02 Kas 26 - Pts 7:00:am
Koyu Açık

Blog Post

Fikir Yorum > Muvafakat Okumaları > Muvâfakât Okumaları: Makâsıd, Şari’in Şeriat’ın Konulmasındaki Kastı: 7. Mesele

Muvâfakât Okumaları: Makâsıd, Şari’in Şeriat’ın Konulmasındaki Kastı: 7. Mesele

Şâtıbî’nin el-Muvâfakât adlı eserindeki tümevarımsal yöntem ve makasıd teorisi çerçevesinde şekillenen bu yedinci mesele, önceki altı meselede temellendirilen ilahi iradenin ve şer’i hükümlerin gayelilik ilkesiyle doğrudan bağlantılıdır.

Daha önceki meselelerde şeriatın konuluş gayesinin kulların dünya ve ahiret maslahatlarını temin etmek olduğu, bu maslahatların zarûriyyat (zorunlu ihtiyaçlar), hâciyyât (giderilmesi gereken güçlükler) ve tahsîniyyat (güzel olan davranışlar) şeklinde kategorize edildiği ve ilahi hikmetin bu düzeni mutlak bir uyum içinde kurduğu ortaya konulmuştu.

Bu yedinci meselede ise, söz konusu maslahat düzeninin hiçbir külli ya da cüzi ihlale mahal vermeyecek derecede mükemmel, kuşatıcı ve ebedi bir nizam teşkil ettiği, külli kaidelerin cüziyata indirgenmesinin onların tümel niteliğini zedelemediği vurgulanmaktadır.

Yedinci Mesele

Buraya kadar anlatılanlar neticesinde, Şâri-i Teâlâ’nın şeriatı vaz etmesindeki temel amacının dünyevi ve uhrevi maslahatların gerçekleştirilmesi olduğu açıkça ortaya çıkmıştır. Bu amaç hayata geçirilirken, ne külli ne de cüzi düzeyde herhangi bir nizam ihlaline asla imkan verilmemiştir.

Bu durum, zarûriyyat, hâciyyât ve tahsîniyyat bölümlerinin tümü için aynen geçerlidir. Eğer bu maslahatlar gerçekleştirilirken ilahi nizamda ya da ahkâmda boşluklar ve ihlaller olsaydı, o takdirde teşriin gerçek anlamda maslahat için yapılmış olduğundan söz edilemezdi. Zira böyle bir durumda onların maslahat olma vasfı, mefsedet üretme ihtimalinden daha üstün veya uygun olmazdı.

Halbuki Yüce Yaratıcı’nın bu hükümlerde gözettiği asıl maksat, onların mutlak anlamda maslahat olmalarıdır. Dolayısıyla ilahi hükümlerin bu şekilde konulmuş olması için, onların bütün mükelleflere, her türlü yükümlülüğe ve zamana hitap eden ebedi, külli ve genel vasıfta bulunması elzemdir.

Biz İslam şeriatını tetkik ettiğimizde —Allah’a hamdolsun ki— durumun tam da arz ettiğimiz bu çizgide seyrettiğini açıkça müşahede ediyoruz. Keza zarûriyyat, hâciyyât ve tahsîniyyat olmak üzere üç temel hususun da külli nitelikte oldukları ve genel anlamda hususilik barındırmadıkları; her ne kadar zaman zaman cüziyata indirgendikleri durumlar olsa da, bu durumun yine tümel bir bakış açısının sonucu olduğu ileride etraflıca açıklanacaktır.

Öte yandan, bunlar bizzat külli oldukları için doğal olarak altlarında yer alan bütün cüzileri ve fertleri kapsayacaklardır. Külli bakış açısının asıl gayesi de zatında cüzilerin doğru bir şekilde ele alınıp kuşatılmasıdır. Külli asılların cüziyata tatbik edilerek indirgenmesi, onların tümel ve külli oluş vasfına asla halel getirmez.

Bütün bu anlattıklarımız neticesinde, ilahi teşride kemale ermiş kusursuz bir nizamın mevcut olduğu net bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Teşride böyle kemale ermiş bir nizamın bulunması durumunda ise, teşriin bizatihi varlık gerekçesi ve gayesi olan maslahatların ortadan kaldırılmasını ya da işlevsiz hale getirilmesini gerektirecek herhangi bir mazeretin veya durumun varlığından söz edilemez.

Yorum Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir