08 Eki 26 - Per 7:00:am
Koyu Açık

Blog Post

Fikir Yorum > Fikir yorum > Ahmet Cevdet Paşa’nın Kur’an Tercümesi: 41 – Cevdet Paşa Meali – Fussilet Suresi

Ahmet Cevdet Paşa’nın Kur’an Tercümesi: 41 – Cevdet Paşa Meali – Fussilet Suresi

Ahmet Cevdet Paşa’nın Kur’an’ı Kerim’in metni ile birlikte tercümesi 1928 yılında Türk Neşriyat Yurdu tarafından yayınlanmış. Yakup Döğer Bey’in Latin alfabesine çevirisiyle; okuyucunun anlama zorluğu çekeceğini düşündüğümüz kelimeleri parantez içinde sadeleştirerek yayınlıyoruz. (Bu Latin alfabesine çevirinin orijinal Osmanlıca metnine ARŞİV bölümünden ulaşabilirsiniz.) https://fikiryorum.net/arsiv/ahmet-cevdet-pasa-kuran-kerim-meali-osmanca-1/)

41- Cevdet Paşa Meali – Fussilet Suresi

Rahmet ve inayet sahibi Allah’ın ismiyle başlarım.

1- Hükmüm ve mülküm hakkı için

2- Rahmet ve inayet (lütuf, ihsan) sahibi Allah tarafından indirilmiştir.

3- Bir kitaptır ki, ayetleri tafsil (ayrıntıları ile açıklama) olunmuş, bilen kavim için Arabi Kur’an’dır.

4- Müjdeci ve korkutucudur. Ekserisi budan yüz çevirdiler. Çünkü hakkı işitmezlerdir.

5- “Kalplerimizde ağırlık ve seninle bizim aramızda hicab (örtü, engel) vardır. Senin istediğin gibi hareket ederiz” dediler.

6- Deki: “Ben sizin gibi bir beşerim. Bana vahiy olundu ki, ilahınız bir ilahtır. Ona karşı istikamet (dosdoğru yol üzere olma) ediniz ve ona istiğfar eyleyiniz. Azab-ı şedid (şiddetli azap) o müşriklere ki”

7- “Zekatı vermezler ve ahiretlerine kafirdirler.”

8- Şunlar ki, iman edip amel-i salih (salih amel) işlediler. Onlara münteşir ecr (bol, yayılmış mükâfat) ve mükâfat vardır.

9- Deki: “Siz arzı (dünyayı) altı günde hâlk (yaratma) edene küfür eder ve ona şerik mi kılarsınız? Bu alemlerin rabbidir.”

10- Arzın üzerinde dağlar yarattı ve onu ve onu bir kitle kıldı. Yiyecek ve içeceklerini taktir etmek, sual edenler için bunların yaratılması dört günde tamam oldu.

11- Sonra semanın hâlkına (yaratmasına) geçti. Gök bir duman idi. Ona ve arza, “tav’en (isteyerek) veya kerhen (istemeyerek) olunuz” dedi. Onlar da, “muti (itaatkar) ve münkad (boyun eğme) olarak olduk” dediler.

12- Onları iki günde yedi sema olarak itmam (tamamlama) edip, her semaya vazifesini vahiy etti. Ve semay-ı dünyayı (dünya semasını) kandillerle ve şeytanlardan esbab-ı hıfz (koruma altına alma) ile tezyin (süsleme) ettik. Bu galip ve kadir bir hakimin taktiridir.

13- Eğer onlar davetine icabetten iraz (yüz çevirme) ederler ise deki: “Sizi Ad ve Semud kavimlerinin yıldırımı gibi yıldırım ile inzar (korkutma) ederim.”

14- Onlara resulleri önlerinden ve arkalarından dolaşarak, “Allah’tan başkasına ibadet etmeyiniz” dediler. Ve onlar da: “Eğer rabbimiz istese idi melaike indirirdi. Biz sizin irsal (göndermek) olunduğunuz şeyi inkar eyleriz” dediler.

15- Ad Kavmi arzda bi-gayri hak (hakkı olmadan, haksız yere) ululuk gösterip: “Bizden daha kuvvetli kim vardır?” dediler. Görmezler mi ki onları hâlk (yaratma) eden Allah onlardan daha kuvvetlidir. Ve onlarda inaden (inatla) ayetlerimizi inkar ettiler.

16- Onlara, dünyada zillet ve hakaret azabını tattırmak için nahs (uğursuzluk) günlerde üzerlerine şiddetli rüzgârı gönderdik. Ve ahiret azabı daha ziyade zelil ve hakir (değersiz, itibarsız) eder ve onlara nefret de olunmaz. (“onlara yardım da olunmaz” olmalı)

17- Semud Kavmine hidayet ettik. Onlar körlüğü hidayet üzerine tercih eylediler. Cezay-ı amelleri (amellerinin cezası) olarak onları şiddetli sayha (çığlık) azabı ahz (yakalama) ve helak etti.         

18- Ve iman edip Allah’tan ittika (korkma, sakınma) edenleri kurtardık.

19- Allah’ın düşmanları toplanıp hep birden cehenneme sevk olundukları gün.

20- Oraya vasıl olmazdan evvel dünyada işledikleri şeyler hakkında, kulakları, gözleri ve derileri aleyhinde şehadet ederler.

21- Onlar derilerine: “Ne için aleyhimizde şehadet ettiniz?” derler. Derileri de: “Her şeyi intak eden Allah, bizi söyletti ve O sizi evvel defa hâlk (yaratma) etti ve Ona rücu (dönüş) edersiniz” cevabını verirler.

22- Kulaklarınızın, gözlerinizin ve derinizin aleyhinize şehadet edeceklerini ümit etmediğinizden, onlardan gizlemediniz. Velakin zannettiniz de, işlediğiniz şeylerden bir çoğunu Allah bilmez.

23- İşte Rabbinize olan bu zannınızdır ki, sizi helak etti ve ziyan edenlerden oldunuz.

24- Eğer sabır etseler de etmeseler de, cehennem onların mekânıdır. Dünyaya avdet etseler (geri dönmek) iade olunmazlar.

25- Ve onlara karin (yakın) eylediklerimiz önlerinde ve arkalarında olan şeyleri onlara tezyin (süsleme, güzel gösterme) eylediler. Onlardan evvel geçen cin ve insten ümmetler arasında, onlara da hükmümüz hak oldu. Ve onlar ziyan edicilerden oldular.

26- Kâfirler: “Bu Kur’an’ı dinlemeyin ve onda alay edin belki galip olursunuz” dediler.

27- Kâfirlere şiddetli azabı tattırırız ve onları işlediklerinin en fenasıyla mücazat (cezalandırma) eyleriz.

28- Ve işte bu, Allah’ın düşmanlarının haremi olan cehennemdir. Orada onlar için bir ebedi ikametgah vardır. Buda ayetlerimizi inaden inkâr etmelerinin cezasıdır.

29- Kâfirler: “Ya rabbi! Cin ve insten bizi yolumuzdan şaşırtanları bize göster ki, onları cehennemin en aşağısına zindan olmaları için ayağımızın altına alalım” derler.

30- Rabbimiz Allah’tır diyen ve sonra dinde istikamet edenlere melekler nazil (inme) olup: “Korkmayın ve mahzun olmayın, size vat olunan cihetle müjdelenin.

31- “Biz hayat-ı dünyada (dünya hayatında) ve ahirette sizin dostlarınızız ve size orada nefislerinizin istediği ve her talep eylediğiniz şeyler vardır.”  

32- “Gafur, rahim olandan sadakat olarak” derler.

33- Allah’a dua eden ve amel-i saliha (salih amel) işleyip, “ben Müslümanlardanım” diyenden daha güzel sözlü kim vardır?

34- Hasene (iyilik) ile seyyie (kötülük) müsavi (eşit) olmazlar. Güzel kavil (söz, kelam) ve suretle müdafaa et. O zaman seninle onun aranda adavet (düşmanlık, husumet) olan sana acır ve senin bir dostun gibi olur.

35- Bu hasleti ancak sabır edenler ve bahtı ve nasibi pek büyük olanlar telakki ederler.

36- Şeytandan sana bir vesvese cari olursa, Allah ile istiaze (Allah’a sığınma) et. O işitir ve bilir.

37- Gece ve gündüz güneş ve ay Allah’ın kudretine delalet eden ayetlerdendir. Güneşe ve aya secde etmeyin. Onları yaratan Allah’a secde edin. Eğer Ona ibadet edenlerden iseniz.

38- Eğer müşrikler Allah’a secdeden kibir ederlerse, Allah’a zarar etmezler. Rabbin indinde (katında) olanlar Onu gecede ve gündüzde tespih ederler. Ve bundan fütur (bıkkınlık, bezginlik) getirmezler.

39- Onun ayat-ı kudretindendir ki (kudret ayetlerindendir ki), arzı sakin ve huşu görürsün. Üstüne su indirdiğimizde ihtizaz (hafif titreme) eder ve otlar bitirir. Onu ihya eden, mevtayı da diriltecektir. O her şeye kadirdir.

40- Ayetlerimizde ilhad (inkar edenler) edenler, bizden gizli olmazlar. Atılan mı yoksa yevm-ü kıyamette (kıyamet gününde) emin olarak gelen mi hayırlıdır? İstediğinizi işleyiniz. Allah işlediğinizi görücüdür.

41- Onlara geldiği zaman, Kur’an’a küfür edenler, zarar ederler. O aziz bir kitaptır ki,

42- Ona önünden ve arkasından batıl gelip tari (karanlık, bilinmeyen, meçhul) olamaz. Bi-zatihi müstahak-ı hamd (hamde layık olan) olan Hak tarafından indirilmiştir.

43- Sana söylenen şeyler, senden evvelki resullere de söylenmiştir. Rabbin mağfiret sahibi ve aynı zamanda da elim ikab (azap) sahibidir.      

44- Eğer Kur’an’ı Lisan-ı Arab’ın (Arap Lisanının) gayrı (başka) ile göndermiş olsa idik, müşrikler: “Eğer bizim lisanımızda ayetleri tafsil (açıklama) olunsa idi” derler. “Kur’an acemi lisanla ve biz Arabız ve bu nasıl olur” derlerdi. Deki: “O müminlere rehber ve hidayet ve şifadır. İman etmeyenlere ise kulaklarında sağırlık ve körlüktür. Onlar uzaktan kendilerine nida (seslenme) olunanlar gibidirler.

45- Biz Musa’ya kitabı verdik, onda ihtilaf ettiler. Eğer tehir-i azapları (azabın ertelenmesi) için hüküm sebk etmemiş (geçmemiş) olsa idi, helak edilirlerdi. Kitaptan şek ve şüphededirler.

46- Salih amel işleyen kendi nefsine işler. Fenalık eden de kendi nefsinedir.  Ve rabbin kullarına zulüm edici değildir.

47- Kıyametin vakit ve vukuunu O bilir. Meyvelerin tomurcuklarından çıkması, dişi mahlûkatın gebe olması ve hamlihi vad’ı (yükünü doğurmsı) ancak Onun ilmiyledir. Kıyamet günü: “Bana şerik (ortak) ettikleriniz nerede?” diye nida (seslenme) eder. Kâfirler: “Seni işittik! Sana muadil (denk) bir şey olduğuna şehadet edenimiz yoktur” derler.

48- Evvelce ibadet eyledikleri şeyler onlardan zayi olur. Kendileri için de halas (kurtuluş) çaresi olmadığını görürler.

49- İnsan kendine hayır dua etmekten usanmaz. Ona bir zarar isabet etse derhal ye’se (üzüntü, keder) düşer ve ümidini keser.

50- Eğer ona, o zarardan sonra tarafımızdan bir rahmet tattırırsak, “bu benim istihkakımdır (hakkımdır). Kıyametin kopacağını zannetmem. Şayet rabbe rücu (dönme) eder isem, orada da bana iyilik vardır” der. Biz kafirlere işledikleri amelden haber verir ve onlara galiz (sert, katı) azabı tattırırız.

51- Biz insana in’am (lütuf, ihsan) eder isek iraz (yüz çevirme) eder ve şükür ve duadan bir tarafa meyil eyler. Ona bir zarar temas ederse, uzun uzadıya dualara başlar.

52- Deki: “Eğer Kur’an Allah tarafından ise ve sonra siz de ona küfür etmiş iseniz, hidayetten uzak dalalette olandan daha ziyade yolunu şaşırmış kim vardır? Bana haber veriniz.

53- Biz onlara afakta (ufuklar, her taraf) ve kendi nefislerinde ayetlerimizi gösteririz ki, Kur’an’ın hak olduğu onlara tebyin (zahir olma, ortaya çıkma) ede. Sana rabbin kifayet (yeterli olma) etmez mi? O her şeyi görür.

54- Agah olun ki (haberiniz olsun ki), onlar rablerinin likasından (rablerinin kavuşacaklarından) şekdedirler. Agah olun ki, Allah her şeyi muhittir (çepeçevre kuşatandır), bilir.

Yorum Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir