Söyleşi özeti:
Prof. Dr. N. Cihangir İslam ile yapılan bu kapsamlı söyleşi, bir hekimin mesleki kariyerinden öte, Türkiye’nin yakın tarihindeki siyasi ve toplumsal kırılmalara ayna tutan bir yaşam öyküsünü sunmaktadır. 1959 yılında Adapazarı’nda doğan İslam, dört erkek kardeşli, babasının hukukçu ve siyasetçi olduğu entelektüel bir aile ortamında büyümüştür. İlkokula erken başlamasının sosyal hayatında yarattığı bazı zorluklara rağmen, eğitim hayatını Ankara’da sürdürerek TED Ankara Koleji ve ardından Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olmuştur.
Kariyerinin ilk yıllarında Isparta’da mecburi hizmet yapan İslam, burada acil servis sorumluluğu üstlenmiş ve ortopedi alanına olan ilgisi bu dönemde şekillenmeye başlamıştır. Uzmanlık eğitimi için Ankara’ya döndüğünde, Türkiye’nin önemli omurga ve kalça cerrahisi merkezlerinden birinde Prof. Dr. Güngör Sami Çakırgül ve Rıdvan Ege gibi isimlerle çalışma fırsatı bulmuştur. Ancak akademik kariyeri, Türkiye’deki sivil toplum hareketleri ve hak arayışlarıyla iç içe geçmiştir. Mazlum Der’in 52 kurucusundan biri olması, o dönemki mevzuatın “rektör izni olmadan dernek üyesi olunamayacağı” kuralına takılmasına neden olmuş ve bu gerekçeyle Ankara Üniversitesi’nden ilk kez ihraç edilmiştir. Bu süreçte mahkeme kararıyla geri dönüp tekrar atıldığı bir hukuk mücadelesi sarmalına girmiştir.
1990’lı yılların başında üniversitelerde yaşanan başörtüsü yasakları ve toplumsal gerilimler İslam’ı derinden etkilemiştir. Bu dönemde Mehmet Bekaroğlu’nun davetiyle Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi’ne (Van Tıp) gitmeye karar vermiştir. Van yılları, İslam’ın kariyerinde bir “kurucu irade” dönemidir. Henüz hastanenin fiziksel şartlarının çok kısıtlı olduğu, yurttan bozma binalarda hizmet verildiği bu yıllarda; Fuat ve Nihat Hoca ile birlikte “üçlü çete” olarak anılan, ancak uyum içinde çalışan bir klinik kurmuşlardır. Bu ekip, Van’da o güne kadar yapılamayan büyük cerrahi müdahaleleri, omurga ameliyatlarını ve artroskopik işlemleri gerçekleştirerek bölge için önemli bir tıp merkezi inşa etmiştir. İslam, aynı zamanda bu fakültenin ilk doçenti olma ünvanını almış, ancak bu ünvanı alma süreci de dönemin ideolojik engelleriyle karşılaşmıştır.
Akademik ufkunu genişletmek amacıyla Amerika Birleşik Devletleri’ne giden İslam, Minnesota Üniversitesi ve Twin Cities Spine Center’da yaklaşık altı yıl boyunca omurga cerrahisi üzerine klinik araştırmalar ve çalışmalar yürütmüştür. Bu dönemde sadece tıbbi değil, toplumsal duyarlılığı yüksek bir eyalet olan Minnesota’da farklı popülasyonların ve azınlıkların haklarını gözlemleme şansı bulmuştur. Türkiye’ye dönüşü 2000’lerin başına, AK Parti ve Saadet Partisi’nin kuruluş sürecine denk gelmiştir. Saadet Partisi’nin kurucuları arasında yer alsa da, bürokratik engeller nedeniyle Van’daki görevine hemen dönememiş, ancak daha sonra Haydarpaşa Numune Hastanesi’nde ortopedi şefliği yaparak Türkiye’de geniş kapsamlı bir omurga merkezi kurma hayalini gerçekleştirmeye çalışmıştır.
İslam’ın hayatındaki dördüncü ve belki de en sarsıcı ihraç süreci 2017 yılında yayımlanan 686 sayılı KHK (Kanun Hükmünde Kararname) ile yaşanmıştır. “Barış İçin Akademisyenler” bildirisinin ikinci versiyonuna, üniversite özerkliğini ve ifade özgürlüğünü savunduğu için imza atması, mesleğinden bir kez daha uzaklaştırılmasına yol açmıştır. Söyleşide bu süreci “ahlaki olmayan, cıvık ve rezil bir yaklaşım” olarak tanımlayan İslam, hukuksuzluğun bir ekonomi ve mafyatik ilişkiler yarattığını savunmaktadır.
Söyleşinin son bölümlerinde İslam, derin felsefi ve hukuki analizler yapmaktadır. 28 Şubat dönemindeki baskıların bugün de benzer bir “tektipleştirme” mantığıyla devam ettiğini, sadece rolleri paylaşanların değiştiğini ifade etmektedir. Ona göre, bir müslümanın temel vasfı zulme karşı çıkmak ve adaleti tesis etmektir. Martin Luther King ve Malcolm X arasındaki yaklaşımları değerlendirerek, “Adalet tesis edilmeden gösterilen merhamet, gerçek bir merhamet değildir” vurgusu yapmaktadır. İslam, güç sahibi olunca hasmı gibi davranan anlayışı eleştirerek, hukukun herkes için eşit işlemesi gerektiğini savunmaktadır. Hayatını “tahayyül edilen dünya ile yaşanan dünya arasındaki makas” olarak özetleyen İslam, mezara kadar adalet ve hakikat arayışına devam edeceğini belirterek sözlerini noktalamaktadır.
Söyleşi erişim:
