07 Haz 26 - Paz 7:00:am
Koyu Açık

Blog Post

Fikir Yorum > Fikir yorum > Enayi Huzuru!

Enayi Huzuru!

Dünyanın en pahalı şeyi petrol değildir.

Altın da değildir.

Hatta zaman hiç değildir.

Dünyanın en pahalı şeyi vicdandır.

Çünkü bir toplum vicdanını kaybettiğinde bunu fark etmez. İnsan önce malını kaybettiğini anlar, sağlığını kaybettiğini hisseder, özgürlüğünü kaybettiğinde öfkelenir. Ama vicdanını kaybettiğinde çoğu zaman kendini huzurlu zanneder.

İşte buna “Enayi Huzuru” diyorum.

Hakikatin yükünden kaçmak için insanın kendisine ördüğü yumuşak bir kafes…

Dışarıdan bakıldığında sakin görünen ama içten içe çürüyen bir ruh hali…

Bugün İslam dünyası böyle bir huzurun içinde yaşıyor.

Televizyon ekranında parçalanmış bir çocuk bedeni beliriyor.

Kanal değiştiriyoruz.

Telefon ekranında yıkılmış bir şehir akıyor önümüzden.

Parmağımızı yukarı kaydırıyoruz.

Bir annenin çığlığı duyuluyor.

Sesini kısıyoruz.

Sonra kahvemizi yudumluyor, hafta sonu planlarımızı konuşuyor, indirimleri takip ediyor ve hayatımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Çünkü hayat devam ediyor.

Öyle değil mi?

Tam da burada başlıyor enayi huzuru.

İnsanlığın en büyük becerilerinden biri unutmaksa, çağımızın en büyük hastalığı da alışmaktır.

Eskiden zulüm insanları ayağa kaldırırdı.

Şimdi birkaç dakika meşgul ediyor.

Eskiden bir şehir düştüğünde ümmet sarsılırdı.

Bugün bir şehir düşüyor, birkaç saat sonra aynı insanlar yeni çıkan telefon modelini, araç modelini tartışıyor.

Bir çocuk açlıktan ölüyor.

Bir başka çocuk bombardımanda parçalanıyor.

Bir anne enkazın başında ağlıyor.

Ve bütün bunlar birkaç saniyelik videolara dönüşüyor.

Sonra algoritma yeni içerikleri önümüze sürüyor.

Bir ölüm.

Bir yemek tarifi.

Bir katliam.

Bir komedi videosu.

Bir ağıt.

Bir reklam.

İnsan zihni artık trajedi ile eğlence arasındaki farkı bile hissedemeyecek kadar uyuşturulmuş durumda.

Modern çağın en büyük başarısı insanı öldürmek olmadı.

Onu duyarsızlaştırmak oldu.

Çünkü insanlar ölürken bile itiraz edebilir.

Duyarsızlar etmez.

Gazze yanıyor.

Lübnan yıkılıyor.

İran yakılıyor.

Yemen sessizce kan kaybediyor.

Sudan unutulmuş bir yaraya dönüşmüş durumda.

Doğu Türkistan dünyanın kör noktasında tutuluyor.

Keşmir yıllardır görünmez bir kafesin içinde nefes almaya çalışıyor.

Ama asıl soru şu değil:

“Neden bunlar yaşanıyor?”

Asıl soru şu:

“Neden bütün bunlara rağmen hiçbir şey olmamış gibi yaşayabiliyoruz?”

İşte aynanın karşısında durmamız gereken yer burasıdır.

Çünkü zalimlerin ne yapacağını biliyoruz.

Tarih boyunca değişmediler.

Firavunlar değişmedi.

Nemrutlar değişmedi.

Siyonistler değişmedi.

İşgalciler değişmedi.

Sömürgeciler değişmedi.

Değişen şey mazlumlar da değil, seyirciler oldu.

Eskiden insanlar zulmün karşısında korkarlardı.

Şimdi onunla yaşamayı öğreniyorlar.

Bu daha korkunç.

Bir felaketin yaşanması korkutucudur.

Ama onun normalleşmesi dehşet vericidir.

Bugün birçok insan kendisini iyi biri sanıyor.

Çünkü kimseye kötülük yapmıyor.

Oysa mesele artık kötülük yapmak değil.

Mesele kötülüğün ortasında konforlu kalabilmek.

Bir ev düşünün.

Temelleri yanıyor.

Duvarları çatlıyor.

Çatısı çöküyor.

Ama salonun köşesinde oturan insanlar televizyon izlemeye devam ediyor.

Çünkü henüz alevler koltuklarına ulaşmadı.

İslam dünyasının önemli bir kısmı bugün tam olarak böyle yaşıyor.

Acıyı görüyor.

Ama ona dokunmuyor.

Hakikati biliyor.

Ama onunla yüzleşmiyor.

Sorumluluğu hissediyor.

Ama hareket etmiyor.

Sonra da buna hikmet, denge, gerçekçilik ya da olgunluk adını veriyor.

Hayır.

Bunun adı çoğu zaman korkudur.

Konfor bağımlılığıdır.

Ve bazen de enayi huzurudur.

Çünkü insanın kendisini kandırması kadar kolay bir şey yoktur.

Vicdan sustuğunda yerine gerekçeler konuşmaya başlar.

“Herkes böyle.”

“Ben ne yapabilirim ki?”

“Bu işler çok karmaşık.”

“Dua ediyoruz.”

“Bizim elimizden bir şey gelmez.”

Tarih boyunca bütün çöküşler bu cümlelerle başlamıştır.

Hiçbir medeniyet bir gecede yıkılmaz.

Önce vicdanı aşınır.

Sonra dili bozulur.

Sonra acıya alışır.

Sonra zulüm sıradanlaşır.

En sonunda da yıkıldığını fark etmeyecek kadar uyuşur.

Belki de bugün yaşadığımız şey tam olarak budur.

Bir askeri işgal değil.

Bir bilinç işgali.

Bir toprak kaybı değil.

Bir vicdan kaybı.

Bir ekonomik kriz değil.

Bir ahlak krizi.

Çünkü insanın kaybettiği ilk şey duyarlılığıdır.

Geri kalan her şey sonra gelir.

Enayi huzuru tam da burada ortaya çıkar.

İnsan, zincirlerini özgürlük sanmaya başlar.

Sessizliğini bilgelik.

Korkusunu akıl.

Teslimiyetini olgunluk.

İlgisizliğini tarafsızlık.

Ve vicdansızlığını normal hayat olarak görür.

Oysa hakikat rahatsız eder.

Hakikat insanın uykusunu kaçırır.

Hakikat insanın boğazında düğümlenir.

Hakikat bazen sofradaki lokmayı büyütür.

Bazen aynaya bakmayı zorlaştırır.

Çünkü hakikat, insanın konforuna değil vicdanına seslenir.

Bugün milyonlarca insanın kaybettiği şey tam da budur.

Rahatsız olabilme yeteneği.

Ve rahatsız olmayan insan tehlikelidir.

Çünkü o artık her şeye alışabilir.

Bir çocuğun ölümüne.

Bir şehrin yıkılışına.

Bir halkın sürgününe.

Bir milletin sessizce yok oluşuna.

Her şeye.

Tarih kitapları zalimleri yazar.

Ama medeniyetleri aslında sessiz kalanlar çökertir.

Çünkü kötülük çoğu zaman gücünü kötülerden değil, iyilerin suskunluğundan alır.

Belki de bu yüzden çağımızın en büyük sorunu zalimlerin çokluğu değildir.

Vicdan sahiplerinin azlığı da değildir.

Sorun, vicdan sahibi olduğunu düşünen insanların büyük bölümünün vicdanlarını konforla takas etmiş olmasıdır.

Ve belki de çağın en büyük felaketi zulmün varlığı değil, insanların ona alışmış olmasıdır.

Çünkü alışan insan artık mücadele etmez.

Artık direnmez.

Artık öfkelenmez.

Sadece yaşamaya devam eder.

Sabah kalkar.

İşe gider.

Ekranı kaydırır.

Kahvesini içer.

Haberleri tüketir.

Ölümleri izler.

Sonra uyur.

Ve ertesi gün aynı döngü yeniden başlar.

Belki de bir gün tarih bizim hakkımızda şunu yazacak:

“Onlar kötü insanlar değildi. Hatta çoğu kendisini iyi sanıyordu. Fakat dünyanın yanışını seyretmeyi hayatın normal akışı zannettiler.”

İşte o zaman anlayacağız.

En büyük trajedi bazen bombaların altında ölmek değildir.

Bazen en büyük trajedi, bombaların sesine alışıp huzur içinde uyuyabilmektir.

Ve ENAYİ HUZURU, insanın vicdanını kaybettikten sonra kendisine verdiği en tehlikeli ödüldür.

Yorum Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir