Kitap özet ve kritiği:
James Barr — Çölün Efendileri: Britanya ile Amerika’nın Orta Doğu’da Hâkimiyet Mücadelesi
I. KİTABIN ÖZETİ
Kitap, II. Dünya Savaşı’nın ortalarından Britanya’nın Süveyş’in doğusundan çekildiği 1971 yılına kadar geçen süreçte, Orta Doğu’da İngiltere ile Amerika Birleşik Devletleri arasında yaşanan gizli ve açık rekabeti konu alır. Geleneksel tarih anlatıları Soğuk Savaş döneminde Anglo-Amerikan ittifakını (özel ilişkiyi) öne çıkarsa da James Barr, iki devletin Orta Doğu’da müttefikten ziyade birbirinin altını oyan iki rakip olduğunu savunur.
Giriş Bölümü
Kitap, Britanya’nın eski başbakanı Anthony Eden’ın emeklilik döneminde Enoch Powell ile 1940’ların sonunda yaptığı bir konuşmayı hatırlamasıyla başlar. Powell o dönemde Orta Doğu’daki en büyük düşmanlarının Amerikalılar olduğunu söylemiş, Eden o zaman bunu anlamamış ancak yıllar sonra hak vermiştir. Siyasi rakip Richard Crossman ve Amerikalı casus Kim Roosevelt de ABD ile Britanya’nın Orta Doğu’da sürekli bir rekabet ve çekişme içinde olduğunu vurgulamıştır. Soğuk Savaş boyunca iki müttefik arasındaki bu derin anlaşmazlıklar gizlenmeye çalışılmış, Britanya 100 milyondan fazla dosyayı gizli tutmuştur. 1942’den 1971’de Britanya’nın Körfez’den çıkışına kadar iki devlet Orta Doğu’da hep rakip olmuştur; 1953’te Musaddık’ın devrilmesine yönelik ortak girişim ise kural değil istisnadır. Britanya’nın bölgedeki ilk varlık nedeni stratejik (Avrupa-Hindistan yolu) iken, 1947’de Hindistan’ın bağımsızlığıyla bu gerekçe petrole dönüşmüştür. Petrol gelirleri ve Aramco ile Britanya şirketleri arasındaki mücadele, Washington ile Londra arasında sürekli gerilim yaratmıştır. Dışişleri Bakanı Eden, bölgedeki tehdidi “ABD’deki siyonist propagandacılar tarafından körüklenen, Arapçılık ve siyonizm gibi iki rakip güç… büyük bir milliyetçilik canlanması” olarak tanımlamıştır.
Birinci Bölüm: Belaya Doğru (1941–1948)
1. Sonun Başlangıcı: Winston Churchill, 10 Kasım 1942’de El Alameyn zaferini duyururken “Sonun başlangıcı bile değil. Sadece başlangıcın sonu” ifadesini kullanmıştır. 1940 ve 1942 arasındaki askerî felaketlerin ardından (Tobruk’un düşüşü vb.) kazanılan bu zafer, ABD ile ilişkileri ve Atlantik Bildirisi’nin getirdiği sömürge karşıtı baskıları yeniden gündeme getirmiştir. ABD’li politikacı Wendell Willkie’nin Mısır ziyareti ve Britanya yöneticileriyle (Büyükelçi Sir Miles Lampson vb.) temasları, Britanya’nın sömürge düzeninin sorgulanmasında dönüm noktası olmuştur. Lampson, Abidin Sarayı Olayı ile Mısır Kralı Faruk’a baskı yaparak hükûmet değiştirmiştir.
2. Eski Emperyalist Düzen: Willkie’nin Orta Doğu turu kapsamında Mısır, Lübnan, Filistin, Irak ve İran’ı ziyareti anlatılır. Lübnan’da de Gaulle’ün manda yönetimini bırakmak istemediği görülmüştür. Filistin’de yoksulluk ve Balfour Deklarasyonu’nun yarattığı gerilim gözlemlenmiştir. Irak’ta Nuri Said ve Britanya üslerinin durumu, İran’da ise genç Şah Pehlevi’nin durumu ele alınmıştır. Willkie ülkesine döndüğünde sömürgeciliğin sona ermesi gerektiğini savunmuş, Churchill ile ipler kopmuştur.
3. Belaya Doğru: David Ben Gurion’un Biltmore Konferansı ile siyonist politikaları sertleştirmesi ve bağımsız Yahudi devleti talebi anlatılır. Buna karşılık Irak Başbakanı Nuri Said’in Suriye, Lübnan, Filistin ve Mavera-i Ürdün’ü birleştiren “Bereketli Hilal” planı gündeme gelmiştir. Lord Moyne’un Suudi Arabistan Kralı İbn Suud ile Cidde görüşmesi gerçekleşmiş; İbn Suud, Hâşimî hanedanına karşı duyduğu güvensizlik sebebiyle Bereketli Hilal planına kesin muhalefet etmiştir.
4-7. Göz Koymak, Çetin Ceviz, “Yahudi Sorunu” ve Filistin Mücadelesi:
Filistin üzerindeki İngiliz mandasının çöküşü ele alınır. İngiltere, Arap dünyasını karşısına almamak için Yahudi göçünü sınırlandırmaya çalışırken, ABD’deki siyonist lobisi Truman hükûmetine baskı yapmıştır. ABD, İngiltere’nin Filistin politikasını sertçe eleştirirken; terör eylemleri (İrgun ve Lehi örgütlerinin King David Oteli bombalaması vb.) İngiltere’yi pes ettirmiştir. 1948’de İngiltere’nin Filistin’den çekilmesiyle ABD, İsrail’i hemen tanımış ve İngiltere bölgedeki en büyük prestij darbesini almıştır.
İkinci Bölüm: Önemli İmtiyazlar (1947–1953)
8. Aynı Sepetteki Yumurtalar: II. Dünya Savaşı sonrası harap olan Britanya ekonomisi, Orta Doğu petrolüne ve bu petrolden elde edilen sterlin gelirlerine bağımlı hale gelmiştir. Ancak İngiliz petrol şirketi AIOC (Anglo-Iranian Oil Company / Sonraki BP), İran halkı ve siyasetçileri nezdinde büyük bir nefret objesine dönüşmüştür.
9-10. Boş Arazilerde Keşif & Yarı Yarıya: Suudi Arabistan’da ABD şirketi ARAMCO’nun Suudi yönetimiyle petrol kârını %50-%50 paylaşma anlaşması yapması (Equal Profit Sharing), İngilizlerin İran’daki tekelci yapısına ağır bir darbe indirmiştir. İranlılar da aynı şartları talep etmeye başlamıştır.
11-12. Talihsiz Bir Olay & Onların Altında Olmak: İran’da Muhammed Musaddık’ın başbakan olması ve AIOC’yi millileştirmesi (1951) İngiltere’yi şok etmiştir. İngiltere askerî müdahale planlasa da Truman yönetimi buna karşı çıkmıştır. Musaddık, İngiliz ajanları ve diplomatları ülkeden kovmuştur.
13-14. Musaddık’ın Düşüşünü Planlamak & Arenadaki Adam: Eisenhower’ın ABD başkanı olmasıyla rüzgâr değişmiştir. İngiliz istihbaratı (MI6), ABD’yi (CIA) Musaddık’ın Komünizme kaydığına ikna etmiştir. Kim Roosevelt öncülüğünde yürütülen Ajax Operasyonu (1953) ile Musaddık devrilmiş ve Şah yeniden tahta geçirilmiştir. Ancak zafer İngiltere’ye yaramamış; İran petrol imtiyazı yeniden bölüştürülürken ABD şirketleri pazara ortak olmuş ve İngiliz tekeli kırılmıştır.
Üçüncü Bölüm: Süveyş’e İniş (1953–1958)
15-16. Hediye Silah & Bağdat Paktı: Mısır’da 1952 Darbesi ile iktidara gelen Cemal Abdünnasır, Arap milliyetçiliğinin bayraktarı olmuştur. İngiltere, bölgede nüfuzunu korumak için Irak, Türkiye, İran ve Pakistan ile Bağdat Paktı’nı (1955) kurmuştur. ABD bu paktı Arap dünyasını böleceği gerekçesiyle mesafeli karşılamış; Nasır ise bunu açık bir tehdit olarak görmüştür.
17-19. Açgözlülük, Abdünnasır’dan Kurtulmak & Jenkins’in Kulağı: Nasır’ın Çekoslovakya üzerinden Sovyet silahları alması ve ABD/İngiltere’nin Aswan Barajı finansmanını çekmesi üzerine Nasır, 1956’da Süveyş Kanalı’nı millileştirmiştir. İngiltere Başbakanı Anthony Eden, Nasır’ı devirmeyi takıntı haline getirmiştir.
20. Yanlış Süveyş Hesabı: İngiltere, Fransa ve İsrail ile gizli Sevres Antlaşması’nı yaparak Mısır’a ortak saldırı planlamıştır. İsrail Sina’yı işgal edecek, İngiltere ve Fransa “ara bulucu” bahanesiyle Kanal’a asker çıkaracaktır. 1956 Süveyş Krizinde plan askerî olarak işlese de siyasi olarak felaketle sonuçlanmıştır.
21-22. Başarısız Darbeler & Devrimler Yılı: ABD Başkanı Eisenhower, kendisinden gizli yapılan bu operasyona köpürmüş ve sterlin krizini tetiklemekle tehdit ederek İngiltere’yi geri çekilmeye zorlamıştır. Süveyş Fiyaskosu, Britanya’nın süper güç statüsünün bittiğini ilan etmiştir. 1958’de Irak’ta kanlı darbeyle Kral Faysal ve Nuri Said’in öldürülmesi, İngilizlerin bölgedeki en büyük kalesini de yıkmıştır.
Dördüncü Bölüm: Tutunmak (1957–1967)
23-24. Cebel’deki İsyanlar & Irak ve Kuveyt: Süveyş sonrası İngiltere, Basra Körfezi ve Umman/Yemen hattına sıkışmıştır. Umman’daki Cebel Ahdar isyanında İngiliz özel kuvvetleri (SAS) yerel sultanı korumak için devreye girmiştir. 1961’de Kuveyt bağımsızlığını ilan ettiğinde Irak lideri Kasım’ın Kuveyt’i işgal tehdidine karşı İngiltere bölgeye asker yığarak ABD’ye “hâlâ güçlüyüm” mesajı vermeye çalışmıştır.
25-26. Pandora’nın Kutusu & Gizli Savaş: Yemen’de 1962’de krallığın devrilip cumhuriyet ilan edilmesiyle iç savaş çıkmıştır. Mısır (Nasır) cumhuriyetçileri desteklerken, İngiltere ve Suudi Arabistan gizlice kralcıları desteklemiştir. İngiliz paralı askerleri ve istihbaratı Yemen’de Mısır’a karşı örtülü bir savaş yürütmüştür.
27. Bozuşma: 1967’deki Altı Gün Savaşı ile İsrail’in Arap ordularını mağlup etmesi bölge dengelerini altüst etmiştir. Aynı yıl Aden’den (Yemen) çekilmek zorunda kalan Britanya, derin ekonomik krizlerin de etkisiyle 1968’de tarihi bir karar alarak 1971 sonuna kadar “Süveyş’in Doğusundaki” tüm askerî üslerini kapatıp bölgeden çekilmiştir.
II. DEĞERLENDİRME:
1. “Çölün Efendileri” Maskesi ve Oryantalist Kibir
Kitabın adı olan “Çölün Efendileri” (Lords of the Desert), Batılı sömürgeci zihniyetin ve küstah Oryantalizminin en somut belgesidir.
“Çöl” İndirgemesi: Asırlardır köklü medeniyetlere, şehirlere, hukuk sistemlerine ve zengin bir kültürel birikime ev sahipliği yapan kadim bir coğrafyayı sırf kendi emperyalist tahakkümlerini meşrulaştırmak adına “Boş, ilkel bir çöl” olarak etiketlemek, İngiliz ve Amerikan sömürgeciliğinin tipik aşağılayıcı üslubudur.
“Efendi” Küstahlığı: Londra ve Washington’ın karanlık odalarında oturup haritalar üzerinde çizim yapan casuslar, askerler ve lobi şirketleri kendilerini bu toprakların “efendisi” olarak görmüştür. Ancak tarih ispat etmiştir ki bu aktörler coğrafyanın “efendisi” değil; petrolü çalmak, halkları kışkırtmak, darbe tezgâhlamak ve kan dökmekten başka hiçbir mirası olmayan kiralık korsanları ve yağmacılarıdır. Kitabın adı, bu kibirli sömürgeci yanılsamayı ifşa etmesi bakımından çarpıcıdır.
2. Batılıların Açgözlü ve Kanlı Sömürgeciliğinin Deşifresi
James Barr’ın eseri, Soğuk Savaş dönemindeki “demokrasi, özgürlük ve insan hakları” söylemlerinin ardındaki Batılı barbarlığı gözler önüne sermektedir:
İğrenç Petrol Açgözlülüğü: İngiltere ile Amerika arasındaki çatışmanın temeli insani bir kaygı değil, doğrudan doğruya yeraltı zenginliklerini gasp etme yarışıdır. Sterlin bölgesini ayakta tutmak için İran petrolünü çalan Britanya (AIOC/BP) ile İbn Suud’un cehaletinden faydalanıp petrol kaynaklarına el koyan ABD (ARAMCO), aynı açgözlü sömürgeci madalyonun iki yüzüdür.
Milli İradelere Katliam ve Darbe Suikastı: Musaddık’ın İran petrolünü millileştirerek kendi halkının refahı için kullanma iradesi, Batı’nın sömürgeci barbarlığıyla ezilmiştir. 1953 Ajax Operasyonu, ABD ve İngiltere’nin “hukuk” ve “serbest piyasa” palavrasının, kendi çıkarları tehlikeye girdiği an nasıl kanlı bir darbe çetesine dönüştüğünü göstermiştir.
Böl-Yönet ve Terör Tohumları: Britanya’nın Filistin’den çekilirken bıraktığı kanlı miras, İsrail’in işgalci politikalarının önünü açması ve Suud-Hâşimî rekabetini kışkırtması, Batı’nın klasik “böl, parçala, yönet” (divide et impera) stratejisidir. 1956 Süveyş Saldırısı ise İngiltere, Fransa ve İsrail’in korsan devlet gibi birleşerek Mısır’a saldırdığı, sömürgeciliğin en küstah askerî cinnet anıdır.
3. Coğrafyanın Gerçek Sahiplerini Yok Sayma
James Barr’ın anlatısı, arşiv belgelerine dayanması bakımından güçlü görünse de Batı-merkezci ve sömürgeci perspektifi aynen devralmaktadır:
Kitap boyunca Arap, İran veya Türk halkları kendi kaderlerini tayin eden özgür özneler olarak değil; İngiliz diplomatların ve Amerikalı casusların hamle yaptığı satranç tahtasındaki pasif piyonlar olarak resmedilmiştir.
İki açgözlü emperyalist gücün kendi arasındaki kavga anlatılırken, bu kavganın sonucunda açlığa, iç savaşlara, darbelere ve yoksulluğa mahkûm edilen milyonlarca insanın çektiği acılar görmezden gelinmiştir.
SONUÇ
Çölün Efendileri, özünde İngiltere ve ABD’nin Orta Doğu’da yürüttüğü kirli, kanlı ve açgözlü sömürgecilik yarışının bir otopsisidir. Batı’nın “medeniyet getirme” ve “özgürleştirme” yalanlarının altında yatan tek gerçek; petrolü gasp etme arzusu ve işbirlikçi rejimler üzerinden kurulan sömürü çarkıdır. Coğrafya, bu “sahte efendileri” zamanla söküp atmış; geriye ise Batı’nın sömürgeci hırsından kaynaklanan derin enkaz, geride bıraktıkları işbirlikçileri ve bitmeyen krizler kalmıştır.
