04 Haz 26 - Per 7:00:am
Koyu Açık

Blog Post

Fikir Yorum > Fikir yorum > Usûl-i Fıkhın Yenilenmesi Tartışmalarının Siyasal Karşılıkları -3

Usûl-i Fıkhın Yenilenmesi Tartışmalarının Siyasal Karşılıkları -3

2. Realist Ekol: “Siyasal İslam”, İhvan ve Devrimci Hareketler

İslam dünyasındaki geleneksel monarşilere ve seküler diktatörlüklere muhalif olan kitlesel siyasi hareketlerin resmi ideolojisi haline gelmiştir. Bu ekolün siyasi karşılığı örneği olarak Müslüman Kardeşler (İhvan-ı Müslimin) hareketi ve Sudan’daki Hasan et-Turâbî liderliğindeki Ulusal İslami Cephe söylenebilir. Yusuf el-Karadâvî uzun yıllar İhvan’ın fıkhi akıl hocalığını yapmıştır.

Bir dönem Katar ve AK Parti dönemi Türkiye’si, bu ekolün (fıkıhta kolaylaştırma, çağdaş meselelere hızlı realist çözümler üretme, demokratik parlamenter sistemi meşrulaştırma, fıkha uydurma) siyasi ve medya hamisi olmuştur.

Batı ve Körfez bloku (Suudi Arabistan, BAE) bu ekolü devlet düzenlerini tehdit eden, kitleleri mobilize edebilen rasyonel/devrimci bir “Siyasal İslam” tehlikesi olarak görmüş ve tasfiye etmeye çalışır.

Realist/Siyasal İslam ekolü, Batı modernitesinin ürünü olan “ulus-devlet” modelini yapısal olarak hiç sorgulamadan kabul etmiştir. İslam’ın ahlaki ve toplumsal iddialarını, yukarıdan aşağıya toplumu dizayn eden ceberut modern devlet eliyle hayata geçirmeye çalışmışlardır.

İslam, toplumu dönüştüren ilahi bir çağrı olmaktan çıkarılıp, modern devletin bürokratik, askeri ve hukuki gücünü ele geçirmek için bir “ideolojiye” dönüştürülmüştür. Devlet, dine hizmet eden bir araç olmaktan çıkmış, din devletin aracı haline gelmiştir.

Siyasi ittifaklar kurmak, seçimi kazanmak veya devlet yönetiminde kalabilmek için fıkıh bir meşrulaştırma aparatına dönüşür. Dün haram veya kabul edilemez denilen bir siyasi/ekonomik tutum, bugün “devletin ve hareketin maslahatı” denilerek fıkhi kılıflarla helalleştirilebilir. Bu durum, toplum nezdinde dinin evrensel ahlaki ilkelerinin aşınmasına ve şeriat kavramının içinin boşalmasına yol açar.

Bu anlayışa hamilik yapan güçler kendi ulusal çıkarı gereği bir başka ülkeyle anlaştığında veya politika değiştirdiğinde, arkasındaki dini hareket de söylem değiştirmek zorunda kalır. Suriye, Libya veya Mısır’daki “devrimci” söylem, devletler arası gizli diplomatik pazarlıkların masasına meze edilir. İslam, bölge içi nüfuz savaşlarında (Körfez-Türkiye-İran rekabeti gibi) bir jeopolitik aparat haline getirilmiştir.

Realist Siyasal İslam ekolü, geleneksel statükoya (monarşilere/diktatörlüklere) karşı kitleleri mobilize etme başarısı gösterse de; modern devletin doğasını, gücünü ve aygıtlarını ele geçirme hırsıyla İslam’ın ahlaki, sivil ve bağımsız özünü zedelemiştir. İslam, toplumsal vicdanın ve adaletin sesi olmak yerine; devletlerin güç devşirdiği, TV ekranlarında popülerleştirilen ve siyasi elitlerin iktidarını konsolide eden bir ideolojik aygıta dönüştürülerek bizzat modern devlet tarafından araçsallaştırılmıştır.

3. Tarihselcilik Ekolü: Seküler Akademik Alan ve “Post-İslamist” Projeler

Tarihselcilik, kitlesel bir halk hareketine dönüşmekten ziyade, akademik elitler ve dinin kamusal iddialarını tamamen bitirmek isteyen siyasi yapılar tarafından kullanışlı bulunmuştur.

Doğrudan kitlesel bir partisi yoktur ancak seküler ve liberal siyasi partilerin felsefi arka planına hizmet eder. Dinî hükümlerin (kamu hukuku, ceza, miras, kadın hakları) 7. yüzyıla ait olduğunu savunmak, modern seküler yasaların meşruiyetini İslam felsefesi içinden kanıtlamanın en kestirme yoludur.

Batı akademisi (özellikle oryantalizm ve hermeneutik kürsüleri) tarihselci yaklaşımlara büyük alan açmıştır. İslam hukukunun evrensellik iddiasını kırdığı için, egemen küresel güçlerin “İslam’ı reforme etme” ve onu Protestanlaştırarak tamamen etkisizleştirme (kamusal iddialarından arındırma) projeleriyle birebir örtüşmektedir.

Küresel ölçekte Fazlur Rahman, Nasr Hamid Ebu Zeyd ve Muhammed Arkoun gibi düşünürlerin teorize ettiği bu akım; Türkiye’de akademide Ankara Okulu çizgisi, yayıncılıkta Ankara Okulu Yayınları, isim olarak ise Mustafa Öztürk, Ömer Özsoy ve İlhami Güler gibi ilahiyatçılar üzerinden sivil ve akademik bir kürsü geleneği olarak varlık göstermektedir.

4. Eksik Parça: “Gelenekçi / Selefî / Statükocu” Usûlün Siyasal Gücü

Makalede yenilikçi dört ekol sayılmıştır ancak bugünkü egemen güçler tarafından desteklenen en büyük siyasi yapı, bu yenilikçi ekollerin tam karşısında duran “Gelenekselci-Muhafazakar” ve “Medhâlî/Camî Selefîlik” çizgisidir.

Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Mısır (Sisi rejimi). Bu devletler, yukarıda sayılan Realist Ekolün (Siyasal İslam’ın) demokratik ve devrimci söylemlerini yıkmak için fıkıh usûlünde yenilenmeye tamamen karşı çıkan, “baştaki yöneticiye (zalim de olsa) mutlak itaat” fıkhını savunan gelenekçi veya itaatkar Selefî din adamlarını milyarlarca dolarlık fonlarla desteklemektedir. BAE’nin kurduğu “Müslüman Topluluklarda Barışı Yayma Forumu” gibi yapılar, statükoyu korumak adına makâsıd ve maslahat kavramlarını manipüle ederek mevcut diktatörlükleri meşrulaştırmaktadır.

Dünya genelinde bu statükocu usûl, genellikle monarşilerin bekasını korumak ya da devrimci halk hareketlerini bastırmak amacıyla kurumsallaştırılmıştır. En net örneklerinden biri olan Suudi Arabistan’daki resmi dini bürokrasi (Kibar-ı Ulema) ve onun uç bir yorumu olan Medhalilik, mevcut devlet başkanına mutlak itaati dinin şartı sayarak Arap Baharı gibi süreçlerde sokak gösterilerini “fitne ve haram” ilan etmiştir. Benzer şekilde Mısır’daki tarihi El-Ezher kurumu da fıkhi derinliğine rağmen modern dönemde devlet nizamının koruyucusu haline gelmiş; 2013’teki askeri darbe sırasında Ezher Şeyhi Ahmed et-Tayyib’in darbe lideri Sisi’nin yanında konumlanarak sürece “kamu maslahatı” üzerinden fıkhi meşruiyet sağlaması bu durumun somut bir göstergesi olmuştur.

Türkiye’de ise bu usûl, kamusal nizamı korumayı önceleyen cumhuriyet bürokrasisi ve devletle barışık sivil-tasavvufi yapılar üzerinden işlemektedir. En büyük kurumsal güç olan Diyanet İşleri Başkanlığı, Hanefi fıkıh geleneğinin “kamu düzeni” hassasiyetini temel alarak kriz dönemlerinde hutbeler ve fetvalar yoluyla toplumsal nizamı, sabrı ve birliği telkin eden resmi bir istikrar aygıtı olarak işlev görür. Sivil alanda ise Menzil ve İsmailağa gibi köklü geleneksel yapılar, fıkhi ve tasavvufi kültürlerindeki “devletin sürekliliği ve kaosun önlenmesi” fikri gereği radikal muhalif İslami hareketlere veya sokak eylemlerine kesinlikle mesafe koyar; her dönemde nizamın yanında durarak kendi sivil, vakıf ve eğitim alanlarını koruma maslahatını gözetirler.

İster sivil cemaat ister resmi fetva kurulu olsun; Gelenekçi/Statükocu usûlün elindeki en büyük siyasal argüman “Kaos, zalim yönetimden daha kötüdür” (Fitne fıkhı) düsturudur. Bu güç, her dönemde egemenlerin kitleleri kontrol altında tutmasını sağlayan en konforlu yönetim enstrümanı olmuştur.

Yorum Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir