ÖZGÜRLÜK DİRENİŞLE GELECEK
VI. BÖLÜM
Örgütlü Ümmet: Dağınık Tepkiden Kurucu Güce
Müslümanlar uzun zamandır tepki veriyor.
Fakat tarih, yalnızca tepki verenlerle değil; inşa edenlerle yazılıyor.
Bir zulüm gerçekleştiğinde meydanlar doluyor.
Sosyal medya hareketleniyor.
Boykot çağrıları yapılıyor.
Dualar ediliyor.
Yardımlar toplanıyor.
Bütün bunlar kıymetlidir.
Ancak bunlar tek başına ümmeti ayağa kaldırmaya yetmez.
Çünkü ümmet, anlık heyecanlarla değil, sürekli inşa faaliyetleriyle yeniden kurulur.
Bugün İslam dünyasının en büyük ihtiyaçlarından biri, duygusal reflekslerden kurumsal dirilişe geçebilmektir.
Kur’an’ın ilk nesline baktığımızda bunu açıkça görürüz.
Mekke’de henüz bir devlet yoktu.
Bir ordu yoktu.
Bir ekonomi yoktu.
Bir siyasal güç de yoktu.
Fakat bir şey vardı ki her şeyi değiştirdi.
Kur’an’ın inşa ettiği insan.
Peygamber Efendimiz (sav), önce insanı inşa etti.
İnsan değişince aile değişti.
Aile değişince toplum değişti.
Toplum değişince tarih değişti.
İşte bugün bizim de yeniden başlamamız gereken yer burasıdır!
Sorunumuz yalnızca siyasi değildir.
Çünkü siyaseti üreten de insandır.
Ekonomiyi kuran da insandır.
Medyayı oluşturan da insandır.
Eğitimi şekillendiren de insandır.
İnsan değişmeden kurumlar değişmez.
Kurumlar değişmeden medeniyet kurulmaz.
Bugün ümmet, birbirinden kopuk milyonlarca iyi insanın toplamı hâline gelmiştir.
Oysa Kur’an, birbirini tamamlayan bir ümmet inşa eder.
Her mümin tek başına kıymetlidir.
Fakat ümmet, fertlerin toplamından daha büyük bir hakikattir!
Nasıl ki namaz saf hâlinde daha güçlü bir anlam kazanıyorsa…
Nasıl ki hac, milyonların aynı kıbleye yönelmesiyle ümmet şuurunu diri tutuyorsa…
Hayatın bütün alanlarında da aynı birlik ruhuna ihtiyaç vardır.
Bugün en büyük eksikliklerimizden biri, ortak hedefler etrafında uzun vadeli kurumlar inşa edecek bir irade ortaya koyamayışımızdır!
Bir nesli yetiştirecek okullar…
Düşünce üretecek enstitüler…
Hakikati savunacak medya kuruluşları…
Mazlumu destekleyecek ekonomik dayanışma ağları…
Bilimi ümmetin hizmetine sunacak araştırma merkezleri…
Adalet merkezli hukuk çalışmaları…
Ve bütün bunları birbirine bağlayan tevhidi ve ahlaki bir bilinç…
İşte ümmet ancak böyle ayağa kalkabilir!
Kur’an’ın istediği ümmet yalnızca ibadet eden bir topluluk değildir.
Kur’an’ın istediği ümmet, yeryüzüne şahitlik eden bir topluluktur.
Şahitlik ise yalnızca konuşmak değildir.
Şahitlik, hayatın her alanında hakikati görünür kılmaktır!
Eğer çocuklarımızı başkalarının medeniyet tasavvuruyla yetiştiriyor,
ekonomimizi başkalarının değerleri üzerine kuruyor,
hukukumuzu yalnızca güç dengelerine göre şekillendiriyor,
medyamızı hakikatten çok algoritmalara teslim ediyor,
kültürümüzü tüketim alışkanlıkları belirliyorsa,
o zaman yalnızca siyasal bağımsızlık yetmez.
Çünkü zihinsel bağımsızlığını kaybeden toplumlar, siyasi bağımsızlıklarını da uzun süre koruyamazlar!
İşte bunun için direniş yalnızca cephede verilmez.
Direniş sınıfta başlar.
Kütüphanede büyür.
Atölyede güçlenir.
Ailede kök salar.
Camide ahlak kazanır.
Çarşıda dürüstlükle görünür olur.
Mahkemede adaletle anlam bulur.
Ve nihayet toplumun bütün damarlarına yayılarak bir medeniyete dönüşür.
Bugün Müslümanların en büyük yanılgılarından biri, kurtuluşu yalnızca güçlü liderlerde aramalarıdır.
Oysa tarih bize başka bir hakikati öğretmektedir.
Büyük liderler büyük toplumların içinden çıkar.
Büyük toplumlar ise büyük fikirlerle inşa edilir.
Büyük fikirlerin kaynağı ise vahiydir!
Bu nedenle bizim mücadelemiz, yalnızca iktidarı değiştirme mücadelesi değildir.
Bizim mücadelemiz insanı değiştirme mücadelesidir.
Çünkü insan değişmeden iktidarlar değişse bile adalet kalıcı olmaz.
Kurumlar ve sistem değişmeden yöneticiler değişse bile zulüm farklı biçimlerde yeniden üretilebilir.
Kur’an’ın hedefi de zaten budur.
Yeni bir insan…
Yeni bir şahsiyet…
Yeni bir ümmet…
Ve bu ümmetin omuzlarında yükselecek yeni bir medeniyet…
Bugün Filistin için ağlıyoruz.
Yarın başka bir coğrafya için ağlamayacağımızın garantisi yoktur!
Eğer yalnızca krizlere tepki veren bir ümmet olarak kalırsak, tarih bizi sürekli savunmada bırakacaktır, avare kasnağa dönüştürecektir!
Fakat bilgi üreten…
Bilim geliştiren…
Teknoloji üreten…
Ekonomik dayanışmasını kuran…
Bağımsız düşünce inşa eden…
Ahlakını vahiyden alan…
Ve bütün bunları Allah rızası için yapan bir ümmet olursak,
işte o zaman yalnızca kendimizi değil, insanlığı da yeniden umutla buluşturabiliriz!
Çünkü ümmet, yalnızca Müslümanların iyiliği için kurulmuş bir topluluk değildir.
Kur’an onu “insanlık için çıkarılmış hayırlı ümmet” olarak tanımlar.
Bu ifade, büyük bir sorumluluğu da beraberinde getirir.
Biz medeniyetimizi başkalarına hükmetmek için değil,
insanı kula kulluktan kurtarmak için inşa etmek istiyoruz.
İşte bunun için örgütlenmek zorundayız.
Fakat öfke etrafında değil…
Kişiler etrafında değil…
Partiler etrafında değil…
Mezhepler etrafında değil…
Tevhid etrafında…
Kur’an etrafında…
Adalet etrafında…
Merhamet etrafında…
Ve ümmet bilinci etrafında…
Çünkü dağınık heyecanlar tarih yazamaz.
Fakat tevhid etrafında örgütlenmiş bir ümmet,
yalnızca kendi geleceğini değil,
insanlığın da istikametini değiştirebilir!
İşte bizim çağrımız budur.
Yeni bir slogan değil…
Yeni bir seçim değil…
Yeni bir iktidar değil…
Yeni bir ümmet…
Ve o ümmeti yeniden kuracak olan,
tevhid merkezli örgütlü bir diriliştir.
