19 Tem 26 - Paz 7:00:am
Koyu Açık

Blog Post

Fikir Yorum > Fikir yorum > Örgütlülük, İmtihan ve Günlük Hayattaki İslam

Örgütlülük, İmtihan ve Günlük Hayattaki İslam

Benim şahit olduğum koca bir nesli “Kur’ancılık” akımıyla yok ettiler. Hiçbir işe yaramaz avarelere dönüştürdüler. Özal’la başlayan post kapitalizmin geç kalmış Lüteryanistleri olup çıktılar.

Kamusal hayatın ideolojik bir dönüştürücü olduğunu bilmiyorlardı, balıklama daldılar: Ticari, siyasi, mesleki alanda değişip dönüştüler, Dışarda kalanları “sivil”lik kuşatacak, diğerlerine benzeyecekti!

Bir zamanlar devletin has adamları olanlar, bir zaman sonra aynı devletin teröristleri oldu. Nasıl oluyor bu? Devlet fikir değiştiriyor, eski çalıştıklarını da değiştiriyor! Özeti bu hikayenin.

Bu hal sadece birilerinin başına gelmedi, benzer işe kalkışanların hepsinin başına geldi, gelir. Bunu anlamak lazım..

Biz ne istiyoruz? İslam’ı. Neden istiyoruz? Müslüman olmak, kalmak, Müslümanca yaşamak ve ölmek için. Ahirette ebedi saadete erişmek için. Bunun için dünyada islamca yaşamak istiyoruz. İslami dünya telakkisi buradaki hayatı bir imtihan olarak gösterir. Dünyaya gönderilen her insan sınanmaktadır; herkes kendine şahitlik edecektir özetle.

İslam olmak; “yapmayın” denenleri terk etmek, “şöyle olun” denenlere uymaktır. İnsanın eylemlerinin tümü yapıp etmelerle geçer. İlişkilerle geçer: bunlar insanın Allah ile toplumla, doğayla ve kendisiyle kurduğu ilişkilerden oluşur. Bu ilişkilerde seçenekler vardır, çoğunlukla iki seçenekten birini tercihle alakalıdır. Yapma etme dediğimiz insan etkinlikleri bu çerçevede olup durur.

Burada insan ya Allah’ın kulu olur ve sadece O’na itaat eder, ya da nefsine, hevasına, toplumsal değerlere veya devlete kulluk eder. Bunun ortası olmaz. İki arada bir derede tercih yapanlar şirk koşmuş olurlar. Kişi bilir, kendi bilir, gönlü bilir. Kişi ne yapacağını ve nasıl yapacağını bilir.

Bugün (hükümran bir sistem ve geçerli kültür olarak) İslam yok. Ama biz bugündeyiz, günlük bir hayat yaşıyoruz. İslam yok diye biz bu günlük hayatta başıboş muyuz? Bu hayatı herkes gibi mi yaşayacağız?

İslam günlük hayatı düzenlemiyor mu? Burada aciz mi? Kendi tam olarak gelene kadar insanları serbest mi bıraktı? Böyle bir İslam var mı, yoksa biz mi uyduruyoruz?

İslam’ın tam olarak yaşanmasına müsaade edilmese de, otorite ve dayanağı gibi, olduğu kadarıyla günlük hayatımızı ve ilişkilerimizi düzenler. Burada ne yapmamız gerektiğini bildirir.

İslam aslında hep vardır; her şartta ve zamanda vardır. Devlet olmasa da, ümmet olmasa da, millet olmasa da vardır. Çünkü İslam yaşanmaz bir din değildir; şartlarla kaim bir din değildir. Her şartta vardır ve şartları yönetir. Çünkü her zaman ve şartta, her toplum ve mekanda/yurtta “şu helal, bu haram; şu hak, bu batıl; şöyle yapmayın kötü, böyle yapın iyi…” diye hayata, topluma ve insana müdahale eder.

Bu nedenle insanlar ayrılır, çünkü değerler ayrıştırır. Müslümanlar diğerlerinden bu nedenle, yani “hukuk” farkıyla ayrışır. İlişki biçimleriyle ayrışır. Buradaki ayrışma kavga değildir; İslami değerlerde ısrar ve sabırdır. Ötekiler savaş açana kadar bu böyle devam eder.

Müslümanlar günlük hayatlarını İslam’a göre yaşamıyor da, İslam’ı parçalı yaşıyorlarsa burada büyük bir sorun vardır: Burada İslam yoktur. Başta dediğimiz “Bugün İslam yoksa…” girişi budur. İslam yoksa bu ne demektir? Ya İslam’ın buyrukları uyulacak gibi değildir, çok zordur, insanı aşmaktadır, meleklerin işidir; ya da ortada Müslümanlar yok demektir.

Kişi kendi özelinde, mahreminde Müslüman olabilir ama İslam bununla yetinmez. Bu kişiye kamusalda, toplumsalda ne yapacağını öğretir, gösterir. Toplumsal, siyasal, ekonomik alanda; meslekte, sanatta, mimaride, kentte ve devlette de var olmak, buraları da düzelttirmek ister.

Bu işler herkesin harcı olmaz ama harcı olanlar da eksik kalmaz.

“Siz, sizden öncekiler gibi iman edip salih amel işlerseniz, Allah içinizden liderler çıkarır.”..

Kaç tane İslam var?

Hangi İslam?

Kimin, hangi mezhebin İslam’ı? Kur’ancının mı, hadisçinin mi, mezhepçinin mi, tarikatçının mı, gelenekçinin mi, modernistin mi, particinin mi, dernekçinin mi İslam’ı?

Bu sorular icattır; Müslüman’ın aklını çelmek, dininden şüpheye düşürmek içindir ve kasıtlıdır.

İslam bir tanedir. Dile, renge, cinsiyete, milliyete bakmadan esasları herkes için aynıdır. Aslın ve esasın devamı teferruattır, burası yoruma tabidir. Yorum ise kültüre, coğrafyaya, eğitime, kavrayışa, milletlere ve yaşanmışlıklara göre farklılık gösterir.

Teferruat, asla dayalı olarak yorumlanır. Burada isabet de edilir, hata da edilir.

Asıl denenler nedir? Olmazsa olmaz şartlardır, standartlardır. Şirkten kurtulmak, başka ilahları terk etmekle başlar. İtaatin yalnızca Allah’a olmasıyla devam eder. Özeti, açıkça bilinen haramların terki, açıkça bilinen farzların edası ve şüpheli şeylerden sakınmaktır. Bu esaslar, bu asıl; İslam’ı bir hayal, hülya, bir felsefe veya ilahiyat olmaktan çıkarıp gerçek yapar, hayat yapar.

Kişi hangi dili konuşuyor, hangi vatanda yaşıyor, hangi devlet altında bulunuyorsa, hangi renk ve cinsiyetteyse… Tümü bu esaslarla, şartlarla, standartla Müslüman olur. İslam burada biriciktir, bir tanedir ve herkesçe malumdur.

Esaslar nelerdir? Bunları kim söyler? Bu tamamen Allah’ın tekelindedir; insanlara, hatta peygamberlere bile bırakılmamıştır. Çünkü dinin sahibi Allah’tır.

Bugün Müslümanların en büyük ihtiyacı, küresel güç mücadelelerinin bir tarafı olmak değil; kendi ilke ve değerleriyle yeniden düşünmek, yeniden inşa olmak ve bağımsız bir ahlaki duruş geliştirmektir.

Yorum Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir