03 Kas 26 - Sal 7:00:am
Koyu Açık

Blog Post

Fikir Yorum > Fikir yorum > İnsanlar Değişir Devletler Değişmez

İnsanlar Değişir Devletler Değişmez

Devlet bir toplumun, yaşadığı bir belde/yurt/vatan dahilinde; içerde güvenlik, huzur, adalet; dışarda savunma ve korunma için kurduğu siyasal bir organizasyondur.

İş gelir dayanır topluma. Burda toplumu toplum yapan, dağınık haldeki insanları bir araya getiren, bir arada tutan dünya görüşü, bunun kurumsallaşmış şeklidir. Özetle toplumsal ve siyasal işleri düzenleme ve denetleme için yetkilendirilmiş bürokratik bir örgüttür..

Devlet, genelde toplumun dışında ve üstünde örgütlenir. Buna sebep kan soy bağının, kabile kavim çıkarlarının üstüne çıkmak, bunlardan bağımsız bürokrasiyle yönetmektir. Devlet bu yanıyla kendi başına bir güçtür, kendisi amaçtır, din dahil her şeyden bağımsız olan bir iktidardır, ilahtır. Dünya görüşüne göre ya dinin hizmetinde, ya da dini hizmetine alan en üstün bir otoritedir.

Tarihsel süreçte adı, çapı, gücü değişse de, yapısı ve işlevi aynı kalmıştır devletin.

Burda sorun, devleti sığaya çekecek, yanlış yaptığında yakasını toplayacak, devletten bağımsız başka bir gücün olup olmadığıdır. Adalet denen de tam burda kesişir zaten. Devletin mutlak gücü ile, toplumun bu gücü sınırlayacak bilinci ve garantisinin kesiştiği yer.

Batılılar bu işi güçler ayrılığı sistemiyle çözdü. Güçler birliği tezi dayanaklı siyasal düşünceye sahip Müslümanlar henüz bu sorunu çözebilmiş değil, dolayısıyla son yüzyıllarda referanstaki ve modeldeki yapıyı bozarak tek partiler, ordu, bürokratik oligarşi, aile hanedanlığı ile götürmektedir.

Adalet denen şey yapısal garantiyle tesis edilmemişse, devletin dini adalettir propagandasıyla geçiştirilir. Çünkü devletin kendisi din olmuş, diğer dinleri din olmaktan çıkartıp inançlara dönüştürmüş, inançları garanti altına almıştır.

Devletle din öteden beri rakip iki taraftır: İkisi de aynı işi yapmak için vardır: Devletin ve dinin din olması, toplumsal işleri düzenleyip denetlemesi, herkesin uyacağı sınırları çizmesi, yargılaması nedeniyledir. Dolayısıyla iki din bir arada olmaz. Son bir kaç yüzyıllık tecrübelerde göstermiştir ki, modern devletler dinleri din olmaktan soyutlayıp inanç sistemlerine dönüştürmüş, tek kalmıştır..

Devletin, yönettiği insanlardan itaat istemesi ne kadar lazım şart ise, itaat edenlerin de itaat etmeleri için rıza göstermesi o kadar lazım şarttır. Aksi zorunlu itaat olur. Zorunlu itaatte adaletin tesisi, devlet gücünün denetlenebilmesiyle irtibatlıdır. Batı tipi devletler sınıflı topluma dayalı, sınıflar arası uzlaşmaya dayalıdır, doğu tipi devletteyse hanedanlık ya da patrimonyal yapı sürüp gelmektedir..

Devletler nasıl yönetir, rıza devşirir? Farklı inanca, milliyete, dile, renge, coğrafyalara mensup toplum, “birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için” bilincindeyse, adalet için devlete karşı verdikleri mücadele ortak çıkarlar ve beklentilerle hareket ederse dünyada değişmeyecek iktidar yoktur. (İslam’ın kendisinin adalet olduğu bahsini burada geçelim. Sahipleneni yoksa anlamı da yoktur çünkü).

Bu nedenle devletler “hepimizi” parçalamak, hepimizi kültürel ideolojik ve sosyolojik kamplara bölerek yönetmek, bunları birbirine hasım yaparak tek kalmak ister, bu bir siyasal yöntemdir. Tarihte de iyi neticeler almış değişmez bir taktiktir..

İktidarlar değişir de rejim de değişir mi?

Asıl soru budur. Darbeler, devrimler, ayaklanmalar iktidarları değiştirebilir. Demokrasilerde seçimle değiştirilir. Meselinin teorik kısmını geçelim, tecrübelerle de sabittir bu.

Lakin iş rejimi değiştirmeye gelince iş değişir.

Baskı altında tutulan, çalıştığı halde yoksullaştırılan, geleceği karanlık öfkeli insanları bir arada tutmak, herkese hitap eden bir dil kullanarak, milli hamaset yaparak, seçili zümrelerin çıkarlarını sanki herkesin çıkarıymış gibi pazarlayarak, dış güç ve parçalanma tehdidiyle korkutarak bekasını sürdüren rejimlerin değişmeyen taktikleridir bunlar.

Bu nedenle yalanları ortaya çıkartıp gerçekleri söylemek yeterlidir iktidarı (Yani devlet gücünü kullanma ve yönetme yetkisi ) değiştirmek için. Ama bu rejim değişikliği için yetmez.

İktidarı değiştirenlerin genelde değiştirdiklerinin yerine geçtiği görülmüştür. İyi de rejim değişir mi?

En basit misal ülkemizden verilebilir. “Erdoğangiller” iktidarı, kemalist iktidarı değiştirmiştir. Demokratik yollarla. Ama buradaki değişimde rejim değişmemiştir. Başkanlık sistemi denen modele geçişte rejim değişimi değildir. Cumhuriyet dönemi zaten başkanlar dönemidir. Atatürk başkandı, İnönü Menderes başkandı. Genelkurmay başkandı. Tek parti dönemleri başkanlık dönemleriydi. Son iktidar da tek parti iktidarıdır.

Buradaki değişimler iktidar değişimidir, rejim değişimi değil.

Rejim değişimi, toplumsal ve siyasal kurumların top yekün değişimidir. Hukuk sisteminin, ekonomik sistemin değişimidir. Eğitim sisteminin değişimidir..

Devlet değişir mi? Hayır. Devletler değişmez. Küçülür, büyür ama değişmez. Devletler, yönetildikleri rejimlerle anılır, bilinir. Rejimin değişmesi devleti değiştirmez. Devlet değişen bir şey değil çünkü.

Batı siyasal literatüründe devlet sabittir. İslami siyasi literatürde devlet, elden ele dolaşır ama kendisi değişmez.

Devletin değişmesine de gerek yoktur, çünkü hangi rejimle yönetilirse yönetilsin devlet hep vardır.

Burda devletten kastın “ordu, emniyet, istihbarat, maliye, yargı, hapishane” dir. Devlet işlerini bunlarla yapar. İktidarlar da devletteki bu unsurları/gücü kullanma yetkilisidir. Sorun da bu yetkinin nasıl kullanıldığıyla ilgilidir.

İslami siyasi literatürde devlet, de-ve-le harflerinden müteşekkil devle’dir. Batıda state’dir. Batıda iktidar değişir devlet sabit kalır, İslami anlayışta devlet el değiştirir ama kendisi sabit kalır.

İkisi arasındaki fark şu: Batıda sadece iktidar değişir. İslam’da, rejim değişir..

Amerika’da siyahların, kadınların, başka milletlerden ve dinlerden olanların başkan, belediye başkanı, yüksek yargıç, komutan, senatör, vekil, bakan.. olması rejimi değiştirmez.

Avrupa bu aşamaya daha yeni geçiyor.

Türkiye gibi ülkelerdeyse o görevlere siyahlar, kadınlar vs gelemez. Bu değişim farkını milli takımlarda izleyebilirsiniz..

İslamcılar, İslami siyasi literatüre yabancı kaldılar, çünkü siyasetten anladıkları şey, içinde yaşadıkları sistemi veri kabul etmeleri, burdan İslami siyasete bakıyor olmalarıdır. Yani İslami siyasetten buraya bakamıyorlar. Dolayısıyla Müslümanlar kapitalist-sosyalist-milliyetçi-muhafazakar siyasetçilik yapıyor, bunu da İslamcılık sanıyor, çünkü iktidara bu yolla geliyor, diğerlerinin yaptığını tekrarlıyor, oysa bunlar bildik modern ideolojilerdir.

Dolayısıyla İslami siyaset slogan olarak kullanılmaktadır.

Nerde müslüman millet varsa, bunlar hangi coğrafyada yaşıyorsa bakın, ne dediğim açıkça anlaşılır. Devletin dini adalettir sloganı, adalet meşveret liyakat sloganları hiç bir şey ifade etmez, çünkü bunların anlamlı olacağı İslami siyasetin kendisi yoktur.

“Başa dönersek, insanlar değişiyor ama devletler değişmiyor. Durum buysa Müslümanlar da değişiyor ama İslam değişmiyor.”

Yorum Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir