Romanya coğrafyasındaki Yahudi varlığı, Antik Çağ’dan Doğu Avrupa’nın komünist rejimler dönemine ve İsrail Devleti’nin kuruluşuna kadar uzanan karmaşık bir toplumsal ve siyasal tarihe sahiptir. Bu tarih; dramatik bir mağduriyet söyleminin ötesinde, 19. ve 20. yüzyıl Doğu Avrupa’sında modernleşme, ulus-devlet inşası, kapitalist dönüşüm ve jeopolitik güç dengelerinin somut bir yansıması olarak incelenmelidir.
Modernleşme ve Ulus-Devlet Sürecinde Yahudi Meselesi
19. yüzyılın ortalarında Eflak ve Boğdan prensliklerinin birleşmesiyle temelleri atılan modern Romanya devleti, Batı Avrupa tipinde bir ulus-devlet yapısı kurmayı hedeflemiştir. Ancak bu süreç, başka coğrafyalarda olduğu gibi yerel toplumsal dinamikler ve etnik yapıyla çelişen ciddi krizleri beraberinde getirmiştir:
Romanya elitleri için “ulus”, ortak din (Hristiyan Ortodoksluk), dil ve soy birliğine dayalı homojen bir topluluk olarak tanımlanmıştır. Çarlık Rusyası ve Avusturya-Macaristan’daki baskılardan kaçarak Boğdan ve Eflak’a göç eden Aşkenaz Yahudileri; farklı dilleri (Yidiş, Almanca), ayrı dinî kurumları ve içe dönük sosyal yapılarıyla “asimile edilemez bir yabancı Unsur” olarak görülmüştür.
1878 Berlin Kongresi ve Dış Müdahale Algısı, Osmanlı-Rus Savaşı sonrası Romanya’nın bağımsızlığı uluslararası kamuoyunca tanınırken, Avrupalı büyük güçler (İngiltere, Fransa, Almanya) bağımsızlık şartı olarak Yahudilere tam vatandaşlık verilmesini dayatmıştır. Rumen siyasi elitleri bu dayatmayı ulusal egemenliğe bir müdahale olarak algılamış; 1866 Anayasası’nın yabancılara vatandaşlığı yasaklayan maddesini esnetmek zorunda kalsa da uygulamada bireysel başvuru şartı getirerek Yahudilerin %99’unu vatandaşlık hakkından mahrum bırakmıştır.
Kapitalist Dönüşüm ve Ekonomik Rekabet: Sanayileşmenin ve kentleşmenin henüz başlangıç aşamasında olduğu Romanya’da, ticari finans, zanaat, perakendecilik ve içki imalatı gibi kentsel ekonomik sektörler büyük oranda Yahudi nüfusun elindeydi. Feodal yapıdan kapitalist serbest piyasaya geçiş sürecinde mülksüzleşen Rumen köylüsü ve zayıf kentsel burjuvazi, Yahudileri tüccar ve tefeci rolü nedeniyle ekonomik şokların doğrudan sorumlusu olarak algılamıştır.
İki Dünya Savaşı Arası Dönem: Aşırı Milliyetçilik ve Güvenlik Tehdidi Algısı
Birinci Dünya Savaşı sonrasında Erdel (Transilvanya), Besarabya ve Bukovina’nın katılımıyla kurulan Büyük Romanya (România Mare), bünyesindeki Yahudi nüfusunu 757.000’e (toplam nüfusun %4,2’si) çıkarmıştır. Bu dönem, siyasal söylemin tamamen radikalleştiği bir evredir:
“Yahudi-Bolşevizm” Miti: Romanya devleti için en büyük dış tehdit doğudaki Sovyetler Birliği idi. Besarabya ve Bukovina’daki Yahudi nüfusun bir kısmının Sol hareketlere sempati duyması veya Rusça konuşması, Rumen devlet aklı tarafından Yahudilerin “Sovyetler lehine çalışan beşinci kol” olarak etiketlenmesine yol açmıştır.
Faşist Hareketlerin Yükselişi: Corneliu Zelea Codreanu önderliğindeki Demir Muhafızlar (Garda de Fier) ve A.C. Cuza’nın Milli Hristiyan Savunma Ligi, anti-Semitizmi doğrudan bir siyasal mobilizasyon aracı olarak kullanmıştır. Eğitimli Rumen gençliği (üniversite öğrencileri, avukatlar, doktorlar), kamusal mesleklerde Yahudilere uygulanan numerus clausus (kota) sistemini savunarak ekonomik kaynakların etnik Rumenlere aktarılmasını talep etmiştir.
İkinci Dünya Savaşı: Devlet Eliyle Yürütülen Sürgün ve Demografik Tasfiye
General Ion Antonescu yönetimi (1940–1944), Nazi Almanya’sı ile ittifak kursa da kendi anti-Semitik politikalarını bağımsız bir devlet stratejisi olarak uygulamıştır. Nazi Almanya’sından farklı olarak Romanya, Yahudi sorununu bir “endüstriyel imha” projesinden ziyade sınır dışı etme, kamulaştırma ve demografik temizlik çerçevesinde ele almıştır:
Yaş Pogromu ve Sürgünler: 1941 yılında Yaş (Iași) kentinde Sovyet ajanı olmakla suçlanan 13.000’den fazla Yahudi katledilmiştir.
Transdinyester Kampı ve Mülksüzleştirme: Besarabya ve Bukovina’dan sürülen Yahudiler, Romanya kontrolündeki Transdinyester bölgesine aktarılmıştır. Kötü yaşam koşulları, tifo ve sistematik infazlar sonucu 270.000 ila 320.000 arasında kişi hayatını kaybetmiştir. Romanya Krallığı içindeki (Eflak ve Güney Boğdan) Yahudiler ise imha kamplarına gönderilmemiştir; bu durum savaş sonrasında yaklaşık 350.000 Yahudinin canlı kalmasını sağlamıştır.
Komünist Rejim ve Devletler Arası İnsan Ticareti (1948–1989)
Savaş sonrası komünist rejimin kurulması, özel mülkiyetin ve serbest ticaretin kaldırılmasıyla geleneksel esnaf/tüccar olan Yahudi toplumunun ekonomik tabanını tamamen yok etmiştir. Bu gelişme, kitlesel göç arzusunu zirveye taşımıştır.
Nicolae Çavuşesku dönemi komünist yönetimi, ulusal vizyonunu dış borçları kapatmak ve döviz rezervi yaratmak üzerine kurgulamıştır. Bu süreçte İsrail Hükümeti ve Mossad ile yürütülen gizli pazarlıklar, Yahudi göçünü devlet için ticari bir avantaja dönüştürmüştür:
İsrail devleti, Romanya’dan çıkış vizesi verilen her bir Yahudi vatandaş için Romanya Komünist Partisi’nin İsviçre bankalarındaki gizli hesaplarına doğrudan 2000 ila 10 000 ABD Doları arası bir bedel ödemiştir. Bu transferlerin yanı sıra İsrail; Romanya’ya tarım teknolojileri, damızlık hayvanlar, sanayi ekipmanları ve özel ticari krediler sağlamıştır.
1948–1989 yılları arasında gerçekleşen bu organizasyonla 300.000’den fazla Yahudi Romanya’dan İsrail’e nakledilmiş, Romanya’daki Yahudi varlığı neredeyse tamamen sona ererken İsrail toplumu yetişmiş nitelikli iş gücü kazanmıştır.
Romanya Yahudilerinin tarihi; dini bir azınlığın dramından öte, Doğu Avrupa’da modern devlet yapısının inşası, etnik milliyetçiliğin kurumsallaşması ve Soğuk Savaş döneminin reel-politiği içinde şekillenen sosyo-ekonomik bir süreçtir. Romanya devleti Yahudileri kriz dönemlerinde ekonomik ve siyasal bir “günah keçisi”, komünizm döneminde ise “döviz girdisi sağlayan bir kaynak” olarak değerlendirmiştir.
Romanya Yahudilerinin İsrail’e nakli, sadece insani veya dini nedenlerle açıklanabilecek bir nüfus hareketi olmanın ötesinde; doğrudan modern ulus-devlet inşası, güvenlik ihtiyaçları ve jeopolitik planlama doğrultusunda yürütülen planlı bir toplum mühendisliği operasyonudur. İsrail Devleti, kuruluş aşamasında ve takip eden Soğuk Savaş yıllarında, varlığını sürdürebilmek için acil bir “demografik çoğunluk” ve “askeri/ekonomik insan gücü” krizini çözmek zorundaydı. Bu doğrultuda Doğu Avrupa’dan Orta Doğu’ya uzanan geniş bir coğrafyada yürütülen kitlesel transferler, devlet aklının önceden kurguladığı nüfus politikalarının doğrudan bir sonucudur.
Her iki operasyon da göstermektedir ki; gerek Yemen’in geleneksel Yahudi toplumunun hava yoluyla taşınması gerekse Romanya’daki komünist rejime ABD Doları ödenerek nitelikli nüfusun “satın alınması”, İsrail Devleti’nin coğrafi ve etnik haritasını sıfırdan tasarlayan pragmatik birer nüfus mühendisliği projesidir. Romanya göçü bu projenin “teknik ve idari beynini”, Yemen göçü ise “demografik harcını ve fiziki iş gücünü” sağlayarak modern İsrail toplumunun heterojen ama devlet eliyle kurgulanmış yapısını ortaya çıkarmıştır.
Not: Fotoğraf, 1940’lı yıllarda (muhtemelen 1945-1947 civarı) Romanya’nın Köstence (Constanța) limanından Hayfa Limanı’na yahudilerin taşınmasına ait.
