkarıldı.
Ancak Mısır iç basını ve Kahire kaynaklı raporlar (Mada Masr vb.), Mısır yönetimi ve ordu bürokrasisinin konuya daha mesafeli ve temkinli yaklaştığını aktarıyor. Kahire’nin tereddütlerinin arkasında; Yunanistan ve Güney Kıbrıs ile yürütülen Doğu Akdeniz dengeleri, İsrail ile olan Camp David anlaşmasının getirdiği hassasiyetler ve bağımsız manevra alanını kısıtlayabilecek doğrudan bir “Sünni blok” algısından kaçınma stratejisi yatıyor.
Buna karşın, Mısır’ın devasa konvansiyonel kara ordusu ve Süveyş Kanalı/Kızıldeniz üzerindeki stratejik konumu nedeniyle, uzun vadede doğrudan tam üye olmak yerine projeler bazında “esnek bir savunma ortağı” olarak denklemde yer alabileceği değerlendiriliyor. Öte yandan Körfez ve Levant medyasındaki analizlerde (India Today, Meta-Defense); Katar, Kuveyt, Ürdün ve hatta Azerbaycan gibi ülkelerin de zamanla bu güvenlik şemsiyesine dahil olabileceği senaryoları tartışılmaktadır.
Genel Sonuç ve Değerlendirme
Özetle Mekke Ortak Savunma Anlaşması; ne imzacı ülkelerin propaganda organlarının iddia ettiği gibi sorunları tek kalemde çözen kusursuz bir “Doğu NATO’su”, ne de rakip eksenlerin korktuğu gibi salt çatışma odaklı bir “şer ittifakıdır”.
Karşımızda duran tablo; Washington’ın bölgesel güvenlik şemsiyesinin zayıfladığı, küresel sistemin çok kutupluluğa kaydığı bir dönemde, bölgesel aktörlerin kendi göbek bağlarını kesme gayretidir.
Türkiye’nin savunma teknolojisi, Pakistan’ın nükleer/askeri birikimi ve Suudi Arabistan’ın finansal gücünün bir araya gelmesi; İran’dan İsrail’e, Çin’den Hindistan ve ABD’de kadar tüm küresel aktörlerin stratejik hesaplarını gözden geçirmesini zorunlu kılmıştır.
Anlaşmanın bir kağıt parçasından ibaret mi kalacağı yoksa Mısır gibi yeni aktörlerin katılımıyla ezber bozan bir “yeni Ortadoğu güvenlik mimarisine” mi dönüşeceği, önümüzdeki dönemde tarafların olası krizlerde sergileyeceği pratik işbirliği ve siyasi irade ile netleşecektir.
