Çöken Osmanlı’nın Gölgesinde Bir İngiliz Stratejisi: Arnavutluk’un Koparılışı
Balkanlar’ın 20. yüzyılın başındaki trajik dönüşümü, yalnızca yerel milliyetçiliklerin ve etnik çatışmaların bir sonucu değildir. Bu süreç; büyük devletlerin, özellikle de Britanya İmparatorluğu’nun ince işlenmiş diplomatik, istihbari ve psikolojik müdahaleleriyle şekillenmiştir. Bu stratejinin en somut ve tipik örneklerinden biri, Osmanlı İmparatorluğu’nun Balkanlar’daki son kalesi sayılan Arnavutluk’un koparılışında ve sonrasında yaşanan tarihsel kırılmalarda görünür.
19. yüzyılın sonundan günümüze uzanan bu hatta, İngiliz nüfuzunun “gayri-resmi temsilciler” ve “istihbari yönlendirmeler” kanalıyla yerel önderleri nasıl teşvik ettiği, provoke ettiği ve neticesinde bölgesel dengeleri kendi lehine nasıl şekillendirdiği dikkat çekici bir analiz konusudur.
1. İngiliz Aklı ve Şarkiyatçı-İstihbarat Eksenli Provokasyon: Aubrey Herbert ve İsmail Kemal Bey (1844–1919)
Berat doğumlu köklü bir Arnavut soylu aileye mensup olan İsmail Kemal Bey, Mekteb-i Sultani ve Mühendishane geleneklerinin şekillendirdiği Osmanlı idari mekanizmasında yetişmiş üst düzey bir devlet adamıdır. Yanya, Edirne, Tuna ve Gallipoli gibi kritik vilayetlerde valilik ve mutasarrıflık yapmış; Mithat Paşa çizgisinde meşrutiyetçi, reformist ve adem-i merkeziyetçi bir yönetim anlayışını savunmuştur.
II. Abdülhamid rejimine muhalefeti nedeniyle uzun yıllar sürgün ve firar hayatı yaşayan, 1908 II. Meşrutiyet sonrası Meclis-i Mebusan’da Berat Mebusu olarak görev alan İsmail Kemal Bey; İttihat ve Terakki’nin Türkçü/merkeziyetçi politikalarına karşı Arnavut özerkliğini bayraklaştırmıştır. Balkan Savaşları’nın getirdiği çöküş tablosunda, 28 Kasım 1912’de Avlonya’da Arnavutluk’un bağımsızlığını ilan ederek kurucu hükümet başkanı olmuş; ömrünün son yıllarını ise Büyük Güçler arasındaki güç mücadelesinde ülkesinin varlığını korumaya adayan trajik bir diplomat-milliyetçi olarak tamamlamıştır.
Aubrey Herbert (1880–1923): Carnarvon 4. Kontu’nun oğlu olarak dünyaya gelen Aubrey Herbert; Oxford eğitimi, Doğu dillerine hakimiyeti ve geniş Doğu Akdeniz vizyonuyla 20. yüzyıl başı İngiliz dış politikasının en sıra dışı figürlerinden biridir. İstanbul’daki İngiliz Elçiliği’nde başladığı diplomatik kariyerini, Balkanlar ve Doğu coğrafyasındaki seyahatleriyle derinleştirmiş; Osmanlı entelijansiyası, Jön Türkler ve Balkan milliyetçileriyle doğrudan ilişkiler kurmuştur. Resmi bir diplomat olmanın ötesinde, İngiliz Askeri İstihbaratına hizmet eden, Çanakkale Cephesi dâhil kritik sahalarda görev alan ve İngiltere’de “Arnavut Komitesi”ni kurarak Londra’da kamuoyu oluşturan Herbert; romantik bir Balkan sevdalısı görüntüsünün ardında, Britanya İmparatorluğu’nun bölgesel çıkarlarını gayri-resmi kanallarla yürüten kilit bir “şarkiyatçı-istihbaratçı” profil çizmektedir.
İngiliz Dışişleri Bakanlığı, Doğu Akdeniz ve Adriyatik politikalarında doğrudan bağlayıcı devlet hamleleri yapmak yerine, sivil, aristokrat ve entelektüel görünümlü aktörleri sahaya sürmeyi bir gelenek haline getirmişti. Bu geleneğin Balkanlar’daki en belirgin ismi Aubrey Herbert (1880–1923), muhatabı ise eski bir Osmanlı bürokratı ve mebusu olan İsmail Kemal Bey (1844–1919) idi.
Jön Türkler’in merkeziyetçi politikaları ve Balkan Savaşları’nın getirdiği kriz ortamında, Aubrey Herbert ve çevresindeki İngiliz ağları devreye girdi.
- Sahte Sığınak ve Destek İllüzyonu: Herbert, İngiliz Parlamentosu ve medyasında yürüttüğü lobi faaliyetleriyle İsmail Kemal Bey’e İngiliz devletinin arkasında olduğu hissini verdi. Bu durum, İsmail Kemal’i Babıali ile olan son diplomatik bağları da koparmaya ve 28 Kasım 1912’de Avlonya’da (Vlorë) bağımsızlık ilan etmeye cesaretlendirdi.
- Pan-Slavizmi Engelleme Hesabı: İngiliz devlet aklı için Arnavutluk, Sırbistan ve Karadağ üzerinden Adriyatik’e inmek isteyen Rusya’ya (Pan-Slavizm) karşı ideal bir tampon bölgeydi. İsmail Kemal Bey, samimi bir milliyetçi hisle halkını Sırp ve Yunan işgalinden korumaya çalışırken, Herbert üzerinden İngiliz çıkarlarının Adriyatik’teki koruyucusu konumuna çekildi.
- “Arnavutluk Tacı” Oyunu ve Diplomatik Boşluk: İsmail Kemal Bey, İngiltere’nin korumasını resmileştirmek adına Arnavutluk Krallık Tacı’nı Aubrey Herbert’a teklif etti. Herbert bu teklifi Londra’ya taşıdığında ise İngiliz Dışişleri, Avusturya ve İtalya ile doğrudan diplomatik krize girmemek adına teklifi reddetti. İngiltere, yerel önderi Osmanlı’dan koparma noktasında bir ivme sağlamış; ancak iş resmi hamilik ve sorumluluk almaya gelince geri çekilerek İsmail Kemal Bey’i diplomatik bir boşlukta bırakmıştır.
2. Paylaşım Savaşı, Prens Wied ve Sürgün
İngiliz ve Batılı güçlerin yönlendirmesiyle Osmanlı’dan koparılan Arnavutluk (28 Kasım 1912 Bağımsızlık İlanı), kısa sürede tam bir kaosa sürüklendi:
- Avrupalı Bir Hükümdar Dayatması (1914): 1913 Londra Konferansı’nda Büyük Güçler, İsmail Kemal Bey’in geçici hükümetini tasfiye ederek ülkenin başına Alman asilzade Prens Wilhelm zu Wied’i getirdi. 7 Mart 1914 (Prens Wied’in Gelişi ve Kaosun Başlangıcı) Yerel dinamiklerden ve toplumsal yapıdan kopuk olan bu hamle, Hacı Kamil liderliğindeki Osmanlı yanlısı ve anti-Batıcı isyanlarla sonuçlandı. Prens ancak 6 ay tahtta kalabildi.
- I. Dünya Savaşı ve İşgaller: Merkezi otoritesini yitiren Arnavutluk; İtalya, Yunanistan, Avusturya-Macaristan ve Sırp güçlerinin işgal alanına döndü. İsmail Kemal Bey ise Avrupa’da sürgün hayatı yaşarken 1919’da kuşkulu bir şekilde hayatını kaybetti.
3. İngiliz Nüfuzunun İkinci Perdesi: Lushnjà, Herbert ve Zogu
Savaş sonrasında İtalya’nın ülkeyi tamamen ilhak etme planlarına karşı 1920’de toplanan Lushnjà Kongresi ve ardından gelen Avlonya Savaşı, Arnavut ulusal bilincinin yeniden şahlanışı oldu.
Burada Aubrey Herbert bir kez daha sahneye çıktı. İngiliz Parlamentosu ve Milletler Cemiyeti nezdinde yürüttüğü temaslarla Arnavutluk’un 1920 sonunda Milletler Cemiyeti’ne kabul edilmesini sağladı. Bu hamle, İngiltere’nin İtalya ve Fransız nüfuzuna karşı Adriyatik’teki dengeleri kendi lehine tutma stratejisinin bir devamıydı.
1920’lerin çalkantılı ortamında öne çıkan Ahmet Zogu, dış güçlerin desteğini dengeleyerek 1928’de kendisini Kral Zog I ilan etti. Ancak Batılı güçlerin vesayet anlayışı ve İtalya’nın artan ekonomik baskısı, Zogu’yu zamanla Mussolini İtalya’sına bağımlı kıldı ve 1939’daki Faşist İtalyan işgaline zemin hazırladı.
4. İzolasyondan Modern Döneme: Bir Sarkaç Tarihi
Osmanlı sonrasındaki İngiliz ve Batı nüfuzunun yarattığı güvensizlik ve II. Dünya Savaşı’ndaki işgaller, Arnavutluk’ta aşırı bir reaksiyona yol açtı:
- Enver Hoca ve Reaksiyonel İzolasyon (1944–1985): Komünist lider Enver Hoca, ülkeyi önce Yugoslavya, sonra SSCB ve en son Çin ile müttefik yaptıktan sonra tüm bu Batılı ve Doğu Bloku güçleri “hain” ilan ederek dünyayla bağını kesti. 173.000’den fazla beton sığınakla (bunker) örülen bu dönem, aslında Batı’nın kışkırttığı ve müdahale ettiği çalkantılı geçmişin yol açtığı derin bir “paranoik reaksiyon”du. Ülke ekonomisini mahvetti.
- 1997 Ponzi-Piramit Kriz: Komünizmin çöküşünün ardından serbest piyasaya vahşi bir geçiş yapan ülkede saadet zincirlerinin çökmesi, devlet cephaneliklerinin yağmalandığı bir iç savaş atmosferi yarattı. Nüfusu yaklaşık 3 milyon olan ülkede yaklaşık 1,5 milyon kişinin (her iki kişiden birinin) bu sistemde parası vardı. Toplanan para 1,2 milyar doları aşıyordu (Arnavutluk’un o dönemki GSYİH’sinin yarısından fazlası). Mart 1997’de ponzi sistemi çöktü birikimlerini kaybeden halkın güneyden başlayarak ülkede çıkardığı isyanlar sonucu ordu ve polis dağılmış, yağmalanan askeri depolardan 600 binden fazla ağır silah ve mühimmatın sivillerin eline geçmesiyle Arnavutluk tamamen asayişsiz bir kaosa sürüklenmiştir.
- BM Güvenlik Konseyi Kararı: Nisan 1997’de İtalya liderliğinde, Fransa, Yunanistan, Türkiye ve diğer bazı ülkelerin katılımıyla yaklaşık 7.000 kişilik bir uluslararası insani yardım ve güvenlik gücü (Alba / Şafak Harekatı) Arnavutluk’a konuşlandırıldı. Bu güç, limanları, havaalanlarını ve ana ulaşım hatlarını emniyete alarak insani krizin derinleşmesini engelledi ve erken seçimin önünü açtı.
- Kosova Savaşı ve NATO Üyeliği (2000–Günümüz): 1999 Kosova Savaşı’nda Sırp baskısına karşı Batı blokuyla tam entegrasyona giren Arnavutluk; 2009’da NATO üyesi oldu, günümüzde ise AB katılım müzakerelerini sürdüren, Batı ittifakının Balkanlar’daki en sadık aktörlerinden biri haline geldi.
Özet Değerlendirme
Aubrey Herbert ve İsmail Kemal Bey ilişkisi özelinde başlayan süreç; küresel bir imparatorluğun gayri-resmi aktörler kanalıyla yerel önderleri kendi imparatorluklarına (Osmanlı) karşı provoke etmesi, sahte hamilik vaatleriyle yönlendirmesi ve bölgesel denge sağlandıktan sonra kaderine terk etmesi politikasının kusursuz bir özetidir.
İsmail Kemal Bey samimi bir milliyetçilik ve devlet kurma fikriyle hareket ederken, arka plandaki İngiliz nüfuz mekanizması bu hamleyi Pan-Slavizmi dizginlemek ve Adriyatik’te İngiltere lehine bir tampon alan yaratmak için kullanmıştır. Bu tarihsel miras, Arnavutluk’un 20. yüzyıl boyunca işgaller, çalkantılar, radikal izolasyonlar ve nihayetinde tam Batı entegrasyonu arasında gidip gelen kaderinin anahtarını oluşturmaktadır.
