Ekollerinin Siyasal Karşılıkları :
Makalede sayılan bu dört usûl ekolünün çok net siyasal karşılıkları, devlet bazında karşılık buldukları rejimler ve küresel/bölgesel egemen güçler tarafından (jeopolitik çıkarlar doğrultusunda) desteklenen tarafları vardır.
İslam coğrafyasındaki dini yorumlar hiçbir zaman siyasetten bağımsız gelişmemiştir. Batı dışı toplumları “modernleştirme”, “radikalizmle mücadele” veya “statükoyu koruma” stratejileri bu ekollerin arkasındaki siyasi motivasyonları oluşturur.
Ekollerin siyasal haritasını ve egemen güçlerle olan ilişkilerini şu şekilde çıkarabiliriz:
1. Çağdaş Akılcı Ekol ve Modernist Ekol: “Aydınlanmacı” Devlet Elitleri ve Batı Dünyası
Bu iki ekol, özellikle ulus-devlet inşa süreçlerinde seküler veya modernleşmeci devlet elitleri ve Batılı egemen güçler (ABD ve AB stratejik düşünce kuruluşları) tarafından en çok desteklenen akımlardır.
Siyasal Karşılığı: Türkiye’nin erken Cumhuriyet dönemi modernleşmesi, Mısır’da Enver Sedat ve Hüsnü Mübarek dönemlerinin devlet güdümlü dini söylemleri, Tunus’ta Habib Burgiba rejimi bu ekollerin siyasi alandaki pratik yansımalarıdır. Amaç; kamusal alanı, hukuku ve eğitimi sekülerleştirirken, dinin toplumsal muhalefet üretmesini engellemek ve onu “bireysel vicdan” veya “rasyonel bir ahlak” seviyesine çekmektir. Böylece modern ulus devlet kuruluşu sağlam bir zemine oturtulmuş olacaktır.
Egemen Güçlerin Desteği: Özellikle 11 Eylül saldırılarından sonra ABD merkezli RAND Corporation gibi stratejik düşünce kuruluşlarının yayımladığı raporlarda (Örn: Civil Democratic Islam raporu), İslam dünyasındaki radikalizmle mücadele için “Modernistler” ve “Aydınlanmacı İslamcılar” açıkça desteklenmesi gereken müttefikler olarak ilan edilmiştir. Fonlanan akademik kürsüler, uluslararası sempozyumlar ve medya görünürlüğü ile metin eleştirisi yapan (Arkoun, Hasan Hanefî vb.) isimlerin önü açılmıştır. “Resmî İslam”, “Devlet Güdümlü Modernleşme” veya Batı merkezli stratejik literatürde “Ilımlı İslam’ın İnşası” olarak adlandırılır. Temel mantık; dinin epistemolojik (bilgisel) yapısını rasyonelleştirip metin eleştirisine tabi tutarken, siyasal yapısını da ulus-devletin sınırları içinde ehlileştirmektir.
Birkaç Örnek:
The Washington Institute for Near East Policy (WINEP): Özellikle Türkiye, Mısır ve Ürdün’deki dini hareketlerin devlet kontrolünde kalması ve laik/seküler elitlerle entegrasyonu üzerine çok sayıda politika belgesi üretmiştir.
Ford Foundation ve Rockefeller Foundation: İslam dünyasındaki “ilerici”, “feminist” ve “liberal” İslami okumaları, metin eleştirisi yapan akademik projeleri ve “İslam ve Demokrasi” temalı uluslararası sempozyumları Soğuk Savaş’tan itibaren fonlayan en büyük küresel vakıflardır.
Stiftung Wissenschaft und Politik (SWP – Almanya): Avrupa ayağında, özellikle Kuzey Afrika (Tunus, Fas) ve Türkiye eksenindeki dini modernleşme pratiklerini “Avrupa İslamı” veya “Uyumlu İslam” bağlamında raporlaştıran Alman devlet destekli en önemli düşünce kuruluşudur.
Bu ekolün bayraktarlığını yapanların bir kaçı: Nasr Hâmid Ebû Zeyd (Mısır), Fazlur Rahman (Pakistan / ABD), Abdülkerim Süruş – İran, Muhammed Abid el-Cabirî (Fas), Cevdet Said (Suriye),…
Fas Kralı VI. Muhammed: RAND raporlarının idealize ettiği “Devlet Güdümlü Sufizm” modelini en iyi uygulayan liderdir. Mısır El-Ezher Kurumu ve Evkaf Bakanlığı: Enver Sedat ve Mübarek (ve günümüzde Sisi) dönemlerinde, hutbelerin tek merkezden yazılması, devlet politikalarına aykırı fetva verenlerin tasfiye edilmesi işlevini yürütmüştür. Devlet güdümlü din söyleminin kurumsal fabrikasıdır. Endonezya’da “Sarekat Islam” ve Nahdlatul Ulama (NU): Dünyanın en büyük Müslüman organizasyonu olan NU, devletin resmi ideolojisi olan Pancasila (seküler, çok kültürlü devlet felsefesi) ile uyumlu, “İslam Nusantara” (Takımada İslamı) kavramını geliştirmiştir. Batı strateji merkezleri tarafından küresel çapta örnek gösterilen bir “ılımlı sivil İslam” modelidir. Türk islamı gibi…
Sonuçta dinin aşkın ve kamusal iddialarından arındırılarak ulus-devletlerin hukuk, eğitim ve siyaset çarklarına uyumlu hale getirilmesi hedefinde birleşir. Bu projede ulema “mürteci/gerici”, sufizm ve tarihselci modernizm ise “ilerici/müttefik” olarak konumlandırılır.
