23 Tem 26 - Per 7:00:am
Koyu Açık

Blog Post

Fikir Yorum > Fikir yorum > “NATO” Demokrasi Ambalajlı Sömürge Gücü

“NATO” Demokrasi Ambalajlı Sömürge Gücü

Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO), modern tarihin en uzun soluklu askeri-siyasi ittifaklarından biri olarak lanse edilse de, kuruluşundan bugüne kadar izlediği politikalarla Müslüman dünyası nezdinde meşruiyetini yitirmiş bir yapıdır. 4 Nisan 1949 tarihinde Washington’da 12 kurucu ülke tarafından imzalanarak hayata geçen bu pakt, o günden bugüne küresel emperyalizmin bir sopası gibi hareket etmiştir.

Soğuk Savaş ve NATO’nun İdeolojik Temelleri

II. Dünya Savaşı sonrasında harap olmuş Avrupa’da yükselen Sovyet tehdidine karşı kurulan NATO, liberal kapitalist pazar ekonomisinin güvenliğini sağlayan bir “silahlı aparat” işlevi görmüştür. “Uluslararası barışın ve demokrasinin koruyucusu” yalanıyla ambalajlanan bu örgüt, gerçekte ABD’nin küresel hegemonyasını pekiştiren bir araçtan başka bir şey değildir. Soğuk Savaş süresince izlenen “Çevreleme Politikası” kapsamında kurulan ittifak halkalarından biri olan NATO, Kuzey Atlantik ve Avrupa hattında işlev görürken, Türkiye bu zincirin en kritik eklemlerinden biri olmuştur.

Türkiye’nin NATO Üyelik Süreci Kanla Ödenen Vize

Türkiye’nin 18 Şubat 1952 tarihinde NATO’ya katılması, Türk dış politikasının en radikal ve tartışmalı dönüm noktalarından biridir. Stalin’in tehditkar talepleri karşısında yalnızlaşan Türkiye, güvenlik arayışıyla Washington’un kucağına itilmiştir. Çok partili hayata geçişle iktidara gelen Demokrat Parti, kalkınmayı Amerikan hibelerine bağlayarak ülkeyi Atlantik’in en ucuz asker deposu haline getirmiştir. Kore Savaşı’nda 700’den fazla Türk gencinin kanının Amerikan çıkarları uğruna pazarlanmasıyla NATO’ya üye olan Türkiye, İncirlik başta olmak üzere vatan topraklarını Amerikan üsleriyle donatmış ve Türk ordusunu Pentagon’a bağımlı kılmıştır.

  Yönetim ve Askeri Güçteki Amerikan Hegemonyası

NATO’nun yönetim ve komuta yapısı, ABD’nin ittifak üzerindeki sarsılmaz hegemonyasını gözler önüne sermektedir. En yüksek siyasi karar organı olan Kuzey Atlantik Konseyi’ndeki “Oy Birliği” ilkesi demokratik bir maske gibi görünse de, fiiliyat ABD’nin iradesinin hakimiyetine dayalıdır. Müttefik Harekât Komutanlığı’nın (ACO) başındaki komutanın geleneksel olarak her zaman bir Amerikalı general olması, ittifakın askeri kanadının kimin emrinde olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

  İttifakın Ekonomi Politiği ve Bütçe

NATO’nun finansal yapısı, siyasi nüfuz kavgalarını ve yük paylaşımı tartışmalarını beraberinde getirmektedir. Ortak bütçeye katkı payları GSYİH büyüklüklerine göre hesaplansa da, ittifakın asıl finansal gücü üye ülkelerin ulusal savunma bütçelerinden kaynaklanmaktadır. 2014 Galler Zirvesi’nde alınan kararla savunma harcamalarının GSYİH’nin en az %2’sine çıkarılması hedefi konulsa da, bu devasa harcamanın büyük çoğunluğunu ABD üstlenmektedir.

Düşman Tanımının Değişimi İslamofobik Politikalar

NATO’nun tehdit algısı, küresel kapitalist nizamın çıkarlarına göre sürekli olarak evrilmiştir. Soğuk Savaş döneminde net bir düşman olan komünizme karşı din ve geleneksel değerler bir araç olarak kullanılırken, 11 Eylül saldırıları sonrası bu dinî gruplar “köktendinci terör” olarak revize edilmiş ve İslam coğrafyası güvenlikleştirilen bir saha haline getirilmiştir. Bu politikalar, NATO’nun “Yeşil Tehdit” ve dini ötekileştirme yaklaşımını açıkça sergilemektedir.

  TÜRKİYE-NATO İlişkilerinde Krizler

Türkiye’nin NATO müttefikleriyle ilişkileri hiçbir zaman pürüzsüz olmamış, millî güvenlik öncelikleri ile Atlantik merkezli stratejiler sıklıkla çatışmıştır. 1964 Johnson Mektubu Krizi, 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sonrası uygulanan ambargolar, terörle mücadelede YPG/PKK’ya verilen destek, S-400 krizi ve F-35 programından çıkarılma gibi olaylar, Türkiye nezdinde NATO’nun güvenlik garantisinin ve müttefiklik ruhunun sorgulanmasına yol açmıştır.

  İslam Coğrafyasında NATO algısı ve NATO’nun Geleceği

NATO’nun Müslüman dünya ile ilişkileri, derin güvensizlik ve eleştirilerle doludur. Afganistan ve Libya’daki müdahalelerin yol açtığı sivil kayıplar ve yıkım, İsrail’in Filistin’deki işgaline sunulan koşulsuz destek, NATO’nun “insan hakları ve hukuk” söylemlerinin inandırıcılığını yok etmiştir. Geleceğe dair senaryolarda ise Müslüman devletlerin denge politikaları izlemesi, yerel güvenlik mimarisinin öne çıkması veya çatışmacı bloklaşmaların yaşanması ihtimalleri üzerinde durulmaktadır.

 Batılı Sömürge Gücünün Aracı NATO

Özetle, 1949 yılında komünizme karşı kurulan NATO, 75 yılı aşkın süredir barışı sağlayan bir güvenlik kalkanı değil, Amerikan hegemonyasını ve küresel kapitalist sömürüyü koruyan silahlı bir aygıttır. Türkiye, 1952’den beri hizmet ettiği bu yapıdan yalnızca ihanet, ambargo ve terör desteği görmüştür. Türkiye’nin egemenliğini korumasının tek yolu, Batı’nın bu sömürgeci prangasından sıyrılarak kendi güvenlik hattını inşa etmesidir.  İslam coğrafyasını kana bulayan ve baskılayan bu Batı prangasını sorgulamak, bu konuda farkındalık oluşturmak önemlidir. Yönetimdeki mandacı kafaların ve onların güvenlik politikalarının İslam coğrafyasını ne hale getirdikleri unutulmamalıdır.

Yorum Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir