Hikmet Kıvılcımlı’yı okumuştum bir zaman; bu adam tam bir idealist. Fikrinin namusunu taşımış. Akıllı. Faris biri. Nerde durduğunu, neye karşı olduğunu biliyor. Başına gelebilecek ve olabilecek her şeye hazırlıklı. Hiçbir şeyden veya zorluktan şikayetçi değil. İşine bakmış yürümüş. Bu nedenledir ki ömrünün neredeyse yarısı takip, gözaltı, cezaevi ve işkencelerle geçmiş.
Çok okumuş ama rastgele değil, okunması gerekenleri okumuş. Dünya tarihi, siyaset tarihi, iktisat tarihi, İbn Haldun bunlardan. Onca meşguliyeti, faaliyetleri arasında okumaya nasıl vakit bulmuş, inanamazsınız. Çünkü aynı zamanda hem doktor, hem örgütçü, hem militan, hem dai. Siyer yazmış, Kur’an meali var. Hz. Muhammed’i tanımış..
Bunları okumak ve tanımak insana ne kazandırır? Hayatı, insanı, şahsiyeti, devleti, toplumu ve sistemi. İyi kötüyü. Doğru yanlışı. Zamanın ruhuna teslim olmamayı.. Bu meseleleri anlamak için çok yararlıdır; çünkü bu sayılanların asıl yüzünün ne olduğunu görüyorsunuz. Nerde duracağınızı biliyorsunuz. Dünyada neler olup bittiğini iyi anlıyorsunuz. Ruhunuzu satmadıysanız bir taraf oluyor, adanıyorsunuz.
Kıvılcımlı diyor ki:
“Türkiye’nin ilk gizli komünist partisiyiz. Örgütün başında üç kişiyiz; bizi diğerleri bile bilmiyor, ben liderim, yeminliyiz…”
Sonradan öğrendim ki meğer diğer iki kişi MİT elemanıymış. Bu ikisi bir şekilde Rusya’ya kaçtı/kaçırıldı ve onları orada saygıyla ağırladılar. Türkiye’de komünist öncülerdiler! Türkiyedekilerse onların yaptıkları hizmetin mükafatını vermiş olmalılar! Demek ki her kaçanın/kaçırılanın başka hikayesi var!
Cezaevindeyken Nâzım Hikmet’e büyük dersler verir. Nâzım şairlikle meşhur olmaya başlayınca, ona “bundan sonra senden şair olmaz; artık şair olmak işin şiir yazıyorsun, kendini toparlamazsan senden bir bok olmazsın” der. Nâzım buna çok saygı duyar, hep nasihat ister ondan. Bir gün koğuşa çilli, liseli bir genç ve sarışın bir oğlanla gelir Nazım; Kıvılcımlı ile tanıştırmak istiyor. Dışardakiler söylemişler. Kemal Tahir’miş adı.

Nâzım Hikmet, Kemal Tahir ve Hikmet Kıvılcımlı.
Kıvılcımlıdan bahsederken şurası çok önemli: 1960’larda, 70’lerde silaha sarılan, gerillacılık yapan, adam kaçıran, banka soyan solcu gençlerin CIA’in tezgahına düştüğünü söyler. Bugün solcuların kahramanlarının çoğu aslında ya MİT ya da CIA adamı olduğunu ti o zaman haber vermiş..
Bunları niye yazıyorum? “Bizden” değiller, ayrı dünyalardayız, bize ne denmemeli. Benzer dava peşine düşenler, şahsiyet kazananlar, kötünün müsebbibi sistemle hesaplaşmayı düşünenler için değişmeyen şeyleri onlarla anlıyoruz. Bunların başından geçenlerin çok daha hafifi, İslamcıların da başından geçti, geçiyor ve geçecek. Ortak yanları var çünkü..
Cemaatler, Sloganlar ve Gerçekler
Cemaatlerde, derneklerde, gizli toplantılarda devlete çalışan eksik olmaz. A. Dilipak’tan teyitlidir, Ercüment Özkan’dan da duymuştum: MNP kuruluş aşamasında “çok gizli” toplantılar yapılır, özel bir evde! Meğerse o daire MİT’in özel donanımlı dairesiymiş! Ben söylemiyorum, şahitleri anlatıyor.
Bu işlerde böylesi işler doğaldır, çok da önemli değildir ve büyütmemek lazım ama bilinmeli; çünkü devlet devletliğini her daim yapacaktır. Yoksa niye devlettir?
Kendimizi Kaf Dağı’nda görmeyelim. Her şey bizimle başlayıp bitmiyor. Varsa yoksa biziz havası boş havadır!
Ben “onlardan” çok şey öğrendim, ama bi mesele var ki en önemlisidir:
Her kim boyundan büyük laflar ediyorsa, insanları gaza getiriyorsa, sloganlarla bir yerlere sürüklüyorsa, büyük mücahitlik taslıyorsa, dinde aşırı hassasiyet gösteriyorsa, olmayacak işlerden bahsediyorsa, “dava” diye ahlakı edebi geçiştiriyorsa, hele ki işe silahı falan karıştırıyorsa bilinsin ki… Ya salaktır (ki bu düşük ihtimaldir) ya da ajandır (ki bu hiç şaşmaz).
Kendi halinde, özelinde, dost sohbetlerinde ömür tüketenler için bu anlattıklarım nafiledir, unutup gitsinler. Annelerinin çocuğu olarak kalsınlar. Bunların bu taraklarda bezi olmaz çünkü. Ama bunları da bir gün bir yerlere, bazı işlere çağırırlarsa, bunlar da gitmemezlik etmesinler ama bu yazdıklarımı da akıllarında tutsunlar. Ölçsünler, biçsinler.. Öne çıkmak ve liderlik etmek isteyenler, ortalamanın üstünde becerisi ve donanımı olanlar, insanlarla iş yapmak ve yük paylaşmak için harekete geçenler için bu yazdıklarım önemlidir, kulaklarına küpe olsun.
Müslümanlar peygamberlerinin hayatını bilmiyor. Bu kafayla okusa da anlamayacaktır zaten. Salihlerin hayatlarını tanımıyor. Bari farklı amaçları olan ama aynı şeylerle karşılaşanları tanısın. Solcu sağcı feminist ayırt etmesin.
Türkiye bir İran, bir Gazze, bir Lübnan olmayacak. Türkiye’dekilerin beyinleriyle oynayarak bu işi çoktan hallettiler. Üstelik bunun büyük kısmını devlet yapmadı; ruhlarını teslim etmiş, köleleşmiş İslamcılar yaptı. Ama bu hal çok sürmez, bir nesillik iştir. Her şey aslına rücu eder çünkü.
28 Şubat’ta bazı İslamcıları içeri aldılar. Dışarıdan bakınca büyük mücahitlerdi bazıları. Onlardan birinden dinlemiştim; içeri alınanların çoğu dışarıya anlaşmalı olarak çıktı ve eylemci liderler olarak tezgahı büyüttüler. İbretliktir, unutulmaya..
Bizim Müslümanlar her şeyi güllük gülistanlık zanneder, büyük işlere kalkışır ama işler için hazırlıklı değildir. Bazıları bir iki şeye şahit olur, tövbe edip içine kapanır. Çünkü ne insanı tanıyor ne hayatı, ne devleti tanıyor ne de sistemi. “Dava” dedikleri, üzerinde hiç düşünülmeyen gizemli bir slogan; “mücadele” dedikleri ise bir heves, bir teşvikten ibaret. Ne için olduğunu sorgulayacak akıl fazla yok. Şayet yanılıyor olsaydım bugüne gelmezdik; çok daha iyi bir pozisyonda, çok daha esaslı şeyleri konuşuyor ve yapıyor olurduk..
