İkinci Mesele: Butlan (Batıl)
Butlan (batıl olma), fıkıh usulünde “sıhhat” (geçerlilik) kavramının zıddıdır. Butlanın dünyevi ve uhrevi (ahiret) olmak üzere iki temel manası vardır:
a) İşlenilen Amel Üzerine Dünyada Neticelerinin Terettüp Etmemesi
Bu boyutta bir amelin batıl olması, o amelin dünyadaki hukuki ve dini sonuçlarını doğurmaması, yani geçersiz sayılması demektir. İbadetler ve muamelat (hukuki/ticari işlemler) olarak ikiye ayrılır:
1. İbadetler Açısından Butlan
İbadetlerin batıl olması, şer’i hükümlere (Şari’in kastına) aykırılık durumunda gerçekleşir. Bu aykırılık iki şekilde ortaya çıkar:
- İbadetin Özündeki (Zatındaki) Eksiklik: İbadetin temel rükünlerinde meydana gelen kusurlardır. Örneğin: Niyetsiz, rükusuz veya secdesiz kılınan namaz doğrudan batıldır.
- İbadetin Dışındaki Bir Vasıftan (Nitelikten) Kaynaklanan Aykırılık: İbadetin aslıyla ilgili olmayan dış etkenlerdir. Örneğin: Gasbedilmiş bir arazide namaz kılmak. Bu durumda fıkıhçılar ikiye ayrılmıştır:
- Birinci görüş: Yasak namazın özüne değil, araziye yöneliktir. Dolayısıyla namaz şer’an sahihtir (geçerlidir).
- İkinci görüş: Namaz haram bir vasıfla bütünleştiği için Şari’in amacına aykırıdır ve batıldır.
2. Muamelat (Hukuki ve Ticari İşlemler) Açısından Butlan
Muamelatta bir işlemin batıl olması; mülkiyetin geçmesi veya helallik gibi o işlemden beklenen şer’i ve dünyevi faydaların doğmaması anlamına gelir. Muamelat, kulların dünyevi maslahatlarını (menfaatlerini) korumak için konulmuştur ve iki açıdan ele alınır:
- Şer’i Bir Emir/İzin Olması Açısından: Bir grup hukukçu muamelatı da ibadetler gibi (taabbudi) görerek emir ve yasaklara olan her muhalefeti mutlak butlan sebebi saymıştır. Onlara göre gayrimeşru olan her şey batıldır.
- Kulların Maslahatına yönelik Olması Açısından: İkinci grup hukukçu ise amelin batıllığını gerektiren sebebin telafi edilip edilemeyeceğine bakar:
- Telafisi imkansız ise: Amel kökten batıldır (Allah bir şeyi yasaklamışsa orada kul için maslahat yoktur).
- Telafisi mümkün ise: Amel hemen batıl sayılmaz, düzeltilmesine imkan tanınır.
Telafi Edilebilir/Düzeltilebilir Sözleşme Örnekleri:
- Müdebber köle satışı (İmam Malik): Ölümden sonra azat edilecek kölenin satışı yasaktır; ancak alıcı köleyi azat ederse şer’i amaç gerçekleştiği için akit geçerli kalır.
- Gasbedilen malın satışı: Mal sahibinin sonradan izin (icazet) vermesiyle akit geçerli olur.
- Şartlı alışverişler: Sözleşmeyi bozan geçersiz bir şart, taraflarca kaldırılırsa akit geçerli hale gelir.
- Hanefilerin Yaklaşımı: Hanefiler (Berire hadisinden yola çıkarak) şigar nikahı veya faizli/fasid akitlerde, fesat çıkaran unsur ortadan kaldırıldığında akdin başlangıcından itibaren veya o andan itibaren sahih (geçerli) bir hal alacağını kabul ederler. Bu yaklaşım, kulun maslahatını ön planda tutar.
‘Batıl’ Kelimesinin İkinci Manası
Bu boyutta butlan, işlenilen amelin ahirette netice doğurmaması, yani sevap kazandırmaması anlamına gelir. Hem ibadetlerde hem muamelatta görülür:
1. İbadetler Açısından
İbadetler dünyevi şartları yerine getirilmediği için sevapsız kalabileceği gibi, dünyevi açıdan geçerli (sahih) olduğu halde ahiret boyutu itibarıyla batıl (sevapsız) olabilir:
- Hem dünyada hem ahirette batıl: İnsanlara gösteriş (riya) için yapılan ibadetlerdir (Bakara 264, Zümer 65).
- Dünyada sahih, ahirette batıl: Sadaka verip arkasından başa kakan ve eziyet edenlerin durumudur. Şeklen ibadet tamamdır ancak sevabı yok edilmiştir. Hz. Aişe’nin, tövbe etmezse cihadının iptal olacağını söylediği Zeyd b. Erkam hadisi de buna delildir.
2. Muamelat Açısından
Muamelat da iki şekilde ahirette neticesiz (batıl) kalır:
- Şer’an zaten feshedilmiş (geçersiz) olan akitler.
- Sırf şahsi arzu ve heveslerle, Allah’ın emri hiç düşünülmeden yapılan ameller. Örneğin; bir kimsenin dini bir niyet taşımadan, tamamen rastlantısal olarak dine uygun şekilde yemesi, içmesi veya ticaret yapması. Bu ameller dünyevi sonuçlarını doğurur ancak ameller niyetlere göre olduğu için ahirette bir sevap kazandırmaz.
Sonuç olarak; Allah rızası gözetilmeden, sırf nefsi arzularla yapılan ameller dünya hayatının bitmesiyle yok olur ve ahiret adına batıl kalır (Kehf 109, Şura 20, Ahkaf 20). Bu yüzden dünyevi işlerinin ahirette de karşılık bulmasını isteyen salih kimseler, muamelat (ticari/günlük) işlerine dahi her zaman salih bir niyet ve bilinç (kasıt) eklemeye büyük özen göstermişlerdir.
