Ahmet Cevdet Paşa’nın Kur’an’ı Kerim’in metni ile birlikte tercümesi 1928 yılında Türk Neşriyat Yurdu tarafından yayınlanmış. Yakup Döğer Bey’in Latin alfabesine çevirisiyle; okuyucunun anlama zorluğu çekeceğini düşündüğümüz kelimeleri parantez içinde sadeleştirerek yayınlıyoruz. (Bu Latin alfabesine çevirinin orijinal Osmanlıca metnine ARŞİV bölümünden ulaşabilirsiniz.) https://fikiryorum.net/arsiv/ahmet-cevdet-pasa-kuran-kerim-meali-osmanca-1/)
34- Cevdet Paşa Meali – Sebe Suresi
Mekke’de nazil olmuş 54 ayettir.
Rahmet ve inayet sahibi Allah’ın ismiyle başlarım.
1- Göklerde ve yerde her şeyin sahibi olan Allah’a hamd olsun. Ve ahirette de hamd Ona mahsustur ve O Hakim ve Habirdir.
2- Arza (yeryüzü, dünya) gireni ve ondan çıkanı ve semadan ineni ve semaya uruç (yükselme) eyleyeni bilir. O Rahim Gafurdur.
3- Kafirler, “bize kıyamet gelmez” derler. Deki: “Rabbimin hakkı için kıyamet gelecektir. Ve Allah mugayyebatı (bilinmeyen, gayb) bilir. Göklerde ve yerde bir zerre kadar ve ondan küçük veya büyük hiçbir şey Ondan gizli kalamaz. Ve cümlesi Kitab-ı Mübinde (Kur’an’ı kerim) yazılıdır.
4- İman edip salih amel işleyenleri mükafat etmek için kıyamet gelecektir. Onlara mağfiret (bağışlanma) ve kerim rızık (bol rızık) vardır.
5- Bizi kendilerine azap etmekten aciz zan ederek ayetlerimizi siayet (gıybet, dedikodu) edenlere elim ve en fena azap vardır.
6- Kendilerine ilim verilenler sana rabbin tarafından indirilen Kur’an’ın hak olduğunu ve galip ve kadir ve bizatihi hamda layık olan Allah’ın doğru yoluna götürür olduğunu bilsinler için, kıyamet gelecektir.
7- Kafirler: “Sizi çürüyüp darmadağın olduktan sonra yeniden hâlk (yaratma) olacağınızı size haber veren bir ricale (erkek) delalet edelim mi?”
8- “Allah’a yalan ile iftira eder veyahut onda divanelik (delilik) vardır” dediler. Öyle değil, belki ahirette iman etmeyenler azaba ve hidayetten uzak dalalettedirler.
9- Onlar gökten ve yerden önlerinde ve arkalarında olan şeyleri görmezler mi? Eğer istesek onları yere batırır veyahut üzerlerine semadan bir parça düşürürdük. Bunda Cenabı Hakka teslim olmuş her kul için ibret vardır.
10- Davud’a tarafımızdan fazl-u inayet (Allah’ın lütfu) ettik ve “ey dağlar ve ey kuşlar onunla beraber tespih ediniz” dedik. Ve Ona demiri yumuşattık.
11- Davud’a “geniş etkili zırhlar yap ve dokumakta bir seviye olmasına dikkat et ve iyilik işleyin. Ben işlediğiniz şeyleri görücüyüm” dedik.
12- Ve Süleyman’a sabahtan öğlene kadar bir aylık ve öğleden akşama kadar bir aylık yol giden rüzgârları musahhar (boyun eğdirme) kıldık. Ve Ona erimiş bakır menbaı (kaynak) akıttık. Ve onun önünde rabbinin izniyle çalışan cinleri de musahhar ettik. Onlardan emrimizden çıkanlara ateş azabı tattırırız.
13- Cinler Süleyman’a istediği mihrablar (makam), kâseler, büyük havuzlar gibi sahneler, dağ gibi kazanlar yaparlardı. Ey Al-i Davud! Şükür ediniz! Kullarımdan şükür edenler azdır” dedik.
14- Süleyman’a mevti (ölümü) hüküm eylediğimiz zaman, onun mevtine cinleri, ancak asasını kemiren bir ağaç kurdu delalet etti. Asa kırılıp Süleyman yere düştüğünde tebeyyün eyledi. Eğer cinler gayba vakıf olsalardı azabı şedidde (şiddetli azap) kalmazlardı.
15- Sebe Kavminin meskenlerinde (evlerinde) Cenabı Hakkın kudretine delalet eden sağ ve sol tarafta bahçe vardı. Onlara peygamberleri: “Rabbinizin rızkından ekl (yeme) edin ve O’na şükür edin. Memleketiniz güzeldir ve rabbiniz de gafurdur” dedi.
16- Onlar imandan iraz (yüz çevirme) ettiler. Biz de üzerlerine azim bir seyl (sel) gönderdik. O cennet bahçelerini acı lezzetli, çalı ve az bir ılgın ağaçları olan bahçelerle tebdil (değişme) ettik.
17- Bu suretle onları küfürlerinden dolayı ceza eyledik. Biz ancak nimete küfür edenlere mücazat (cezalandırma) eyleriz.
18- Sebe ile evvelce mübarek kıldığımız karyeler (şehir) arasını, tahir (temiz, düzgün) karyeler ile mamur kıldık. Ve onda seyr-ü seyahati (seyahat etme) taktir ettik. Orada geceler ve günlerce emin olarak gidilirdi.
19- Sebe Halkı: “Ya rabbi! Seferlerimizin, konak yerlerimizin aralarını uzaklaştır” dediler. Ve nefislerine zulüm ettiler. Biz de onları havadis (anlatı) kıldık ve darmadağın ettik. Bunda her sabır eden şükür ediciye ibret vardır.
20- İblis onlar üzerinde zannı tasdik eyledi. Müminlerden bir fırkadan başkası ona tabii oldular.
21- İblisin insanlar üzerine kudreti olmazdı. Lakin ahirete iman eden ile ondan şekde (şüphe) olanı bilelim için ona bu sultayı (baskı) verdik. Ve rabbin her şey üzerine hafızdır (koruyan).
22- Deki: Allah’tan başka ilah olduklarını zem (anma, dedi kodusunu yapma) eylediklerinizi çağırınız. Onlar gökte ve yerde bir zerre kadar şeye malik (sahip) değillerdir. Ve onların gökte ve yerde şerakitleri (ortaklık, ortaklar) yoktur. Ve Allah için onlardan bir muavin (yardımcı) ve yardımcı yoktur.
23- Allah’ın indinde (katında) şefaat ancak onun şefaat etmek veya olunmak için izin verdiğine fayda eder. Ehli mahşerin kalplerinde korku zail (yok olma) olduğundan birbirlerine: “Rabbiniz ne söyledi?” diye sorarlar. “Hak söyledi. O ali (yüce) ve büyüktür” cevabı verirler.
24- Deki: “Sizi göklerden ve yerden rızıklandıran kimdir?” Yine deki: “Allah’tır. Biz mi veya siz mi hidayette veyahut inkâr-ı dalaletteyiz (inkâr dalaleti)? Siz söyleyin.”
25- Deki: “Siz bizim cürmümüzden (suç, kabahat) sual olunmazsınız ve biz de sizin işlediklerinizden mesul olmayız.”
26- Deki: “Rabbimiz aramızı cemi (toplamak) eder ve sonra aramızı hak ile feth-ü fasıl (ayırmak) eyler. Ve O bilici ve açıcıdır.
27- Deki: “Allah’a şerik (ortak) olarak Ona ilhak (ekleme, ilave etme) eylediklerinizi bana gösteriniz. Gösteremezsiniz. O Allah galip ve kadir ve hakimdir.”
28- Biz seni bütün insanlara müjdeci ve korkutucu olarak gönderdik. Velakin ekseren nas (insanların çoğu) bunu bilmezler.
29- Kafirler: “Eğer sadık iseniz bu vaat ne vakittir?” derler.
30- De ki: “Sizin için bir miad (tanınan süre) vardır. Ondan bir saat tehir veya takdim (öne geçme) olunmazsınız.”
31- Kafirler: “Biz bu Kur’an’a ve ondan evvelki kitaplara da iman etmeyiz” dediler. Zalimleri rableri huzurunda dururken görsen. Bazısı bazısına söz söylerler. Zayıf olanları büyüklük gösterenlere: “Eğer siz olmasa idiniz, biz müminler olurduk” derler.
32- Büyükleri zayıflara: “Size hak geldikten sonra hidayetten biz mi mani ettik? Belki siz mücrimler idiniz” cevabını verirler.
33- Zayıflar büyüklere: “Belki siz gece ve gündüz mekir (tuzak) edip bizi Allah’a küfre ve Ona şerik (ortak) yapmaya sevk ve emir edersiniz” derler. Ve azabı gördükleri zaman cümlesi izhar-ı nedamet (pişmanlık gösterme) ederler. Ve biz de kafirlerin boğazlarına zincirleri takarız. Onlar cezay-ı amellerinden (amellerinin karşılığı) başka bir şeyle mi ceza olunurlar?
34- Biz bir karyeye (şehir) resul gönderdiğimizde, onun zenginleri “biz sizin irsal (gönderme) olunduğunuz şeyleri inkar ederiz” derler.
35- “Bizim malımız çok evladımız kesirdir (çok) ve biz tazib (ceza) olunacaklardan değiliz” dediler.
36- De ki: “Rabbim dilediğine rızkı yayar ve kısar. Velakin nasın (insanlar) ekserisi (çoğu) bilmezler.
37- Onlarla gözünüz aydın olan malınız ve evladınız sizi bize yakın etmez. Ancak iman eden ve salih amel işleyen bize yakın olur. Onlara işledikleri amellerinden dolayı mükafat iki kattır. Ve mahal-i mahsuslarda (kendilerine özel yerler) emin otururlar.
38- Bizi aciz edeceklerini zan ile ayetlerimizi iptale say (çaba) edenler, azaba ihzar (hazırlanma, hazır etme) olunurlar.
39- Deki: “Rabbim kullarından dilediğine rızkı yayar ve bazen de ondan kısar. Sizin infak eylediğiniz her şeyi, size iade eder. Ve O, rızık verenlerin hayırlısıdır.
40- Nas (insanlar) mahşerde toplandığı günde, meleklere Allah: “Size ibadet edenler bunlar mıdır?” der.
41- Melekler: “Ya rabbi! Seni tenziye (temizleme) eyleriz! Sen bizim velimizsin, onlar değil. Belki onlar şeytana ibadet ederlerdi. Ve ekserisi (çoğu) ona iman etmişlerdi” derler.
42- O günde bazınız bazınıza ne fayda ve ne zarara kadirsiniz. Zulüm edenlere: “Tekzib (yalanlama) eylediğiniz cehennem azabını tadınız” deriz.
43- Onlara aşikar ve vazıh (açık seçik) ayetlerimiz tilavet (okuma) olunduğunda: “Bu ancak bir adamdır. Sizi babalarınızın ibadet eylediği şeylerden çevirmek ister” derler ve: “Bu ancak Allah’a isnad (dayandırma) eylediği bir iftiradır” derler. Kafirler hak kendilerine geldiğinde, onun için “bu aşikar bir sihirdir” dediler.
44- Biz onlara okusunlar için bir kitap vermedik ve onlara senden evvel bir nezir de (uyarıcı) göndermedik.
45- Onlardan evvel olanlar da tekzib (yalanlama) ettiler. Bunlar onlara verdiklerimizin onda birine bile baliğ (erişme, ulaşma) olmadılar. Resullerimi tekzib (yalanlama) eylediler. Onlara azabım nasıl oldu?
46- De ki: “Ben ancak size bir şeyle vaaz ederim. Allah’a halis olarak buradan ikişer ikişer, teker teker kalkınız ve iyice düşününüz ki, sahibinizde divanelik (delilik) yoktur. O ancak sizin için bir nezirdir (uyarıcıdır). Sizi önünüzdeki şiddetli azaptan korkutur.”
47- De ki: “Ben sizden ücret istemedim. Ücretiniz sizin olsun. Benim ecrim (mükafat) Allah-u Tealayadır ve O her şeye şahittir.
48- De ki: “Rabbim dilediğine vahyi ilka (koyma, bırakma) eder. O gaybı bilicidir.”
49- De ki: “Hak geldi, batıl artık zuhur (ortaya çıkma) edemez ve geri de gelemez.”
50- De ki: “Eğer ben dalalette isem, dalaletim kendi nefsimedir. Eğer hidayete nail (kavuşma) olursam, o da rabbimin bana vahiy eylediği ile olur. O işitici ve yakındır.”
51- Onları mezarlarından kalkıp dehşet ve hayrete düştüklerinde görsen! Onlardan azap fevt olmaz (kalkmaz). Ve onlar yakın yerden tutulurlar.
52- Azap gelince: “İman ettik” derler. Mümkün müdür ki, bu kadar uzak yerden iman bulup alsınlar.
53- Evvelce ona küfür etmişlerdi. Uzaktan uzağa onun aleyhinde söylerlerdi.
54- Onlar ile arzu ettikleri iman ve mükafatı olan cennet arasına, evvelki benzeyenlerine yapıldığı gibi hail (engel) konuldu. Onlar baisden (yeniden dirilme) şekte (şüphe) ve inkarda idiler.
