04 Kas 26 - Çar 7:00:am
Koyu Açık

Blog Post

Fikir Yorum > Fikir yorum > İngiltere’nin Mısır Siyaseti ve Müslüman Kardeşler: -1-

İngiltere’nin Mısır Siyaseti ve Müslüman Kardeşler: -1-

İstihbarat Temasları, Siyasi Denge ve Soğuk Savaş (1928–1954)

Mısır’da Müslüman Kardeşler’in (İhvan-ı Müslimin) kuruluşunu ve gelişimini yalnızca dinî bir hareketin ortaya çıkışı olarak değerlendirmek, dönemin siyasi ilişkilerini anlamak bakımından yeterli değildir. Hareketin doğduğu 1928 yılında Mısır, İngiltere’nin askerî, ekonomik ve siyasi etkisinin hâlâ belirleyici olduğu bir ülkeydi. Süveyş Kanalı ise İngiltere’nin Hindistan ve Uzak Doğu bağlantısını sağlayan en önemli stratejik geçiş noktalarından biriydi. Bu nedenle İngiliz yönetimi, Mısır’daki siyasi gelişmeleri yerel meseleler olarak değil, imparatorluk çıkarlarını doğrudan etkileyen gelişmeler olarak ele alıyordu.

İngiltere’nin Mısır siyasetinde karşı karşıya olduğu en önemli güçlerden biri, bağımsızlık talebini geniş bir toplumsal tabana taşıyan Vafd Partisi’ydi. Bunun yanında sol ve komünist hareketlerin gelişmesi, saray çevreleriyle milliyetçiler arasındaki mücadele ve ordunun giderek artan siyasi ağırlığı, İngilizlerin ülke üzerindeki etkisini korumasını zorlaştırıyordu. İhvan-ı Müslimin bu karmaşık siyasi ortamda ortaya çıktı ve zamanla İngilizlerin de dikkatle izlediği önemli bir toplumsal ve siyasi aktöre dönüştü.

Kuruluş yılları: İhvan ve Süveyş Kanalı Şirketi

Hasan el-Bennâ, Müslüman Kardeşler’i 1928 yılında Süveyş Kanalı Şirketi’nin faaliyet merkezlerinden biri olan İsmailiye’de kurdu. Şehir, yabancı şirketlerin, Avrupalı yöneticilerin ve Mısırlı işçilerin bir arada bulunduğu, ekonomik ve toplumsal eşitsizliklerin belirgin biçimde hissedildiği bir merkezdi.

İhvan’ın ilk yıllarındaki kurumsallaşması bakımından dikkat çekici hususlardan biri, Süveyş Kanalı Şirketi’nin harekete sağladığı destektir. Şirketin ilk caminin inşasına katkıda bulunduğu ve yerel düzeyde bazı destekler sunduğu, hareketin kuruluş tarihini ele alan araştırmalarda aktarılmaktadır. Bu destek, İhvan’ın ilk dönem faaliyetlerini anlamak açısından önemlidir.

1940’lı yıllar: İngiliz istihbaratının İhvan’a ilgisi

İngilizlerin İhvan’la ilişkilerinin daha belirgin hâle geldiği dönem 1940’lı yıllardır. İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Mısır’da milliyetçi hareketlerin güçlenmesi, sol örgütlerin yayılması ve İngiliz askerî varlığına karşı tepkilerin artması, İngiliz yönetimini yeni siyasi arayışlara yöneltti.

Bu dönemde İhvan’ın komünist ve sol hareketlere karşı tutumu, İngilizlerin dikkatini çeken unsurlardan biriydi. Hareketin geniş toplumsal tabanı ve örgütlenme kapasitesi, onu Mısır’daki siyasi dengeleri etkileyebilecek bir güç hâline getiriyordu. İngilizler de bu potansiyeli kendi çıkarları açısından değerlendirmeye çalışıyordu.

İngiliz arşivlerine dayanan araştırmalarda, 1943 yılında istihbarat çevrelerinin İhvan’la gayriresmî ilişkiler kurulmasını önerdiğine ilişkin bilgiler bulunmaktadır. 1946 yılında İngiliz diplomat Walter Smart’ın Hasan el-Bennâ ile görüşmesi de bu temasların önemli örneklerinden biri olarak aktarılmaktadır. İngiliz tarafının para ve iş birliği konularını gündeme getirmesi, İhvan’ın yalnızca izlenen bir örgüt değil, gerektiğinde ilişki kurulabilecek bir siyasi aktör olarak değerlendirildiğini göstermektedir.

Bu temasların arkasındaki temel hesap, İhvan’ın komünizme karşı toplumsal bir güç olarak kullanılabilmesi ve Mısır’daki milliyetçi hareketlerin oluşturduğu siyasi baskının dengelenmesiydi. Ancak İhvan, kendi ideolojik hedefleri, liderliği ve toplumsal tabanıyla bağımsız bir siyasi hareketti. İngiliz karşıtı söylemi ve Filistin meselesindeki tutumu da bu ilişkinin sınırlarını belirliyordu.

İhvan’ın güçlenmesi ve gizli aygıtı

1940’lı yıllarda İhvan, dinî eğitim ve sosyal yardım faaliyetlerinin ötesine geçerek geniş bir siyasi örgütlenmeye ulaştı. Bu gelişmeyle birlikte hareketin içinde farklı yöntemleri benimseyen gruplar ve yapılar ortaya çıktı. Bunların en tartışmalı olanı, hareketin özel veya gizli aygıtı olarak bilinen yapılanmaydı.

Gizli aygıt, İhvan’ın siyasi mücadelesinde zaman zaman şiddet yöntemleriyle ilişkilendirildi. Bu durum hareketin Mısır devletiyle ilişkilerini de sertleştirdi. 1948 yılında Başbakan Mahmud Fahri Nokraşi Paşa’nın öldürülmesi, bu sürecin en önemli kırılma noktalarından biri oldu.

Nokraşi Paşa suikastının ardından Mısır yönetimi İhvan’ı kapattı ve çok sayıda mensubunu tutukladı. Hasan el-Bennâ ise 12 Şubat 1949’da Kahire’de öldürüldü. Böylece hareket, kuruluşundan itibaren genişlemesini sağlayan siyasi ve toplumsal ortamdan uzaklaşarak ağır bir baskı dönemiyle karşı karşıya kaldı.

Bu olayları değerlendirirken Mısır devletinin güvenlik politikalarıyla İngiliz istihbaratının faaliyetlerini birbirine karıştırmamak gerekir. Saray çevreleri, siyasi polis ve devlet kurumları İhvan’ın faaliyetlerini kendi siyasi ve güvenlik hesapları doğrultusunda izliyor, zaman zaman hareketi sınırlandırmaya veya etkisizleştirmeye çalışıyordu.

1952 Devrimi: İngiliz etkisinin gerilemesi ve yeni çatışma

23 Temmuz 1952’de Hür Subaylar hareketinin gerçekleştirdiği askerî darbe, Mısır’ın siyasi tarihinde yeni bir dönemi başlattı. Kral Faruk’un devrilmesi ve monarşinin sona ermesi, İngiltere’nin uzun yıllar boyunca saray ve geleneksel siyasi çevreler üzerinden kurduğu nüfuz ilişkilerini zayıflattı.

Hür Subaylar hareketinin öne çıkan isimlerinden Cemal Abdünnasır’ın yükselişi, Mısır’ın İngiliz etkisinden uzaklaşma sürecini hızlandırdı. Süveyş Kanalı üzerindeki egemenlik mücadelesi ve İngiliz askerî varlığının sona erdirilmesi yönündeki adımlar, iki ülke arasındaki ilişkileri daha da gerdi.

İhvan, yeni yönetimle başlangıçta belirli ilişkiler kurmuş olsa da kısa süre içinde Nasır yönetimiyle karşı karşıya geldi. 1954 yılında hareketin yasaklanması ve çok sayıda mensubunun tutuklanması, İhvan’ın Mısır’daki siyasi faaliyetlerini ağır biçimde sınırlandırdı. Bazı mensuplarının ülke dışına çıkması ve başka ülkelerde yeni siyasi ve dinî ağlar oluşturması da hareketin sonraki tarihini etkileyen gelişmeler arasındaydı.

Bu gelişmeler aynı zamanda İngiltere’nin Mısır’daki geleneksel nüfuz yöntemlerinin eski biçimiyle sürdürülemeyeceğini gösteriyordu. Artık ülkenin siyasi geleceğini belirleyen temel aktör, saray ve İngiliz yönetimi arasındaki geleneksel ilişkiler değil, ordu merkezli yeni iktidar yapısıydı.

(Devam edecek)

Yorum Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir