İlk iki meselede azimet ve ruhsat kavramlarının şer’i temelini ve İslam hukukunun genel kolaylaştırma ilkesini ele aldıktan sonra, bu hükümlerin bireysel düzlemdeki pratik yansımalarına bakmamız gerekir. Bu bağlamda Üçüncü Mesele, ruhsatların herkes için tek tip ve sabit bir kalıp olmadığını, aksine tamamen bireysel ve göreceli (izafi) olduğunu ortaya koymaktadır.
ÜÇÜNCÜ MESELE: Ruhsatların Göreceliği (İzafiliği)
Ruhsatlar asli (herkes için aynı ve sabit) değil, izafidir (görecelidir). Yani bir ruhsatı kullanıp kullanmama konusunda her mükellef kendi vicdanıyla baş başadır ve kendi durumuna göre karar vermek (kendi fetvasını vermek) durumundadır. Ancak mutlaka uyulması gereken kesin bir şer’i sınır varsa, o zaman durum değişebilir.
Bu konunun daha net anlaşılması için meseleyi üç temel açıdan inceleyebiliriz:
1. Zorluğun (Meşakkatin) Kişiye ve Şartlara Göre Değişmesi
Ruhsatların temel sebebi meşakkat, yani zorluktur. Ancak zorluk; insanın güçlü veya zayıf oluşuna, bulunulan ortama, kişinin azimli olup olmamasına, zamana ve işin niteliğine göre değişir.
- Şartların Farklılığı: Güvenli bir ortamda, arkadaşlarıyla birlikte, rahat bir binek üzerinde ve kışın kısa günlerinde yapılan bir günlük yolculuk ile; tehlikeli ve ağır şartlar altında yapılan bir yolculuk aynı zorlukta değildir. Dolayısıyla bu iki yolculukta namazı kısaltma ve oruç tutmama ruhsatlarının uygulanışı da farklılık gösterecektir.
- Karakter ve Dayanıklılık: İnsanların yaratılışları ve sabır eşikleri farklıdır. Kimi güçlü ve çöl şartlarına alışkın insanlar için yolculuk sıradan bir durumdur; hiçbir sıkıntı duymadan ibadetlerini tam ve vaktinde yapabilirler. Kimi insanlar ise tam aksine dayanıksızdır; açlığa, susuzluğa veya korkuya tahammül edemezler. Aynı durum namaz, oruç ve cihad gibi sorumluluklar karşısında hastaların durumu için de geçerlidir.
Sonuç: Zorluğun herkes için geçerli, tek tip bir tarifi veya matematiksel bir sınırı yoktur. Bu yüzden Kanun Koyucu (Şari’ Teala), zorluğun bizzat kendisini değil, onun bulunma ihtimalinin yüksek olduğu seferilik (yolculuk) gibi durumları hukuki gerekçe (illet) saymıştır. Yolculukta namazı kısaltma veya oruç tutmama kararını ise kulun kendi vicdanına bırakmıştır. Aynı durum hastalık için de geçerlidir; bir hastanın rahatça yapabildiği bir şeyi, aynı hastalığa sahip başka biri yapamayabilir. Dolayısıyla ruhsatlar tamamen kişiye özel ve görecelidir.
2. Psikolojik Faktörler ve İçsel Motivasyon (Saik)
Kişiyi bir işe sevk eden içsel motivasyon, başkalarına çok ağır gelen bir yükü o kişi için çok hafif kılabilir.
- Bunun en belirgin örneği âşıklardır. Âşıklar sevgililerinin hoşnutluğunu kazanmak için normalde katlanılamaz olan pek çok zorluğa isteyerek katlanırlar, uzun süre sabrederler ve bu zorluklardan şikayet etmek bir yana, onlardan zevk ve haz alırlar.
- Aynı zorluklar dışarıdan bir göz için büyük bir işkence ve azap gibi görünürken, motive olmuş kişi için bir nimet haline gelir. Bu durum, zorluk algısının kişiden kişiye ve niyetlere göre ne kadar değişebileceğinin en net kanıtıdır.
3. Nakli Deliller ve Visal Orucu Örneği
Zorluğun göreceli olduğuna dair dini deliller (nasslar) mevcuttur. Örneğin; peş peşe, hiç iftar etmeden birkaç gün oruç tutmak (visal orucu) ve tüm zamanı ibadetle geçirmekle ilgili hadisler bu durumun delilidir.
- Hz. Peygamber (s.a.v.), ümmetine duyduğu merhametten dolayı zorlayıcı ibadetleri yasaklamış ve kolaylığı emretmiştir.
- Ancak onun vefatından sonra bazı abidler, bu yasağın gerekçesi olan “zorluk ve bitkin düşme” durumunun kendileri için geçerli olmadığını bildiklerinden visal orucu tutmaya devam etmişlerdir. Bu ibadetin kendilerini günlük işlerinden veya manevi sorumluluklarından alıkoymadığını, kendilerine ağır gelmediğini belirtmişlerdir.
İTİRAZ VE CEVAPLAR
Karşı Tarafın İtirazı
Ruhsatların meşru kılınmasında temel alınan zorluk (harac) mantıken sadece iki şekilde olabilir:
- Aşırı Zorluk: Kulun ibadete odaklanmasını engelleyecek veya ibadeti emredildiği gibi yapmasına izin vermeyecek kadar büyük bir zorluktur. Eğer durum buysa, bu zorluğu ortadan kaldırmak (yani ruhsatı uygulamak) zaten vacip (zorunlu) veya mendup (tavsiye edilen) bir emir haline gelir. Bir şey emir haline gelirse, o artık serbestlik bildiren bir “ruhsat” değil, kesin bir hüküm (azimet) olur.
- Normal Zorluk: Kulun sabrı ve azmi karşısında yenilen, her normal amelde bulunan hafif zorluklardır. Bu tür hafif zorluklar ise zaten ruhsat gerektirmez.
Her iki durumda da ortada “ruhsat” diye bir kategori kalmamaktadır. Ruhsatın varlığı konusunda ise İslam alimlerinin icması (ortak kararı) vardır; dolayısıyla sizin bu “görecelik” savunmanız teoride bir tutarsızlık yaratmaktadır.
Bu İtiraza Verilen Cevaplar
Bu itiraz iki temel açıdan geçersizdir:
- Birinci Açı: Bu mantık tersine çevrildiğinde tüm ruhsatları ya vacip ya da mendup kılacaktır ki bu durum fıkıh usulünün bütününe aykırıdır. Ayrıca zorluk sadece bu iki seçenekten ibaret değildir; bir üçüncü yol daha vardır: Zorluk vardır, kul bu zorlukla karşılaşmıştır ancak bu zorluk onun ibadetini tamamen bozacak boyutta değildir; kul da henüz havlu atmamıştır. İşte ruhsatın tam olarak mübah (serbestlik) niteliği kazandığı yer burasıdır. Kişi dilerse azimeti seçer dilerse ruhsatı kullanır.
- İkinci Açı: Şeriatın ruhsatlardaki kolaylaştırma talebi, sırf “ruhsat uygulansın” diye değildir. Asıl amaç, kulun azimeti yerine getirmeye çalışırken aşırı zorlanıp dünyevi veya ahireti işlerinde bir ihlale/aksamaya sebebiyet vermesini önlemektir. Nitekim çok sıkışık durumdayken veya sofrada yemek hazır beklerken namaza durmanın hoş karşılanmaması, ibadetin kalitesinin ihlal edilmesini önlemek içindir.
Özetle: Ruhsat, özü itibariyle kulun tercihine bırakılmış bir asli ibaha (serbestlik) alanı olarak kalmaya devam eder ve şeriat sisteminden tamamen kaldırılması söz konusu değildir. Kul, kendi iç dünyasında ve içinde bulunduğu şartlarda bu dengenin fetvasını kendisi verir.
Allahu a’lem (En doğrusunu Allah bilir).
