Silahlar susarsa ne olur?
Barış gelir mi?!
Silahları konuşturanlar silahları susturmayı kararlaştırmışsa, bu barış kimin barışı olur? Devletin ve örgütün mü, yoksa Türk ve Kürt halkının mı?
Cevap serbest!
Süreç iyi ilerledi ve silahlar sustu diyelim, o zaman halkın konuşması gerekmez mi?
Buyursun konuşsun bakalım halk! Barışın ne getireceğini, barış sonrasının siyasal yapısını!
Konuşabilir veya sorabilir mi, “Sonra ne olacak?” diye; silahları susturanların konuşmanın sınırlarını da çizdikleri görüldüğüne göre!
“Konuşsun bakalım halk!” dense yeridir…
Önce Sünni cemaatler, şimdi Aleviler… Bunlar barış geldi falan sanıp konuşmaya başladılar ancak sınırlarla karşılaştılar! Bu yeni barış ortamından kimlerin yararlanacağı da belirleniyor olmalı:
Kamuoyuna yansıyan tarafıyla Kürtler, Alevilere tavır mı alıyor?
Abdullah Öcalan ile başladı bu iş, arkası geliyor. Neymiş, Öcalan ne demiş?
1500’lerin başında Osmanlı Sultanı Yavuz Sultan Selim ile Kürt aşiret reisi İdris-i Bitlisî arasında başlatılan ittifak… Bu ittifak, İdris’in liderliğinde diğer Kürt aşiretlerini de kapsayacakmış.
Öcalan, ateşkes ve arkadan gelecek barış için bunu referans gösteriyor.
İyi, pekala da… O ittifak kime karşı kurulmuştu?
Şah İsmail yönetimindeki Şii İran’a.
Şahın müttefikleri kimdi? “Kızılbaş” denilen Türkmenler…
Anadolu Alevileri o olayı hiç unutmadı; çünkü çok can verdiler, sürüldüler.
Aslında olay, Akkoyunlu Sünni Hükümdarı Uzun Hasan ile başlar. Bunların ilk başkenti Diyarbakır (Amed), sonraki başkenti ise Tebriz’di. Bugün Alevi yoğunluklu bilinen kentlerin çoğu ve İran’ın büyük bir kısmı Akkoyunlulara bağlıydı.
Şah İsmail Şiiliği harekete geçirip önce Akkoyunluları yenecek, ardından Osmanlıya kafa tutacaktı. Burada Şiilik çok önemli; çünkü Şii temelde siyasal bir güç olarak ortaya çıkış ve bölgesel güç rekabetinde bir meydan okuyuş var. İslam tarihinde bu bir ilktir…
Öcalan o tarihe referans yapıyorsa bu bir dil sürçmesi veya ağızdan kaçırılmış bir söz değildir.
Bu şu demektir: “Ey Amerika, İran ile savaşında biz Kürtler yanındayız. Türklerin iknasını da sen yap!” İkna işi olmuş ki ateşkes başlatıldı!
Peki Öcalan, Kürtlerin kullanılıp atıldığını bilmez mi? Bal gibi bilir.
İyi de Öcalan’ın Kürt olduğunu kim söylüyor? (Hoş, olsa ne yazardı?) Başından beri Türk devletiyle beraber değil miydi?
Öcalan taktik uyguluyor; göründüğü kadarıyla bu durum devletin de işine geliyor.
“Madem Kürt devleti olmayacak; en kötü ihtimalle federal bir yapıyla Orta Doğu devletlerine siyasi ortak veya çeyrek ortak oluruz.” İlk uygulama Suriye’de görüldü zaten.
Türk-Kürt ittifakı Alevilere karşı bir hareket mi planlıyor? Aleviler neden rahatsız? Tarihsel referansın hatırası hafızalarında canlı çünkü!
Tarihe referans yapmaktan maksat ne o zaman?..
Cemaatler deyince Alevi cemaatlerini hesaba katmıyor olabiliriz mi?
Perinçek’in “Tüm cemaatlerin kökünü kazıma” tehdidi, Alevi cemaatlerini dışarıda bıraktığı anlamına gelmiyor. Şu tespit doğruluk kazanır o zaman:
Alevisi, Sünnisi, Kemalist’i, sosyalisti… Ne kadar cemaat veya örgüt varsa;
Bunlardan devlete, barış sürecine veya Amerika’nın yeni Orta Doğu planlamasına,
Alenen veya potansiyel olarak,
Karşı çıkanlara ya da çıkabilecek olanlara operasyonlar yoldadır!
Hangisine ne zaman sıra geleceği ise tamamen süreçle alakalı olacaktır!
