28 Eyl 26 - Pts 7:00:am
Koyu Açık

Blog Post

Fikir Yorum > Fikir yorum > Wilfrid Scawen Blunt ile Cemaleddin Efgani ilişkisi

Wilfrid Scawen Blunt ile Cemaleddin Efgani ilişkisi

Wilfrid Scawen Blunt (1840-1922) ile Cemaleddin Efgani (1838-1897) arasındaki ilişki, 19. yüzyılın sonlarında İngiliz siyaseti ile İslam dünyasındaki siyasî ve fikrî hareketlerin kesiştiği en önemli örneklerden biridir. Ancak Blunt’ı yalnızca “İngiliz emperyalizmine karşı çıkan anti-sömürgeci bir aristokrat” veya aksine “İngilizlerin gizli ajanı” şeklinde tanımlamak onun siyasî konumunu tam olarak açıklamaz.

Blunt,  İngiliz aristokrasisi, parlamento, diplomasi ve hükümet çevrelerine doğrudan ulaşabilecek güçlü bağlantılara sahipti. İngiliz çıkarlarını doğrudan askerî postal yerine “yumuşak güç” ve “dolaylı nüfuz” ile korumayı hedefleyen alternatif bir diplomatik mimardı. İngiltere’nin Mısır ve Sudan politikasının doğrudan askerî uygulamalarına karşı çıkarken, aynı zamanda İngiltere’nin İslam dünyasındaki sorunlarına çözüm üretmeye ve İngiliz çıkarlarının daha farklı, sürdürülebilir bir yöntemle korunabileceği siyasî bir düzen tasarlamaya çalışıyordu.

Blunt’ın konumunun en dikkat çekici tarafı burada ortaya çıkar. O, İngiltere’nin Mısır’da doğrudan askerî ve idarî hâkimiyet kurmasını eleştiriyor, fakat İngiltere’nin bölgedeki siyasî etkisinden tamamen vazgeçmesini de savunmuyordu. Ona göre İngiltere, Müslüman toplumların siyasî ve dinî meşruiyetlerini dikkate alan yeni bir ilişki kurabilir; doğrudan işgal ve yönetim yerine yerel siyasî güçlerle anlaşarak nüfuzunu sürdürebilirdi. Böylece İngiltere’nin bölgedeki stratejik çıkarları korunurken Müslüman toplumların siyasî talepleri de göz önünde bulundurulabilirdi.

Bu yaklaşım Blunt’ın Mısır’a yönelik faaliyetlerinde açık biçimde görülür. 1881-1882 yıllarında Mısır’daki Urâbî Paşa (1839-1911) hareketini destekledi ve İngiltere’nin Mısır’a askerî müdahalesine karşı çıktı. Mısır’daki siyasî gelişmeleri yakından izliyor, bölgedeki Müslüman ve Arap siyasî çevrelerle doğrudan ilişkiler kuruyordu. Bu temaslar ona İngiliz siyasî çevrelerinin dışında olmayan, fakat onların mevcut resmi politikalarına alternatifler sunabilen özel bir alan kazandırdı.

Blunt’ın Muhammed Abduh (1849-1905) ile tanışması da bu çevrenin oluşmasında hayati bir dönüm noktasıydı. Abduh, Cemaleddin Efgani’nin öğrencisi olmuş ve onun reformist fikirlerinden derin bir biçimde etkilenmişti. Efgani’nin Mısır’dan sürgün edilmesinin ardından Avrupa’ya geçmesi ve 1884’te Paris’te Abduh ile birlikte el-Urvetü’l-vüskā gazetesini yayımlamaya başlaması, Blunt ile Efgani arasındaki temasın en sağlam zeminlerinden birini oluşturdu. Blunt, Paris’e giderek bu çevreyle temas kurdu ve el-Urvetü’l-vüskā gazetesinin basım masraflarını ve Doğu coğrafyasına gizlice dağıtımını kendi şahsi servetiyle finanse ederek yayına açık bir destek sağladı.

el-Urvetü’l-vüskā, Avrupa emperyalizmine, özellikle de İngiltere’nin Mısır’daki hâkimiyetine karşı Müslüman siyasî dayanışmasını savunan radikal bir yayın organıydı. Blunt’ın bu çevreye yakınlığı ve finanse etmesi, onun İngiliz hükümetinin Mısır politikasına yönelik eleştirisinin yalnızca teorik olmadığını gösterir. Bununla birlikte Blunt’ın bu ilişkileri, onu İngiliz siyasî çevrelerinden koparmıyordu. Aksine, Müslüman siyasî çevrelerle kurduğu bu derin bağlantılar, onun İngiliz siyasetindeki “vazgeçilmez ve özel kilit aktör” konumunu pekiştiriyordu.

Blunt’ın 1882’de yayımladığı The Future of Islam (İslam’ın Geleceği) adlı eseri bu siyasî düşüncenin daha geniş çerçevesini ortaya koyar. Blunt burada İslam dünyasının geleceğini ve Osmanlı hilafetinin durumunu ele alıyor, Osmanlı/Türk merkezli hakimiyetin son bulup Arapların İslam dünyasındaki siyasî ağırlığının artacağı bir gelecek tasarlıyordu. Mekke merkezli ve Kureyş soyundan gelen bir Arap liderin hilafet makamını üstlenmesi ihtimalini özellikle vurguluyor ve bunu stratejik açıdan önemsiyordu.

Bu düşüncenin arkasında yalnızca dinî veya tarihî bir değerlendirme bulunmuyordu. Blunt, İslam dünyasında meşruiyeti güçlü bir Arap siyasî otoritenin ortaya çıkmasının İngiltere ile Müslüman dünyası arasında yeni bir siyasî ilişki kurulmasına imkân verebileceğini düşünüyordu. Böyle bir düzen, Osmanlı merkezli siyasî yapının zayıflaması veya çökmesi karşısında İngiltere’nin bölgede yeni bir nüfuz ağı kurmasını sağlayabilirdi. İngiltere’nin Müslüman dünyadaki varlığı, doğrudan askerî işgal yerine yerel siyasî ve dinî otoritelerle kurulacak “müttefiklik” ilişkileri üzerinden devam edebilirdi.

Bu noktada Blunt’ın siyasî düşüncesinin temel özelliği netleşir: İngiltere’nin bölgedeki nüfuzunu ortadan kaldırmak değil, nüfuzun biçimini ve yöntemini değiştirmek. Askerî işgal ve doğrudan yönetim yerine yerel meşruiyetlere dayanan bir siyaset, hem Müslüman toplumların tepkisini ve direnişini azaltabilir hem de İngiltere’nin stratejik çıkarlarını koruyabilirdi. Blunt’ın Mısır ve İslam dünyasına ilişkin düşüncelerinin merkezinde bu anlayış yer alıyordu.

Cemaleddin Efgani ile ilişkisi de tam olarak bu hedef doğrultusunda gelişti. Efgani; Mısır, İran, Hindistan, Osmanlı İstanbul’u ve Avrupa’daki Müslüman çevrelerle doğrudan bağlantıları olan son derece geniş bir siyasî ve entelektüel ağa sahipti. Avrupa emperyalizmine karşı Müslümanların siyasî ve fikrî dayanışmasını savunuyor, İslam dünyasının kendi siyasî gücünü yeniden kazanması gerektiğini belirtiyordu.

Blunt açısından Efgani’nin bu konumu, onu İngiliz dış politikası için paha biçilmez bir siyasi muhatap haline getiriyordu. Blunt için Efgani, İngiliz dış politikasının tıkanıklıklarını açabilecek en anahtar “kilit isim”di; Efgani için ise Blunt, sesini emperyalizmin kalbi olan Londra’nın yönetim merkezlerine duyurabileceği en kestirme “kapı”ydı.

1885 yılının yazında Efgani’nin Londra’ya gelmesi ve yaklaşık üç ay boyunca Blunt’ın evinde misafir olması bu ilişkinin zirve noktasıdır. Blunt, Efgani’yi Londra aristokrasisi ve İngiliz siyasî karar vericileriyle buluşturdu. Efgani bu temaslar sırasında dönemin Hindistan İşleri Bakanı Lord Randolph Churchill (1849-1895, Winston Churchill’in babası), Mısır Özel Temsilcisi Sir Henry Drummond Wolff (1830-1908) ve Başbakan Lord Salisbury (1830-1903) gibi en üst düzey İngiliz devlet adamlarıyla görüşme imkânı buldu. Blunt, Efgani’nin Müslüman dünyasındaki karizmatik nüfuzundan İngiltere’nin Mısır ve Sudan krizlerinde yararlanılabileceğini düşünüyordu.

Özellikle Sudan meselesi bu diplomatik hamlenin en somut örneğidir. 1880’lerin ortasında Sudan’da patlak veren Mehdi İsyanı büyümüş ve 1885 yılında Sudanlı Mehdi’nin birlikleri Hartum’u ele geçirerek ünlü İngiliz General Charles George Gordon’u öldürmüştü. Bu olay Londra siyasetinde ve kamuoyunda büyük bir şok ve hezimet duygusu yarattı.

Blunt, İngiliz hükümetine askerî kayıplar vermek yerine alternatif bir diplomatik çözüm sundu: Efgani’nin anti-sömürgeci prestijini ve dinî otoritesini kullanarak Sudan Mehdisi ile uzlaşmak. Böylece Efgani, yalnızca Blunt’ın kişisel bir dostu olmaktan çıkıyor, İngiliz devletinin en üst düzeydeki kriz çözme mekanizmalarında masaya yatırılan alternatif bir stratejik aktör haline geliyordu.

Arap hilafeti meselesi de iki isim arasındaki bu kesişme alanlarından biridir. Blunt, Osmanlı/Türk hakimiyetine karşı Arap merkezli bir hilafet projesini gündeme getiriyordu. Bu proje, İngiltere’nin bölgede kuracağı yeni ilişkiler için stratejik bir zemin oluşturuyordu.

Efgani ise zaman zaman İngilizlerle yürüttüğü pazarlıklarda bu fikri bir siyasi manivela veya koz olarak araçsallaştırsa da, temelde Osmanlı merkezli veya daha geniş kapsamlı bir Pan-İslamist birliği gözetiyordu. Dolayısıyla Blunt’ın Arap hilafeti tasarımı ile Efgani’nin ideali birebir aynı değildi; ancak İngiliz hegemonyasına ve doğrudan işgale karşı Müslümanların siyasi meşruiyetini öne çıkarma noktasında pragmatik bir ortak zemin oluşturuyordu.

Wilfred Scawen Blunt ve Cemaleddin Efgani ilişkisinde finansman meselesi, doğrudan İngiliz devletinden alınan düzenli bir paradan ziyade operasyonel ve siyasi lojistik destek biçiminde gerçekleşmişti. En somut delil, Efgani ve Muhammed Abduh’un Paris’te çıkardığı anti-emperyalist el-Urvetü’l-vüskā gazetesinin basım, yayın ve İslam coğrafyasına gizlice dağıtım masraflarının doğrudan Blunt tarafından kendi şahsi servetiyle finanse edilmesidir.

Ayrıca Efgani’nin 1885 yılındaki üç aylık Londra konaklaması, ulaşımı ve üst düzey diplomasi trafiğinin maliyetleri yine Blunt tarafından karşılanmıştır. Resmi İngiliz devlet kademeleriyle (Lord Randolph Churchill ve Sir Henry Drummond Wolff) yürütülen pazarlıklarda ise Efgani’ye Sudan ve Mısır krizlerinde aracılık etmesi karşılığında mali ve siyasi imkanlar vaat edilmiş; ancak Efgani, para alan pasif bir piyon olmak yerine kendi siyasi ajandasını fonlatmayı amaçlayan pragmatik bir aktör gibi davranmış, şartlar uymayınca bu pazarlıklardan çekilmesini bilmiş görünmektedir.

Bu dönemde Muhammed Abduh’un konumu da söz konusu ilişkiler ağının başka bir kritik halkasını oluşturur. Abduh, Efgani’nin öğrencisi olarak yetişmiş, onunla el-Urvetü’l-vüskā gazetesini çıkarmış ve daha sonra Mısır’a dönerek dinî ve toplumsal reform düşüncesini geliştirmişti. Abduh’un sonraki dönemde Mısır Başmüftülüğü sırasında İngiltere’nin Mısır’daki Yüksek Komiseri Lord Cromer (1841-1917) ile yakın temas ve iş birliği içinde bulunması, onun çizgisinin doğrudan İngiliz politikasına kölece bağlandığı anlamına gelmez.

Ancak Müslüman reformcuların arzuladığı eğitim, hukuk ve kurumsal yenileşme hedefleri ile sömürge yönetiminin “daha düzenli, rasyonel ve yönetilebilir bir toplum oluşturma” hedefleri belirli noktalarda kesişebiliyordu. Başka bir ifadeyle; aynı reform süreci Müslüman düşünürler için bir ihya ve güçlenme aracı iken, Batılı güçler için Doğu’yu kendi idari ve hukuki sistemlerine entegre etmenin bir yöntemi haline gelebiliyordu.

Sonuç olarak, Wilfrid Scawen Blunt’ın tarihsel rolünü anlamanın en doğru yolu, onu basitçe “emperyalizme karşı çıkan bir İngiliz romantiği” ya da “İngilizlerin sinsi bir ajanı” şeklinde tek boyutlu kalıplara hapsetmemektir. Blunt, İngiliz siyasal elitine içeriden bağlı, Müslüman çevrelerle kurduğu samimi ilişkileri siyasi bir avantaja dönüştüren ve İngiltere’nin Doğu’daki çıkarlarını askeri işgaller yerine yerel meşruiyetlerle korumayı hedefleyen alternatif bir stratejistti. Cemaleddin Efgani ile kurduğu birliktelik ise Doğu’nun Batı diplomasisini kullanarak ayakta kalma çabası ile Batı’nın Doğu’yu kendi ekseninde dönüştürme ve yönetme arayışının kesiştiği, 19. yüzyılın en çok katmanlı ve öğretici tarihsel ittifaklarından biridir.

Sonuç ve Genel Değerlendirme

Wilfrid Scawen Blunt ve Cemaleddin Efgani arasında teşekkül eden bu girift münasebet, 19. ve 20. yüzyıllarda Doğu ile Batı, emperyal odak noktaları ile Doğu’daki reformist yahut muhalif aktörler arasında kurulan ne ilk ne de son temas modelidir. Nitekim benzer dinamikler, sadece İngiltere ve Mısır paranteziyle sınırlı kalmamış; Doğu Akdeniz’den Hint Alt Kıtası’na, Balkanlar’dan Mezopotamya’ya uzanan geniş bir coğrafyada farklı aktörler vasıtasıyla tezahür etmiştir. Mısır’da Lord Cromer ile Muhammed Abduh arasında kurulan kurumsal ve fıkhi reform ortaklığı; Hicaz ve Suriye hattında T. E. Lawrence ile Şerif Hüseyin / Emir Faysal arasında yürütülen jeopolitik pazarlıklar; Balkanlar’da İngiliz aristokratı Aubrey Herbert ile İsmail Kemal Bey liderliğindeki Arnavut milliyetçilerinin ittifakı ve Irak’ın kuruluş sürecinde Gertrude Bell ile Nuri Said Paşa çevresi arasında tesis edilen nüfuz dengeleri bu tipolojinin en çarpıcı tezahürleridir.

Tüm bu örneklerde ortak olan husus; Batılı tarafın doğrudan askeri işgalin getireceği maliyetler yerine “yumuşak güç”, “sistem içi reform” ve “dolaylı nüfuz” arayışında olması; Doğu tarafının ise Batılı aktörlerin sunduğu siyasi, finansal yahut diplomatik imkanları kendi bağımsızlık, ihya veya iktidar ajandaları için bir kaldıraç olarak kullanmaya çalışmasıdır.

Blunt ve Efgani ilişkisi, işte bu çok katmanlı Doğu-Batı temas ağının prototiplerinden biri olarak karşımızda durmaktadır. Dönemin şartları, güç dengeleri ve aktörlerin özgün hedefleri doğrultusunda şekillenen bu ve benzeri diğer tarihsel ittifakların/temasların mukayeseli analizleri ise müstakil ve daha derinlikli araştırmaların konusunu oluşturacak mahiyettedir.

Yorum Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir